Ahiret Günü 02

Sevgili kardeşim; şurayı iyi bil ki, ölümden bir insan kurtaracak olsa, kâinat şerefine yaratılan, bütün yaratıkların üstünü ve Peygamberlerin Efendisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) kurtarırdı. Hâlbuki Allahû Teâlâ bir Ayet-i Celile’de:

 

Biz senden evvelki hiçbir beşere (dünyada) ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen (sanki) onlar baki midir? “ (El-Enbiya 34)

 

“Muhakkak sen de öleceksin (Habibim) onlar da elbet ölecekler.” (Ez-Zümer 30) buyurmuştur.

 

Resulü Ekrem (s.a.v.), bir rivayete göre 13, diğer bir rivayete göre 7 gün hastalanmıştı. Hastalığının ilk günlerinde zevc-i muhteremesi Meymune’nin evinde idi. Ağırlaşınca ondan müsaade alarak Hz. Aişe’nin evine nakletti. Hz. Abbas (r.a.) ile Hz. Ali (r.a.) ‘ın omuzlarına dayanarak Hz. Aişe’nin evine geldi. Hastalığının sebebi Hayber’de yediği zehirli etin tesiri olduğu söylenir. Nitekim Buhari’nin Hz. Aişe(r.a.) ‘den rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif’te Resulü Ekrem (s.a.v.) ölüm hastalığında müminlerin annesi Aişe (r.a.) ‘ye hitaben:

 

“Ya Aişe Hayber’de yediğim zehirli etin sancısını zaman zaman duyarım. Şu anda kalbimin arka damarının koptuğunu sanmaktayım.” buyurdu.

 

Hastalığı ağırlaşınca hararetini teskin için üzerine su dökülmesini emretti ve döktüler.

 

Yine rivayete göre, Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in şu fani hayattan ebediyete intikal ve irtihali yaklaşınca Azrail Aleyhi’s-selam bir Arap suretinde ve ziyaretçi kılığına girerek kapıyı çaldı ve içeri girmek için izin istedi. Resulü Ekrem (s.a.v.) Hz. Fatma (r.a.) ‘ya:

 

“—Kapıda kim var?” diye sordu. Hz. Fatma:

 

‘—Bir ziyaretçi, ya Resulullah’, diye cevap verdi. Resulü Ekrem:

 

“—Kim olduğunu bilebildin mi?” diye sordu. Hz. Fatma:

 

‘—Bilemedim ya Resulullah’, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulü Ekrem:

 

“—O lezzetleri yok eden, dostları birbirinden ayıran, çocukları yetim bırakan, evleri harap edip kabirleri mamur eden; can alıcı Azrail’dir. Aç kapıyı içeri girsin.” buyurdu.

 

Hz. Fatma (r.a.): ‘Kapıyı açtım, sesini işittim ve fakat kendini göremedim.’ İçeriye girince: “Ey risalet madeni ve nübüvvet evi, size selam olsun.” dedi.

Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘de:

 

“Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.” deyip selamını aldıktan sonra:

 

“—Sevgili kardeşim Azrail, söyle bakayım ziyarete mi geldin, yoksa ruhumu kabzetmeğe mi geldin?” diye kendisinden sordu. Azrail Aleyhi’s-selam:

 

“—Ya Resulullah, şimdiye kadar kimseyi ziyarete gelmedim. Fakat sana karşı son derece şefkatli ve merhametli olmakla emr olundum. Müsaade edersen ruhunu kabza memurum; müsaade etmezsen geri dönerim”, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

 

“—Cebrail kardeşimiz nerede kaldı? Seni gönderen, Allah hakkı için o, gelmeden benim ruhumu kabzetme.” buyurdu. Azrail Aleyhi’s-selam:

 

“—O’nu birinci kat göklerde bıraktım. Artık daha size gelmeyeceği için melekler O’nu taziye etmektedirler.” dedi. Tam bu sırada Cebrail Aleyhi’s-selam gelerek:

 

