Ahiret Günü 01

 

ABDÜLKADİR MUTLAKU’R-RAHBAVİ

 

 

AHİRET GÜNÜ

 

 

Tercüme:

 

Ahmet SERDAROĞLU                   Lütfi ŞENTÜRK

Diyanet İşleri Başkanlığı                Ankara Müftüsü

    Teftiş Kurulu Üyesi                                                            

 

Nur Yayınları No: 13

 

Altıncı Baskı

 

Kapak: Hüsnü ZÜBER

 

HER HAKKI MAHFUZDUR

 

Hacı bayram Caddesi No: 10

Gaye Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.

11 39 50 – 10 68 20 – ANKARA

 

1983

 

 

 

Word Dosyası Olarak Hazırlayan: Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

 

Ahiret Günü

 

Önsöz

 

Bizi hidayete ulaştıran kalem ve dilimizle İslamiyet’e muvaffak kılan Allahû Teâlâ’ya hamd eder; açık delilleri ile Allah’a giden yola bizi hidayet eden Muhammed (s.a.v.) ‘e O’nun Al ve Ashabına ve iyilikte bunlara uyanlara salât ve selam ederim. Bundan sonra bilmiş ol ki:

 

İmanın sıhhati için, Ahiret gününe inanmak şarttır. Ahiret gününü inkâr veya bundan şüphesi olan bir kimse, ihtilafsız olarak imandan ayrılmış bir kâfirdir.

Kuran-ı Kerim, pek çok Ayet’leriyle o günün şiddeti ve dehşetinden bizleri korkutmuştur. Bu Ayetlerden bazıları şunlardır:

 

“Öyle günden sakının ki (hepiniz) o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara, haksızlık edilmeyecektir.” (El-Bakara 283)

 

“Ey insanlar, Rabbiniz (in azabın) dan sakının. Çünkü o saatin zelzelesi büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün emzikli her (kadın kendi başının derdiyle) emzirdiğini unutup geçer, yüklü her (gebe kadın) yükünü (çocuğunu) düşürür. İnsanları sarhoş (olmuş gibi) görürsün. Hâlbuki onlar sarhoş değildirler. Fakat Allah’ın azabı pek çetindir.” (El-Haac 1–2)

 

“Ey insanlar Rabbinizden korkun. Ne babanın evladına, ne de bizzat evladın babasına, hiçbir şeyle fâide vermeyeceği günden korkun. Şüphe yok ki Allah’ın vâ’di haktır. O halde zinhar sizi dünya hayatı aldatmasın, o çok aldatıcı (şeytan) zinhar sizi Allah (ın hilmine imhâline) güvendirmesin.” (Lokman 33)

 

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes, yarın için önden göndermiş olduğuna baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, ne yaparsanız hakkiyle haberdardır.” (El-Haşr 18)

 

Çoğunlukla Ahiret’e imanı olanların bu husustaki bilgileri azdır. Hâlbuki kişinin korku ve ümidi ve hatta ameli, Rabbisini bilgisi nispetinde artar. Nitekim Kuran-ı Kerim’de;

 

De ki: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak temiz akıl sahipleridir ki bunları hakkiyle düşünür.” (Ez-Zümer 9)

 

“Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bizim için derin saygı gösterirlerdi.” (El-Enbiya 90)

 

“Allah’tan, kulları içinde ancak âlimler korkar.” (Fatır 28)

 

Bunun gibi, Ahiret’e sathi bir imanla yapılan amel ile oradaki bütün teferruatı bilerek yapılan amel arasında büyük fark vardır. Oranın dehşeti ve şiddetini bilenler, elbette kendilerine bir çeki düzen verirler.

 

İşte, din kardeşlerimizi kötülükten alıkoymasına ve iyiliklerini çoğaltmasına vesile olur ümidiyle; AHİRET GÜNÜ adlı kitabımızı takdim ediyoruz.

