Ahiret Günü 06

BÜYÜK ALAMETLER

 

BİRİNCİSİ: Hz. Fatma (r.anha) ‘nın neslinden gelecek olan Mehdi’dir. Yeryüzü zulüm ile dolduğu gibi, o, yeniden yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Ebu Davud ve Tirmizi’nin İbni Mesud (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Dünyanın ömründen bir gün kalsa bile, Allahû Teâlâ o günü uzatacak, benden veya (ehl-i beytimden) bir kişiyi gönderecek, adı adıma, babasının adı babamın adına uygun olacaktır. Yeryüzünün zulüm ile dolduğu sırada yeryüzünü adaletle doldurur.” buyurmuştur.

 

Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi’nin İbni Mesud (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Peygamber (s.a.v.):

 

“Ehl-i beytimden ismi ismime” ve diğer rivayette “Ahlakı ahlakıma uygun bir adam gelmedikçe, dünya sona ermez.” buyurmuştur.

 

Ebu Nuaym ile Revyani’nin Huzeyfe (r.a.) ‘den rivayetlerinde Peygamber Aleyhi’s-selam:

 

“Mehdi, benim neslimden bir kişidir. Rengi Arap renginde, bedeni İsrail bedenindedir ve sağ yanağında yıldız gibi parlayan beni vardır. Yeryüzü zulüm ile dolunca, yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Bütün yaratıklar onun hilafetine razı olacaklardır.” buyurmuştur. 

 

İKİNCİSİ: Deccal’ın çıkmasıdır. O, en büyük bir fitnedir. Allahû Teâlâ ona tabiatüstü kuvvetler verir. Akılları hayrete düşürür ve çokları ona aldanır. Ancak Allahû Teâlâ’nın koruduğu kimseler müstesna. Buna şaşmağa lüzum yok. Deccal’dan daha beceriksiz kimselere bile insanlar aldanmaktadır. Kehanet, falcılık ve gaybden haber vermeler gibi. Deccal ise buluttan yağmur yağdırır ve istediği vakit durdurur. Çöl yerlerde ot bitirir ölüyü diriltir; hazineler arkasından koşar. Bütün bunlar insanlar için fitne ve sebatlarında onların imtihanıdır. Müminler aldanmaz fakat kalplerinde şüphe olanların ayakları kayar. Deccal’a uyar ve onun avenesi olur ordusuna katılırlar. Deccal hakkında varit olan sahih rivayetler:

 

Buhari ile Müslim’in Enes (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Hiçbir Peygamber yoktur ki ümmetini, bir gözü kör olan Deccal ile korkutmuş olmasın. Haberiniz olsun ki, Deccal kördür. Rabbiniz ise noksan sıfatlardan münezzehtir.” buyurmuştur.

 

Yine Buhari ile Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Peygamber Aleyhi’s-selam:

 

“Dikkat edin, ben size Deccal’dan haber vereceğim. Hiçbir peygamber bunu ümmetine anlatmamıştır. Deccal’ın bir gözü kördür ve o, beraberinde Cennet ve Cehennem’in benzerini getirir. Onun Cennet dediği cehennem’dir.” buyurmuştur.

 

Buhari ile Müslim’in Rebi b. Hiraş (r.a.) ‘den rivayetlerinde, şöyle demiştir:

 

(Bir gün) Ebu Mesud el-Ansari ile beraber Huzeyfe b. El-Yeman’a gittik. Ebu Mesud Huzeyfe’ye:

 

‘—Deccal hakkında Peygamberimizden işittiğini haber ver.’ dedi. Huzeyfe (r.a.)’de:

 

—Bizzat Resulullah’tan şöyle buyrulduğunu işittim:

 

“Ahir zamanda Deccal çıkacak; yanında bir su, bir de ateş bulunacaktır. Fakat halkın soğuk su sandığı yakıcı bir ateştir. Ateş sandığı da soğuk, tatlı bir sudur. Deccal’ın zuhuru zamanında sizden her kim yetişirse, ateş suretinde gördüğü tarafta bulunsun; çünkü o tatlı hoş bir sudur.”