“—Ya Muhammed (s.a.v.), Rabbinin sana selamı var, buyurur ki:

 

—Sen benim sevgili Resulüm ve bütün yaratıklar içinden seçtiğim bir kulumsun. İstersen Nuh Aleyhi’s-selam’ın ölümünü tehir ettiğim gibi, senin de ölümünü tehir edeyim.” dedi. Resulü Ekrem:

 

“—Sonu ne olacak ya Cebrail?”, deyince, Cebrail Aleyhi’s-selam: “—Sonu yine Allah’a ulaşmaktır.” dedi. Bunun üzerine Resulü Ekrem Azrail’e dönerek:

 

“—O halde vazifeni ifa et.” buyurdu.

 

Azrail Aleyhi’s-selam Resulü Ekrem’in ruhunu kabzetmeğe başladı. Can topuklara çıkınca:

 

“—Allah’ım, inam ettiğin kullarınla.” dedi. Can göbeğe çıkınca:

 

“—Dönüşümüz Allah’adır.” can göğsüne çıkınca:

 

“—Biz Allah’tan geldik ve O’nun kuluyuz.” can boğaza çıkınca:

 

“—Ah bu ölüm acısı, acısı ne zordur.” buyurdu.

 

Bu arada Resulü Ekrem (s.a.v.) ümmetinin affını Allahû Teâlâ’dan diledi ki bu, O’nun “Makam-ı Mefkudu”dur. Bu şiddetli ve dehşetli anda bile ümmetini unutmadı. Ayrıca, kadınlara ve hizmetçilere karşı müşfik davranıp, onlara iyi muamele yapmağı ve namaza devamı tavsiye buyurdu ve son sözü:

 

“—Allah’ım, Refik-ı Ala’ya.” olmuş ve bu sözü tekrarlayarak son nefesini vermiş ve alayı illiyyine ulaşmıştır. Allah, cümlemizi şefaatine mazhar buyursun.

 

Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in: “Bu ölüm acısı ne zordur.” sözü üzerine, Hz. Fatma (r.a.) dayanamayarak:

 

‘—Aman babacığım.’ diye feryat edince, Resulü Ekrem:

 

“—Kızım, artık bu günden sonra babanın bir sıkıntısı kalmamıştır.” buyurdu.

 

Resulü Ekrem’in başı ucunda bir çanakta su vardı. Elini suya kor, alnına sürer ve:

 

“—Allah’ım, Refik-ı Ala’ya, Allah’ım Refik-ı Ala’ya elbette ölümün ıstırabı var”, derdi.

 

Resulü Ekrem (s.a.v.) ebediyete göç edince, Hz. Fatma (r.a.): ‘Ah Rabbisinin davetine icabet eden babam, ah Firdevs Cenneti’ne varacak olan babam.’ diye Resulü Ekrem’e ağlardı. Hatta defnedildikten sonra Enes (r.a.) ‘e hitaben: ‘Nasıl yüreğiniz dayandı da Resulü Ekrem üzerine toprak örttünüz?’ dedi.

 

Resulü Ekrem (s.a.v.), Aişe (r.a.) ‘nın evinde ve hücresinde Aişe (r.a.) ‘nın kucağında can vermiştir. Aişe (r.a.), Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in kendi göğsü üzerinde boğazı ile göğsü arasında can verdiği söylenmiştir. Resulü Ekrem’in (s.a.v.) vefat edince Hz. Aişe (r.a.) ‘nın evinde defnedildi.

 

Resulü Ekrem’in ölümü esnasında çektiği sıkıntı ve ıstırabı bildikten sonra, ne sanırsın, bizim durumumuz ne olacaktır? Allahû Teâlâ’dan son nefeste kolay ölüm ve kâmil iman dileriz. İşiten ve dualara icabet eden O’dur.