 

Ahiret’e iman, gaybe iman bölümündedir. Gaybe iman, ise beşer idrakinin üstünde sem’i delile dayanır. Semi ve nakli delil de Kitab ile sağlam sünnettir. Bunun için Ahiret günü ile ilgili Kuran Ayet’lerini ve bu hususta Sünnet-i Seniyye’de sabit olan rivayetleri sana bildireyim ki, iman ettiğin şey’in neden ibaret olduğunu bilesin ve durmadan kendisi için çalıştığın Ahiret gününü anlamış olup felâha ulaşmış olasın. O gün, Allahû Teâlâ’nın herkesi ameline göre, iyi ise, iyi, kötü ise kötü cezalandıracağı bir gün olduğu gibi, gençleri de kocaltan dehşetli bir gündür. İşte, bunları bütün teferruatı ile bu kitapta öğreneceksin.

 

Söz, iş ve hareketimizde ihlâs üzere olmamızı ve bize bizliğimizle değil, kendi fazl-u keremiyle muamele etmesini Allahû Teâlâ’dan dileriz. Himayesine iltica edilecek mağfiret sahibi O’dur.

 

Salât ve selam Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e ve O’nun Al ve Ashabına olsun.

  

 

 

ÖLÜM AHİRETE GİDEN YOLUMUZDUR

 

Ölüm, Ahiret’in yolu olduğuna göre, ölümü anlatalım:

 

Sevgili kardeşim, iyi bil ki aslında insan için büyük vâiz ölümdür. Ne yazık ki, katı kalblere tesir etmez. Yoksa Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in buyurduğu gibi, başka vâiz aramağa lüzum yok; vâiz olarak ölüm yeter.

 

Aziz kardeşim, iyi bil ki hepimiz öleceğiz, mezar bizi sinesine çekecek, kıyamet bir araya toplayacak, hâkimlerin en hayırlısı olan Allahû Teâlâ aramızda hükmünü verecek ve bizzat hâkimimiz O olacaktır. Bu hususları ifade eden Ayet’lerden bazıları:

 

“Her can ölümü tadıcıdır.” (Ali-İmran 185)

 

De ki: “Sizin hakıykaten kaçıp durduğunuz ölüm (yok mu?) o, size elbette gelip çatıcıdır. Sonra (hepiniz) gizliyi de âşikarı da bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O, size neler yapardınız haber verecektir.” (El-Cum-a 8)

 

“Nerede olursanız olun, velev tahkim edilmiş yüksek kalelerde bulunun, ölüm size çatıp yetişicidir” (En-Nisa 78)

 

Ölümde kimsenin şüphesi olmadığı halde, yine çokları bundan gaflet etmektedirler.

 

Müslüman’a yaraşan; ölümü hatırdan çıkarmamak ve onun için hazırlanmaktır. Ölümü hatırlamak, dünya sıkıntılarını kolaylaştırır ve dünya hırsından insanı uzaklaştırır. Hatta günahlara da kefaret olur. Nitekim İbni Ebi’d – Dünya’nın rivayetine göre Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Ölümü çok hatırlayın. Zira ölümü anmak, kişiyi günahlardan uzaklaştırır ve dünyada irâz ettirir.” buyurmuştur. Yine İbni Mace ve Tirmizi’nin rivayet ettiği ve Tirmizi’nin  (Hasen) dediği bir hadisi şerifte Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın.” buyurmuştur.

 

Şairin biri de şöyle diyor: ‘Mutlak surette olacak bir şey için hazırlanan, muhakkak ki ölüm, insanların mikatıdır, yol arkadaşlarının azıklı olduğu halde, senin azıksız olman doğru mudur?’

 

Müslüman’a borç olan, fırsat elde iken, kaybetmeden Ahiret’i için dünyadan azık almaktır. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Allahû Teâlâ:

 

“Azıklanın. Muhakkak ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey kâmil akıl sahipleri benden korkun.” (El-Bakara 197)

 

Azizim, azık ve harçlık almadan uzun bir yolculuğa çıkan bir adam düşünebilir misin? Hâlbuki bizim Ahiret yolculuğumuz her yolculuktan uzun ve önemli olduğu için, en çok azığa bu yolculukta ihtiyacımız vardır. Bu yolun asıl azığı takvadır; Allahû Teâlâ’dan korkarak O’nun himayesine girmektir. Takva azığını alan kimse necat bulmuş ve selamete ulaşmış, huzur içinde menziline erişmiştir. Takva azığını alamayanlar hüsranda kalır ve perişan olurlar. Said, yolculuğu için hazırlanıp azığını alan kimsedir. Şaki de, dünyaya aldanıp ona meyleden şehvet ve lezzetlere dalan, ölüm gelip çattığı halde hala isyanda ısrar edip taat ve ibadeti terk eden kimsedir. Bu gibiler hakkında Allahû Teâlâ:

 

“Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca, (tekrar tekrar) şöyle diyecektir: Rabbim, beni (dünyaya) geri gönder, taki ben zayi ettiğim (ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım. Hayır, hayır onun söylediği bu söz (hakikatte)  boş laftan ibarettir. Önlerinde ise diriltip kaldırılacakları güne kadar (kalmalarını mani) bir engel vardır.” (Müminûn 99–100)  

 

Şairin biri de şöyle diyor: ‘Ey uzun kuruntuları kendisini aldatıp dünya ile meşgul olan insan, ölüm beklemediğin anda gelir, kabir ise amel sandığıdır.’

 

Sevgili kardeşim, Allah hepimizi gaflet uykusundan uyandırsın. İyi bil ki,  Allahû Teâlâ’nın ezeli ilminde takdir ettiği gibi, her insanın bir eceli vardır. Onu bir santim ileri geçemez ve geri kalamaz. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“Her ümmetin (mukadder) bir eceli vardır. Binaenaleyh, o müddetleri gelince ne bir saat geri bırakılır, ne öne alınabilir.” (El-Araf 34)

 

Bununla beraber hiç kimse ne zaman öleceğini bilemez. Dünya ile ilgili birçok düşünce ve emelleri olduğu halde birden ölüm kendisini götürebilir. Bunun için ‘ihtiyarlar varken bize sıra gelmez’ diye gençliğine aldanma. Senden daha büyük emeller peşinde koşan nice gençler, orta yaşlılar ve ihtiyarlar; işleri yarıda iken ölmüş gitmişlerdir. Nice kimseler var ki, apartmanını yapıp bitirdiği halde içine girmeden ölmüştür. Nice rençperler var ki, mahsulünü kaldırdığı halde bir lokmasını yemek kendisine nasip olmadan ölmüştür. Nice telif damatlar var ki, gerdeğe gireceği sırada ölmüştür.

 

Nice telif sahipleri var ki, eserlerini bitirmeden hayata gözlerini yummuşlardır. Bu hususta Hâkim’in biri şöyle diyor:

 

‘Ey yolculuk gününü unutan insan, dostları birbirinden ayırıcı olan ölümden seni neden, gafil görüyorum. Yokluğa gidenlerden hiç ders almıyorsun, hâlbuki ölen, dünyayı olduğu gibi bırakıp gitmektedir. Yanlarında götürdükleri, bir kefen parçasından ibarettir. Bütün imaretleri boşta kalmıştır. Onlar toprak altında saraya tutulmuş ve birbirinden uzak kalmış durumdadırlar, hâlbuki ölmeden önce dost ve ahbap idiler. Sen de yarın veya bir gün onların yanındasın ama mezarda ve tek başınasın. Samimiyetini umduğun insanlardan sana hayır gelmez. Sözünde duran bir dost bulamazsın. O halde; şimdiden ölüm için hazırlan. Zira o, çok yakındır, boş kuruntulardan vazgeç.’

 

Kardeşim! Aklını başına al ve gaflet uykusundan uyan, iyi bil ki ister istemez ruhunu vermek için ölüm döşeğine yatacağın bir gün gelecektir. Aile efradın, dost ve ahbabın: ‘Nasılsın?’ diye sana seslenirler fakat sen onlara cevap veremezsin. Çünkü sen ölüm acısı ile meşgulsün. Sen, yardım dileyen bir bakışla onları süzersin. Onlar ise: ‘Bu senin oğlun, bu kardeşin, bu ise dostun.’ diye bir şeyler söylerler fakat sanki senin kulaklarında sağırlık varmış gibi onları duymazsın. Yapabileceğin tek şey, yaptıklarına nadim olarak veda eden kimsenin bakışları gibi bakmaktan ibarettir. Artık evlat, kardeş, anne ve baba gibi hiçbir kimseden sana yardım yok. Kimse senin hayatını iade edemez. Bunun gibi, bin bir zahmetle, helal ve haram demeden biriktirdiğin servetten de sana fayda yok. Bu anı anlatan Allahû Teâlâ’nın şu kelamını dinle:

 

“Hele can boğaza gelince, o vakit siz görürsünüz. Biz ona sizden yakınız. Fakat görmezsiniz. İşte mademki (tekrar dirilerek) ceza görmeyecekmişsiniz, onu (ta boğazınıza gelince cesedinize) geri çevirseniz ya, eğer (iddianızda) sadıklarsanız. Şimdi (ölene gelince) eğer o, mukarreblerden ise artık rahatlık, güzel rızık ve naim Cenneti (onundur).” (El-Vaki’a 83–89) ve yine:

 

“Gözünüzü açın, (can) köprücük kemiğine bir dayandığı zaman, ‘tedavi edebilecek kim?’ denildi? (denilecek) ve (can çekişen) hakiki bir ayrılış olduğunu anladı (anlayacak). Bacak da bacağa dolaştı mı.” (El-Kiyame 26–31)

 

Yani; can boğaza geldiği vakit, insan artık dünyadan ayrılmakta olduğunu anlar. Ne yazık ki bu anda ruh bedenden ayrılmış demektir. Bacak bacağa dolaşmış, çünkü can bunlardan çıkmıştır. Etrafında bulunanlardan, okumakla tedavi edileceğine inananlar: ‘Bunu kim okuyacak?’ tıbbi müdahale ile tedavi edileceğini sananlar ise: ‘Doktor getirin.’ derler. Fakat kim ne yapabilir? Doktorun elinden gelse önce kendini ölümden kurtarırdı. Doktor ise hastayı gördükten sonra: ‘Dokunmayın, rahat yatsın, artık müdahale edilmez!’ gibi sözlerle teselliden başka çaresi kalmaz. Nitekim şair şöyle demiştir:

 

‘Ölüm pençesini taktığı vakit, artık hiçbir şey fayda vermez.’

 

Bundan sonra kişinin cenazesi hazırlanır ve Allah’ın rahmetine tevdi edilmek üzere yola çıkarılır. Nasıl anneden çıplak olarak ve hiçbir şeye malik olmadan doğmuşsa; yine beraberinde bir şey götürmeden dünyadan gider. Ancak kendini örten bir kefeni vardır. Nitekim Allahû Teâlâ buyurmuştur:

 

“Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır, size vaadimizi yerine getirecek bir zaman tayin etmediğimizi sandınız değil mi?” (El-Kehf 48)

 

Şairin şu sözü güzeldir:

 

‘Ne kadar yaşarsa yaşasın, nihayet her ana kuzusu sal tahtasına binecektir.’

 

Günün birinde aile efradını, helal ve haram demeden topladığı ve çok harisi bulunduğu servetini de terk edip gidecektir. Aile efradından ve hatta kendisinden bile esirgediği malı, o gün kendi elinden çıkacak ve varislerine intikal edecektir.

 

Mal ve evlat, insanda birer emanettir. Bir gün emaneti teslim etmek muhakkaktır.

 

Hz. Ebu Bekir (r.a.), ölüm döşeğine yattığı vakit başucunda bekleyen Hz. Aişe (r. Anha) babasının can çekişmekte olduğunu görünce:

 

‘—Allah’a yemin ederim ki, ölüm hışıltısı gencin göğsünü daralttığı vakit, onu ölümden hiçbir kuvvet kurtaramaz.’ Mealindeki şiiri terennüm etti. Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.) kızına bakarak:

 

‘—Kızcağızım, şiir söyleme, ancak:

 

“Ölüm sekeratı hakkıyla geldikte.” (Kaf 19) Ayetini oku ki, Allahû Teâlâ senden razı olsun.’ buyurdu.

 

Ey Ebu Bekir, Allah senden razı olsun ki, hayatının son deminde ve ölümün şiddetli sancıları arasında yine Allahû Teâlâ’nın kitabını düşünmekte ve O’nun Ayet’lerini hatırlamakta idin. Nasıl böyle olmasın? Zaten başka türlü olmasına da imkân yoktu. Çünkü kanın damara hululü gibi, Allahû Teâlâ’nın Ayet’leri de O’na işlenmişti.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s