 

Ebu Mesud, ‘bunu ben de işittim.’ demiştir.

 

Yine Buhari ile Müslim’in Ebu Said el-Hudri (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Deccal gelecek fakat Medine kapılarından içeri giremeyecek, Medine’ye girmek ona haramdır. Medine civarında bir yere gelir. O zaman da insanların en hayırlısı veya hayırlılarından birisi Deccal’a karşı çıkacak: ‘Senin Resulü Ekrem’in haber verdiği Deccal olduğuna kesin olarak şehâdet ederim.’ der. Bunun üzerine Deccal:

 

—Bu adamı öldürüp diriltsem artık ben de şüpheniz kalır mı? onlar da:

 

—Hayır, şüphemiz kalmaz. derler. Ve adamı öldürür, sonra da diriltir. Dirilince adam Deccal’a der ki:

 

—Vallahi bugün senin yalancı olduğuna dair olan kanaatim daha da kuvvetlendi. Deccal:

 

—Bunu yine öldüreyim mi? der fakat ikinci defa ona muvaffak olamaz.” buyurmuştur.

 

ÜÇÜNCÜSÜ: İsa Aleyhi’s-selam’ın Dımışk’ın Şark tarafındaki Minare-i Beyza’ya inmesidir. Ellerini iki meleklerin kanadı üzerine koyduğu halde sabah namazı vaktinde yere inecektir. Cemaat kendisini namazı kıldırmak için buyur edecekse de o kabul etmeyecek ve: ‘İmanınız sizdendir.’ diyecek. Mehdi öne geçecek, cemaate ve ona namaz kıldıracak. Bu da bu ümmetin ve Peygamberin şerefidir. Deccal’ı ‘Lut’ kapısında yakalayıp öldürür. Bu hususta varit olan Hadisler:

 

Buhari, Müslim ve Sünen ashabının Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Hayatımı (kudret) elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, muhakkak yakında Meryem oğlu (İsa) adil bir hâkim olarak (gökten) size inecektir. (O) sahibi (nasarayi) kıracak, hınzırın öldürülmesini emredecek, (zalimlerden) cizyeyi kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, onu kimse kabul etmez olacak. Artık Allah’a bir secde etmek, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olur.” bundan sonra Ebu Hureyre (r.a.) isterseniz:

 

“Ehl-i kitaptan hiçbiri olmamak üzere, ölümden evvel, andolsun ona (İsa’ya) mutlaka iman edecek.” (En-Nisa 158) ayetini okuyunuz.” dedi.

 

Yine Müslim’in Cabir (r.a.) ‘den rivayetlerinde Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Ümmetimden bir taife kıyamete kadar hak üzerinde mücahede ederler. Sonra Meryem oğlu İsa iner. Zamanın hükümdarı:

 

‘—Buyur, namazı kıldır.’ der. Fakat İsa Aleyhi’s-selam:

 

‘—Hayır, siz birbirinizin emirisiniz. Bu husus, bu ümmete Allahû Teâlâ’nın bir lütfudur,’ der. buyurmuştur.

 

Kıyametin büyük alametlerinden olan Deccal’ı İsa Aleyhi’s-selam’ın gökten yere inmesini, Yecüc ve Mecüc’u ve diğerlerini bildiren şu geniş rivayete dikkat et:

 

Müslim’in ‘sahih’ inde Nevas b. Seman (r.a.) rivayetinde, Seman diyor ki:

 

‘Bir sabah vakti Peygamber Aleyhi’s-selam Deccal’dan bahsederken onu zem ve tahkir etti. Öyle ki, biz onu ‘Nahl’ civarında zannettik. Yanına gittiğimizde bizdeki hüzün ve kederi anladı da: “Size ne oluyor?” dedi. Biz de:

 

—Ey Allah’ın Resulü, sabahleyin bize Deccal’ı anlatırken onu tezyif ettiniz ve ne büyük bir fitne olduğunu söylediniz; adeta biz onun ‘Nahl’ denilen yerde bulunduğunu sanmıştık, dedik. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

—Sizin için daha çok korktuğum başkalarıdır. Şayet Deccal, ben sizin aranızda iken çıkarsa, yalnız başıma onun davasını iptal edebilirim. Eğer ben aranızda değilken çıkarsa, artık herkes kendisini savunmalı ve onun şerrinden korunmalıdır. Zaten Allahû Teâlâ her Müslüman’ı onun şerrinden koruyacaktır.