 

Aziz kardeşim, şunu da bilmiş ol ki, bir Müslüman’ın ömrü sonra erdiği vakit, Azrail Aleyhi’s-selam güzel bir surette ve güzel kokulu olarak adama yaklaşır ve kılı yağdan çeker gibi gayet nazik bir şekilde rifk ile ruhunu kabzeder. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

De ki: “Size müvekkel olan ölüm meleği canınızı alacak. (Ondan) sonra da Rabbinize döndürül (üp götürül) eceksiniz.” (Es-Secde 11) buyurmuştur. Azrail ile birlikte rahmet melekleri de gelir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Nihayet herhangi birinize ölüm geldi mi (o) elçilerimiz, onlar artık ve eksik bir şey yapmaksızın, onun ruhunu alırlar.” (El-En’am 61) Melekler adamın başı ucunda toplanınca, onu Cennet ile müjdelerler; takdim ettiğinden korkmamasını ve geride bıraktığına mahzun olmamasını söylerler. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Hakikat “Rabbimiz Allah’tır” deyip de sonra doğruluğu iltizam edenler (yok mu?) onların üzerlerine “korkmayın mahzun olmayın, va’d olunduğunuz Cennet’le sevinin” diye melekler inecektir.” (Fussilet 30) buyrulmuştur.

 

Cennet’le müjdelendiği vakit sevinir memnun olur ve hatta o anda bile ölümü sever. Nitekim Müslim’in Hz. Aişe (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Allah’a ulaşmağı, yani ölümü seveni, Allahû Teâlâ da sever. Allah’a ulaşmağı yani ölümü sevmeyeni Allahû Teâlâ da sevmez.” buyurmuştur. Bunun üzerine

Hz. Aişe (r.a.):

 

‘Ben ölümü sevmem, bu nasıl olur ya Resulullah?’ deyince, Resulü Ekrem:

 

“Hayır, o senin dediğin gibi değil, ey Ebu Kuhafe’nin kızı.

 

Ancak ölüm döşeğine yatan mümine rahmet melekleri gelip kendini Cennet ile müjdelerler. İşte bu müjdeyi alan kimse o anda ölümü arzular. Çünkü biran önce müjdelendiği makama ulaşmak ister. Kâfire de bu anda azab melekleri gelip Cehennem ve azabıyla korkuturlar. Elbette bu vaziyette o adam ölmeği sevmez.” Yine Nesei’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Mümin bir kula ölüm anında rahmet melekleri beyaz bir ipek ile gelir ve müminin ruhuna: “Sen razı, Rabbin de senden razı olduğu halde bu bedenden, gazaplı olmayan Allahû Teâlâ’nın rahmetine ve huzuruna, çık!” derler. O ruh da misk gibi güzel bir koku ile bedenden ayrılır. Hatta o kadar güzel bir kokusu vardır ki, melekler onu ellerinde dolaştıra dolaştıra gök kapılarına kadar giderler. Oradaki melekler de bu kokunun güzelliğinden bahseder ve nihayet müminlerin ruhlarının toplu bulunduğu yere bu ruhu iletirler. Onlar ise bu ruhu görünce, yitiğini bulan bir insan gibi sevinirler ve: ‘Filan ne oldu, ne yapıyor?’ diye sorarlar. İçlerinden bazıları da: ‘Bırakın onu o, bedenden yeni ayrılmış, yorgundur; sorup durmayınız.’ derler. Nihayet kendisi cevap verir ve: ‘Sorduğunuz adam öldü, size gelmedi mi?’ der. Onlar da onun Cehennem’e gittiğini anlarlar. Kâfir ölüm döşeğine yattığı vakit azab melekleri bir pala getirir ve: ‘Allah’ın azabına gitmek üzere bu bedenden ayrıl!’ derler. Lâşe gibi, pis bir koku saçarak bedenden ayrılır ve yerin kapısına götürülür. Oradakiler:

 

‘Bu ne pis kokudur.’ derler ve onu kâfirlerin ruhları arasına alırlar.” buyurdu. İşte böylece mümin, ölümüne sevinir ve Allah’a ulaşmasını sever.

 

Rivayete göre Rebah’ın oğlu Bilal ölüm döşeğine yattığı vakit başı ucunda bulunan ailesi çığlık kopararak bir ‘Ah’ çekti. Bilal annesine bakarak:

 

‘—Ah deyip tasalanma, ne mutlu bana deyip sevin. Zira ben şu anda iki duvar arasında sıkışık durumdayım. Hâlbuki yarın dostlarım, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve O’nun ahbapları arasındayım. Ey kadın ağlayacaksan kendine ağla, benim için artık ağlanacak bir şey yok. Zira senelerdir bugün için ağlıyordum!’ dedi.

Şairin biri de şöyle diyor: ‘Sen ağlayarak doğduğun vakit, insanlar sevinerek etrafında gülüyorlardı. İnsanlar etrafında toplanıp ağlayacakları günde, sen neşeli ve sevinçli olmak için çalış.’

 

Hikâye edildiğine göre, salih bir zat yolda giderken birisi kendisine selam vermiş, bu zat selamını almış. Selam veren: ‘Beni tanıyabildin mi?’ diye kendisinden sormuş. Bu zat, tanıyamadığını, selam veren ise kendisinin Azrail olduğunu söylemiş. O da: ‘Hoş geldin, nerede kaldın? Şimdiye kadar nasıl oldu da bu kadar geciktin?’ diyerek karşılamış. Azrail bu zat’a: ‘Ne işin varsa işini yap, canını alacağım.’ demiş. Adam: ‘Benim Allah’a ulaşmaktan başka bir işim yok. Biran evvel canımı al.’ demiş. Ve yol üzerinde canını almış. Zaten mümin, ölümü ile sevinen kimsedir. Çünkü o, Ahiret’e ve ceza gününe inanmış ve ona göre hazırlanmıştır.

 

Bir aylıkçı ‘maaşımı alacağım’ diye aybaşı geldiği vakit sevindiği gibi, bir mümin de, ‘mükâfatımı alacağım’ diye, ölüm anına sevinir. Allah, güzel amel işleyenlerin ecrini zayi etmez.

 

Kâfire gelince, Azrail Aleyhi’s-selam siyah yüzlü ve pis kokulu, korkunç bir surette ona gözükür. Pıtrak’ı yünden veya dikenler arasından ipeği çeker gibi, ruhunu şiddetle kabzeder. Pis ruhu ortalığa dağılır. Azab melekleri Azrail ile birlikte gelir, kendisini azab ile korkuturlar. Yüzüne ve sırtına vururlar ve: “Allah’ın gazabı üzerine olduğu halde bedenden çık!” derler. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Ölümün şiddetleri içinde, meleklerin de pençelerini uzatarak kendilerine (Haydi bakalım) canlarınızı kurtarın (dedikleri zaman) sen o zalimleri bir görmelisin.” (El-En’am 93) buyruldu. Yani vurmak için ellerini kaldırırlar. Nitekim diğer Ayet’te:

 

“Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura ve “tadın Cehennem azabını” (diye diye) canlarını alırken görmeliydin.” (El-Enfal 50) buyrulmuştur. Yine Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“Artık melekler onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken (halleri) nice olacak?” (Muhammed 27)

 

Rivayete göre, İbrahim Aleyhi’s-selam’ın ölümü esnasında Azrail Aleyhi’s-selam kendisine gelince, Hz. İbrahim Azrail’e:

 

‘—Kâfirlerin canını alırken hangi surette onlara görünürsün, o surette seni görmek isterim.’ der. Azrail:

 

‘—Sen ona dayanamazsın.’ Hz. İbrahim:

 

‘—Olsun, göreyim.’ deyince, Azrail:

 

‘—Gözünü yum ve aç.’ der. O da gözünü yumup açtıktan sonra Azrail’in çirkin suratını görünce, kendinden geçer. Ayılınca:

 

‘—Kâfire başka bir azab olmasa da bu çirkin surat kâfidir.’ der. İşte ölümü anında herkese böylece gerçekler açıklanacaktır. Nitekim Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar.” buyurmuştur.