 

O, çok kıvırcık saçlı, gözü dışarı fırlamış bir gençtir. Ben onu sanki Katan oğlu Abdül’I- Uzza’ya benzetiyorum. Her kim Deccala yetişirse ‘Kehf’ suresini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında yoldan çıkıp ‘Arapların üzerine yürüyecek’ seriyyelerini sağa ve sola götürüp şerlerinden hiçbir kimse emin olamayacaktır. ‘Ey müminler, dininizde sebat ediniz.’ ” buyurdu. Biz Resulü Ekrem’e:

 

‘—Ya Resulullah, Deccal yeryüzünde ne kadar kalacaktır?’ dedik. Resulü Ekrem:

 

“—Kırk gün kalacak, bir günü bir sene ve bir günü bir ay ve bir günü de bir Cuma kadar olacak, diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır.” buyurdu. Bunun üzerine biz de:

 

‘—Ey Allah’ın Resulü, o bir sene gibi olan günde beş vakit namaz bize kifayet edecek mi?’ diye sorduk. Resulü Ekrem:

 

“—Hayır, kifayet etmez. Ona göre namaz vakitlerini ayarlarsınız.” buyurdu. Biz:

 

‘—Ya Resulullah, Deccal’ın yeryüzünde seyir sürati nasıldır?’ dedik. Resulü Ekrem:

 

“—Şiddetli rüzgâr önünde bulut sürati gibi (hareket eder). Bir kavmin yanından geçerken, onları dinine davet eder, onlar da ona iman ve icabet ederler. Bulutlara emreder yağmur yağar; yere emreder otlar, çayırlar biter. Hayvanlar da meradan fevkalade besili ve sütlü olarak dönerler.” (Bunlar istidrac kabilindendir).

 

“Sonra Deccal başka bir kavme gider, onları da kendisinin Rab olduğuna inanmağa davet eder. Fakat onlar icabet etmez reddederler ve Tevhid dininde sebat ederler. Deccal, onların yanından döner, o kavimden yağmur kesilir, otlar kurur, mal namına ellerinde hiçbir şey kalmaz. Deccal eski harabelere uğrar ve:

 

—İçinizden hazineleri çıkarın, der, hemen bal arılarının beylerini takip etmesi gibi, defineler de süratle Deccal’ı takip ederler. Sonra Deccal, kuvvetli bir genci ulûhiyetine inanmaya davet eder (kabul etmediğinden dolayı öfkelenerek) o delikanlıya bir kılıç havale eder ki, hedefe atılmış ok gibi süratle delikanlının vücudunu birbirinden uzak iki parçaya böler, sonra onu diriltir ve ulûhiyetine inanmaya yine davet eder. Genç güler yüzle Tevhid getirir. Tam bu sırada Allahû Teâlâ Meryem oğlu İsa’yı gönderir.

 

İsa Aleyhi’s-selam, boyanmış iki hülleye bürünmüş, ellerini de iki meleğin kanatları üzerine koyarak Dımışk’ın doğusundaki Minare-i Beyza’ya iner, başını eğince hamamdan çıkmış gibi tertemiz bir halde terler, başını kaldırdığı zaman da saçında inci taneleri gibi nurani damlalar dökülür. Onun soluğunu koklayan bir kâfir, muhakkak ölür. O nefes, göz alabildiği yere kadar uzanır.