 

Bütün bu gerçekler kâfir ve münafık’a açıklandığı zaman geri dönmek ister ama ne yazık ki iş işten geçmiştir. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“Nihayet onlardan her birine ölüm gelip çatınca (tekrar tekrar şöyle) diyeceklerdir: “Rabbim, beni (dünyaya) geri gönder, taki ben zayi ettiğim (ömrüm) mukabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım.” Hayır, hayır onun söylediği bu söz (hakikatte) boş laftan ibarettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır. (El-Müminûn 99–100) buyrulmuştur. 

 

Diğer Ayet-i Celile’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“Herhangi birinize ölüm gelip de “Ey Rabbim beni yakın bir müddete kadar geciktirseydin de sadaka verip dursaydım, iyi adamlardan olsaydım” diyeceğinden evvel size rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayın” (El-Münafikun 10)

 

Fakat geri dönmek nerede artık dünya hayatındaki ifratına telaştan kendisine fayda yok. Bütün olaylar ve ölüm, kendisine yeteri kadar vaaz ve nasihat edip durdu. Fakat kendisi ders alıp Allah’a yönelmedi. Artık kâfirin ölüm anındaki tevbe ve nedameti kendisine bir fayda vermez. Nitekim Ayet-i Kerime’de:

 

“(Yoksa makbul olan tevbe) kötülükleri yapıp yapıp da onlardan (yani böyle yapanlardan) herhangi birine ta ölüm gelince “Ben hakikaten tevbe ettim” diyenlerin tevbesi değil. Kendileri kâfir olarak öleceklerin (tevbesi de değil). Onlar (Öyle işte). Biz onlar için pek acıklı bir azab hazırlamışızdır.” (En-Nisa 18)

 

Azizim, şunları da unutma ki Azrail (a.s.) bir kimsenin canını aldığı vakit etrafındakilerin ağlamasını görünce: ‘Niçin ağlıyorsunuz? Vallahi ben bu adama ne rızkında ne de ömründe zulmetmedim. Rızkını da yedi ömrü de tükendi. Rabbisi onu davet etti. Ben de geldim kendisini aldım. Ağlayan, kendine ağlasın. Çünkü ben, teker teker hepinize uğrayacak ve hepinizi alacağım.’ der. Ölü, tabuta konduğu vakit, efradı ailesine şöyle der: ‘Bu dünya beni aldatıp oynattığı gibi sakın sizi de aldatmasın, onun elinde oyuncak olmayın. Helal ve haram demeden topladım sonra da başkasına terk ettim. Mal size, cezası bana. Benim düştüğüm bu vartaya düşmekten sakınınız.’ Şayet ölü mümin ise: ‘Çabuk, beni yerime götürün.’ der. Kâfir ise: ‘Aman, beni nereye götürüyorsunuz?’ diye feryat eder.

 

Sevgili kardeşim; Aklını başına al, kendine gel, etrafında ölenlerden ders al ve gaflet uykusundan uyan. İyi bil ki, sen de onlara ulaşacak ve bu anlattıklarım senin de başına gelecektir. Kurtuluş, lazım olan şeyleri yerine getirmektir. Uzun kuruntular seni aldatmasın, zira her gelecek yakındır. Allahû Teâlâ yaptığımızı murakabe eder ve tez geçer. Ne kadar çok yaşasan yine de son nefeste bütün geçmiş ömrün bir an gibi olacaktır.

 

Rivayete göre 1300 sene yaşayan Nuh Aleyhi’s-selam’a, son deminde Azrail Aleyhi’s-selam gelerek: ‘Ey peygamberlerin en uzun ömürlüsü, bu dünyayı nasıl buldun?’ diye sormuş. Nuh Aleyhi’s-selam da: ‘Kardeşim, iki kapılı han; birinden girdim, diğerinden çıkıyorum.’ demiş. Bu kadar uzun ömür süren Nuh Aleyhi’s-selam’ın durumu bu olduğuna göre, ya bizim halimiz nasıldır? Biz Muhammed (s.a.v.) ‘in ümmetinin ömrünün çoğu altmış yetmiş senedir. Bunu geçecekler pek az kimselerdir.