 

İsa Aleyhi’s-selam, Deccal’ı ‘Bab-ı Lut’ da yakalar ve onu öldürür. Sonra İsa Aleyhi’s-selam’ın yanına Deccal’ın şerrinden Allah’ın koruduğu bir kavim gelir. İsa Aleyhi’s-selam onların yüzünü mesh eder ve Cennet’teki derecelerini haber verir. Bu sırada Allahû Teâlâ İsa Aleyhi’s-selam’a şöyle vahyeder:

 

Ben, sana itaat eden bir cemaat meydana getirdim ki hiçbir kimsenin onları öldürmeye gücü yetmez. O kullarımı ‘Tûr’ dağında muhafaza et.

 

Allahû Teâlâ Yecüc ve Mecüc’u gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın edecekler, ilk kafile Taberiye Gölünü içer ve suyunu bitirirler. Son kafile de oradan geçecek ve: ‘vaktiyle burada çok su varmış.’ diyecekler. Sonra Beyt-i Makdis dağına yürüyecekler ve: ‘Yeryüzündekileri öldürdük, gelin de gökyüzündekileri öldürelim.’ diyecekler ve oklarını göklere doğru atacaklar. Allahû Teâlâ onların attıkları okları kana boyanmış olduğu halde onlara iade edecek. İsa Aleyhi’s-selam ve arkadaşları ‘Tûr’ dağında mahsur kalacaklar. Öyle sıkıntı çekecekler ki, muhasaranın şiddetinden bir öküz başı, onlardan her biri için, bu gün ki paranızla yüz altından daha kıymetli olacak.

 

Hz. İsa ve arkadaşları, onların fitnesinden kurtulmak için Allah’a dua edecekler, Allahû Teâlâ onların dualarını kabul edip, Yecüc ve Mecüc’a, ‘Nugaı’ denilen küçük kurtları enselerine musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allah’ın kudretiyle tek bir nefes gibi helak olurlar. Hz. İsa ve arkadaşları Tûr’dan yere inerler. Her tarafı onların leşleriyle dolmuş görürler. Yağlı leşlerinin kokuları her tarafı kaplar.

 

Yine İsa Aleyhi’s-selam ve arkadaşları Allahû Teâlâ’ya dua ederler de Allahû Teâlâ deveboynu gibi boynu olan kuşlar gönderir. Onlar, bu leşleri alıp Allah’ın istediği başka bir yere atarlar. Sonra Allahû Teâlâ bol yağmur indirir. Bu yağmur her tarafı yıkar ayna gibi tertemiz yemyeşil bir hale getirir. Sonra yeryüzüne: ‘meyvelerini bitir, evvelki gibi feyiz ve bereket ver.’ diye emr olunur. İşte o gün bir cemaat, tek nardan yiyip doydukları gibi, onun kabuğu ile de gölgelenirler. Meraya gönderilen deve, sığır, koyun ve keçiler de bereketli olur. Öyle ki, sağmal devenin sütü, kalabalık bir cemaati doyurur. İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Allahû Teâlâ hoş bir rüzgâr gönderir. Halkı koltuklarda her müminle her müslimin ruhunu kabzeder.

 

Orada en serir insanlar kalır. O zaman da yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen erkeklerle kadınlar cinsi münasebette bulunurlar. İşte bu fena adamların üzerine de kıyamet kopar.”

 

DÖRDÜNCÜSÜ: Dâbbetü’larz adı verilen bir hayvanın çıkmasıdır. Bu hayvanın, Salih Aleyhi’s-selam’ın nâkasının yavrusu olduğunu söyleyenler de vardır. Annesini boğazlattıkları vakit kendisi de annesinin çıktığı taş yarıldı da o bu taşın içine girdi. Ahir zamanda çıkacaktır. Hangisi olursa, çıkacak olan bu Dabbe o kadar süratli gidecektir ki, kovaladığını yakalayacak ve önünde kaçan kurtulamayacaktır. Herkes onu kendi yönünde ve karşısında görecektir. Müminin alnına ‘mümin’ diye yazacak ve o kimsenin yüzü nurlanacak ve parlayacaktır. Kâfirin alnına ‘kâfir’ diye yazacak ve yüzü kararacaktır. Müslüman’a ‘Müslüman’, kâfire ‘kâfir’ diye seslenir. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

O söz (ün manası) kendilerinin aleyhinde (tahakkuk edip) vukuu (ve zuhur) a geldiği zaman yerden bunlar için bir Dabbe çıkarırız ki, bu onlara insanların ayetlerimize kat’i bir kanaat beslemezler idiğini (başlarına kakarak) söyler.” (En-Neml 82) buyurmuştur.