 

Nitekim Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Ümmetimin ömrü, altmış ile yetmiş arasındadır. Pek azı bunu geçer.” buyurmuşlardır. Diğer bir rivayette de:

 

“Ecelin toplantı yeri altmış ile yetmiş arasındadır.” buyurmuştur. Müslim, Sahih’inde anlattığı gibi Resulü Ekrem (s.a.v.), Ebu Bekir, Ömer ve Ali (Allah hepsinden razı olsun) altmış üçer yaşlarında ölmüşlerdir. Sen de bu yaşa ulaştınsa ölüme hazırlan; uzun emeller peşinde koşup, aldanma. Ne yazık ki insanoğlu yaşadıkça hırs ve emeli artar. Nitekim Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“İnsan yaşlandıkça iki haslet kendisinde gencelir: Hırs ve Tûl-i emel.” buyurmuştur.

 

Aziz kardeşim, ölümü hatırından çıkartma, daima kendi muhasebeni yap ve Rabbine itaat eyle. Ne vakit davet edileceğini ve bu davete zorla mı yoksa istekli olarak mı icabet edeceğini bilemezsin. Ölüm için hastalığın şart olduğunu sanma. Nice hastalar yatarken, sağlamlar ölüp giderler. Şair şöyle diyor:

 

‘Nice sağlamlar var ki hastalanmadan ölürler nice hastalar var ki yıllarca yaşarlar.’

 

Birisinin yürürken, diğerinin otururken, bir başkasının da uyurken öldüğü her gün duyula gelen hareketler arasındadır. O halde her an Allah’a itaat et. Zikre devam et ki ölüm nerede ve ne halde gelirse gelsin, kâmil iman ile ölüp saadete eresin.

 

Şair el-Bedri de şöyle diyor:

 

‘Kişinin bir günü var, o da ömrünün sona erdiği gündür. Sonra ölüm, mezar, darlık ve oradaki çekecekleri vardır.’

 

Hüsn-i Hatime iman-ı kâmil ve âsân ölüm ile ölmemizi Cenab-ı Hak’tan dileriz. O, duyar ve kabul eder. Kuvvet ve kudret, ancak Allah’tandır.

 

Kardeşim, şurasını da bil ki, hastanın yanında iyi sözler söylemek sünnettir. Bir cemâatin Ümmü Seleme’den rivayetlerinde Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Hasta ve cenaze yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz ve hayır duada bulunun. Zira melekler sizin dualarınıza ‘Âmin’ derler.” buyurmuştur. Müslim’in rivayetinde Resulü Ekrem (s.a.v.) Ebu Süleyme’nin yanına girdi, gözü açık kalmıştı Resulü Ekrem (s.a.v.) gözünü kapattı ve: “Ruh kabzedildiği vakit göz onun arkasından baka kalır.” buyurdu. Bunun üzerine ölünün ailesinden bir cemâat çığlık kopardılar. Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kendinize ancak hayırda dua ediniz. Zira melekler dualarınıza ‘Âmin’ derler.” buyurdu. Sonra cenazeye şöyle dua etti: “Allah’ım, Ebu Süleyme’yi mağfiret et; hidayete mazhar olanlarla beraber derecesini âli eyle, kalanlar içinde bunun izinden yürüyecek hayırlı halef ver. Ey âlemlerin Rabbi bizi de onu da mağfiret et; kabrini genişlet ve aydınlat.”

 

Bunun gibi, ölüm döşeğinde yatan kimsenin huzurunda ‘Yasin’ suresini okumak da sünnettir. Ahmed Ebu Davud ve diğerlerinin Mi’kal b. Yesar (r.a.) ‘dan rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Yasin, Kuran’ın kalbidir. Allah rızası ve Ahiret de mükâfat almak için bu sureyi okuyan kimsenin günahları bağışlanır. Ölülerinize ‘Yasin’ okuyunuz.” buyurmuştur. Müsned-i Firdevs’de Ebu Zer ve Ebu’d-Derda (r.a.) ‘dan rivayetlerinde Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Hangi ölümün yanında Yasin okunursa Allahû Teâlâ ona ölümü kolaylaştırır.” buyurdu.

 

Bunun gibi, ölüm döşeğinde yatan kimseye şehâdeti telkin sünnettir. Müslim ve diğerlerinin Ebu Sa’id el-Hudri (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Ölülerinize, “Lâ ilâhe illallâh” kelimeyi tevhidini telkin ediniz.” yine sahih bir rivayette Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Dünyada son sözü “Lâ ilâhe illallâh” olan kimse Cennet’e girer.” buyurmuştur.

 

Ölüm döşeğinde yatan kimseye “Lâ ilâhe illallâh” de diye ısrar etmek mekruhtur. Ancak hastanın yanında yüksek sesle şehâdet getirilir. ‘Sen de söyle.’ diye ısrar edilmez. Hatta bir defa söylemişse tekrara lüzum yoktur. Ancak şehâdetten sonra başka bir söz söylemişse, son sözünün şehâdet olması için, tekrar hasta duyacak şekilde yanında şehâdet getirilir. Şehâdeti telkin eden, varislerden veya ölümü ile herhangi bir yönden ilgili bir kimse olmamalıdır. Çünkü şeytanın vesvesesi ile ona kızarak söylememek ihtimali vardır. Şeytan kendisine vesvese verir ve: ‘Bu adam senin bir an ölmeni istiyor, mirasına konacak!’ gibi sözlerle aldatmağa çalışır.

 

Yine bunun gibi, hastayı sağ omuzu üzerinde kıbleye çevirmek veya yüzünü kıbleye çevirip sırt üstü yatırmak sünnettir. Bera b. Ma’rur, ölüm anında kıbleye çevrilmesini tavsiye etmişti. Resulü Ekrem (s.a.v.): “İsabet etti!” buyurdu. Bunu Ebu Davud ve Hâkim rivayet etti. Ebu Davud, sahih olduğunu söyledi. Ahmed’in rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in kızı Fatıma (r.a.) vefat ederken kıbleye döndü, sonra sağ tarafına yattı. Ölünün kıbleye konması ve uyuyan kimsenin yatağında böyle yatması Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in emrettiği bir usuldür.

 

Ölünün açılmaması ve ölümü ile değişen suretinin görülmemesi için bir bez ile örtülmesi de sünnettir. Resulü Ekrem (s.a.v.) vefat ettiğinde üzerinde işaretler bulunan bir bez parçası ile örtüldüğünü Buhari ile Müslim Hz. Aişe (r.a.) ‘den rivayet etmişlerdir. Ulemanın ittifakı ile ölüyü öpmek caizdir. Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘in ölü olan Osman b. Maz’un’u öptüğü sabit olmuştur. Peygamber (s.a.v.) öldüğünde Hz. Ebu Bekir (r.a.) üzerine kapanarak iki gözleri arasından öptü ve:

 

‘—Ey Peygamberim, ey büyüğüm’ diye ağladı.

 

Yine bunun gibi, öldüğü iyice anlaşıldıktan sonra techizinin çabuklaştırılması da sünnettir. İmam-ı Ahmed ve Tirmizi’nin Ali b. Ebi Talib (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Nebiy (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: 

 

“Ya Ali! Üç şeyi geciktirme: Vakti giren namazı, hazırlanan cenazeyi ve dengi bulunan kadını.” Ebu Davud’un Husayn b. Rahvah (r.a.) ‘dan rivayetinde,

Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Müslüman ölüsünün, ailesi arasında bekletilmesi uygun olmaz.”

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s