 

BEŞİNCİSİ: Güneşin batıdan doğmasıdır. Bu günü görenler feryadı basar ve o anda hepsi iman eder fakat daha önce iman etmeyenlerin o anda ki imanı fayda vermez. Buhari, Müslim ve Ebu Davud’un Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. (Güneşin batıdan doğuşunu) gören herkes iman eder fakat (Allahû Teâlâ’nın buyurduğu gibi) o, daha önce iman etmeyenler ve imanında hayır kazanmayanlara, fayda vermeyecek olan bir imandır.” buyurmuştur.

 

ALTINCISI: Hicaz topraklarından bir ateş çıkmasıdır. Yine Buhari ile Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Hicaz topraklarından bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. O ateş öyle bir ateştir ki, Busra’daki develerin boyunlarını parlatır.” buyurmuştur.

 

Bazıları: ‘Bu ateş Aden Körfezinden çıkacak ve halkı Şam’a doğru sürecektir.’ demişlerdir. Yine Tirmizi’nin İbni Ömer (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.): “Kıyametten önce Hadra-müd veya Hadra-müd denizinden bir ateş çıkacak ve halkı Şam’a doğru sürecektir.” buyurmuştur. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram:

 

‘—Ya Resulullah, bize ne emredersin?’ dediklerinde, Resulü Ekrem:

 

“—Şam’a gidiniz.” buyurdu.

 

Bundan sonra, Kuran-ı Kerim gerek hafızların hıfzından ve gerek sahifelerden silinerek, insanlar tamamen imandan ayrılacak ve küfre dönecektir. Nitekim bir Hadis-i Şerifte Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“İnsanlar yeniden Lât ve Uzzâyâ tapmadıkça kıyamet kopmaz.” buyurmuştur. O zaman Habeşiler Kâbeyi taş taş yıkacak ve altındaki hazineyi çıkaracaklardır. O esnada yeryüzünde ‘Lâ İlâhe İllallâh’ diyecek kimse kalmayacaktır ki bu husus Resulü Ekrem’den sahih rivayet ile sabittir. Nitekim Müslim ile Tirmizi’nin Enes (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Allah Allah diyen kimse üzerine kıyamet kopmaz.”

 

Kıyamete yakın yer, bütün ziynetini takınacak, sular akacak, yeryüzü ağaçlanacak ve ormanlarla süslenecektir. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

“Tam yer, zinet ve ihtişamını takınıp süslendiği, sahipleri de ona (biçmeye, yemişlerini mahsullerini toplamaya) herhalde kadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir afetimiz) gelivermiştir ki, sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu ta kökünden koparılıp biçmiş bir hale getirmişizdir.” (Yunus 24)

 

Tirmizi’nin Resulü Ekrem (s.a.v.) rivayetinde, şöyle buyurmuştur:

 

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman insanlar kırbaçlarının ucu ve nâ’linlerinin kayışı ile konuşur. Hatta ayakları bile kendisinden sonra evinde olanları haber verir. Ve yine, Arap Yarımadası su ve yeşilliklerle dolmadıkça kıyamet kopmaz.” Ahmed’in rivayetinde ise:

 

“Arap diyarı su ve yeşilliklerle bezenmedikçe ve Irak ile Mekke arasında bir süvari tek başına her şeyden emin olarak seyretmedikçe kıyamet kopmaz.” buyurmuştur. Ne zaman ki insanlar dinden çıkar, putlara tapar, yol üzerinde hayvanlar gibi kadınlarla çiftleşir ve hayvanları konuşturacak seviyeye kadar ilim ilerlerse, işte o zaman kıyamet kopar ve ‘sûr’a üflenir.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s