Ahiret Günü 08

 

Gerçekte İbrahim Aleyhi’s-selam buna inanmıştı. Ancak oluş şeklini gözü ile görmek istedi. Toprak olup dağıldıktan sonra rüzgârın denize, karaya, doğuya, batıya dağıttığı bu zerrelerin nasıl bir araya geleceğini merak ediyordu. İşte onu gördü.

 

Rivayete göre, İbrahim Aleyhi’s-selam’ın bu soruyu sormasının şöyle bir sebebi vardır: Bir gün İbrahim Aleyhi’s-selam deniz kenarında bir insan ölüsü görür. Dalga ölünün üzerini aştığı vakit, hemen denizdeki yaratıklar ölüye saldırır, kopardıkları parçanın bir kısmı denize düşer ve diğer bir kısmını yerler.

 

Dalga çekilince kara ve hava hayvanları saldırır. Kara hayvanları kopardıklarının bir kısmını yer ve bir kısmı topraklara düşer. Kuşlar da aldıkları parçanın bir kısmını yer ve bir kısmı da hava boşluğuna gider. Bunu görünce merak eder. Bunların ayrı ayrı yerlerden nasıl toplanıp bir araya geleceklerini görmek ister. Allahû Teâlâ, ayrı cinsten dört kuş almasını emreder. Rivayete göre bu kuşlar: Tavus, Horoz, Karga ve güvercin kuşlarıdır. Bunları alır, başlarını keser, yanında alıkor. Sonra diğer parçaların hepsini birbirine adamakıllı katıp karıştırır. Çevresindeki dağların her birine bu birbirine karışmış gövdelerden birer parça atar.

 

Dört veya yedi tepe üzerine kondukları söylenir. Sonra da “Allah’ın izniyle gelin!” diye seslenir. Bütün o parçalar havalanır, gökyüzünde birbirine karışır ve her zerre kendi parçası ile birleşerek havada başsız bir vücut manzarasını alır. Nihayet bu dört gövde İbrahim Aleyhi’s-selam’a doğru gelir ve her biri kendi başı ile birleşerek adeta hiç ölmemiş ve kesilmemiş gibi yeniden sapasağlam eski heyetlerine dönerler. Allahû Teâlâ:

 

“Gördün ya, Allah hikmet ve izzet sahibidir.” buyurur. Nitekim Kuran- Kerim bu olayı şöyle anlatır:

 

“Hani İbrahim: Ey Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demiş, (Allah, buna) inanmadın mı yoksa demiş, o da inandım, fakat kalbimin (gözümle de görerek) yatışması için  (istedim diye) söylemiştir. (Allah) dedi ki:  Dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra (kesip, hamur yapıp) her parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki, şüphesiz, Allah bir Kadir-i mutlaktır. Tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.” (El-Bakara 260)

 

Şunu da iyi bil ki; Allahû Teâlâ, mahlûkatın cisimlerini bir araya toplayıp vücut haline getirdikten sonra şöyle buyurur:

 

“Nerede bulunursanız (bulunun), Allah hepinizi (bir araya) getirecektir.” (El-Bakara 148)

 

“Sizi bilemeyeceğiniz bir yaradılışla ve suretlerde tekrar peyda etmemiz hususunda önüne geçilecekler de değiliz. Andolsun ki birinci yaratılışı (nızı) bildiniz. Fakat (tekrar yaratılacağınızı da) düşünmeli değil misiniz?” (El-Vaki’a 61–62)

 

Bize vereceği yeni duyu kuvvetleri ile bugün göremediğimiz cinni, melekleri, diğer şeyleri ve hatta Rabbimizi bile göreceğiz. Bu kitapta Cennet ve Cehennem ehlinin vasıfları hakkında daha geniş bilgiler bulacaksın.

 

Nihayet İsrafil Aleyhi’s-selam’a, ikinci defa Sûr’a üflemekle emredilecek ve yukarıda anlattığımız şekilde insanlar dirilecektir. İnsanlar yaygın pervaneler gibi olacak. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün insanlar yaygın (ve salgın) pervaneler gibi olacak. “ (El-Karia 4)

 

Mezarlarımızdan yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kalkacağız. Nitekim Buhari, Müslim ve diğerlerinin İbni Abbas (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Siz çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak Rabbinize mülaki olursunuz.”

 

Sevgili kardeşim, o gün çok zor ve çok korkunç bir gündür. Bunu anlatmak üzere Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“O boru öttürülünce işte o (vakit, o gün) kâfirlerin aleyhinde pek çetin bir gündür. Kolay değil.” (El-Müddessir 8–9) Diğer Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün kalpler (korku ile) titreyecek, (sahiplerinin) gözleri zillete eğilecektir.” (En-Naziât 6–9)

 

Nasıl dehşetli bir gün olmasın? O günde gökler yarılıp dökülür, yeryüzü çalkalanır ve sarsılır. Dağlar parça parça olur. Yıldızlar kararıp dökülür. Nitekim Kuran-ı Kerim’de o gün, şöyle tasvir ediliyor:

 

“Artık Sûr’a birinci üfürülüşle üfürüldüğü zaman, yerle dağlar yerlerinden kaldırılıp da yekdiğerine bir çarpışla hepsi toz haline geldiği (zaman), işte o zaman olan olmuş, (kıyamet kopmuş) tur. Gök de yarılmış ve artık o gün zaafa düşmüştür. Melek (ler) ise onun bucaklarındadır. O gün Rabbinin arşını (bucaklardakilerin) üstlerinde bulunan sekiz (melek) yüklenir. O gün (huzura) arz olunacaksınız. Öyle ki: size ait hiçbir sır gizli kalmayacak.” (El-Hakka 13–18)

 

Aziz kardeşim, işte bunun gibi çevrende gördüğün her şey kıyamet gününde Allah’ın âlemi meydana gelecek, Cennet ve Cehennem hazırlanacak, bir de Arş-ı Azam kalacaktır. Bu husus ile ilgili bazı Ayet-i Kerime’leri yukarıda arz etmiştim.

 

Şimdi diğer Ayet-i Kerime’leri arz edeyim.

 

Gökler hakkındaki Ayet-i Kerime’ler:

 

“(Yâd et) o günü ki biz göğü, kitapların sahifelerini dürüp büker gibi göreceğiz. İlk yaradılışla nasıl başladıksa, üzerimizde (hak) bir vaad olarak, yine onu iade edeceğiz. Hakikatte failler biziz.” (El-Enbiya 104)

 

“Gök yarıldığı zaman.” (El-İnşikak 1)

 

“Gök çatladığı zaman.” (El-İnfitar 1)

 

“Artık gök yarılıp da kırmızı sahtiyan gibi bir gül olduğu zaman.” (Er-Rahman 27)

 

“İşte göz (hayret ve dehşetle) kamaştığı, ay tutul (up karar) dığı, güneşle ay bir araya getirildiği zaman, (evet) o gün insan: kaçış nereye? diyecek.” (El-Kiyame 7–13)

 

“Güneş dürül (üp söndürül) düğü zaman.” (Et-Tekvir 2)

 

Ay ve yıldızlar hakkındaki Ayetler:

 

“Yıldızlar (kararıp) düştüğü zaman.” (Et-Tekvir 2)

 

“Yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman.” (El-İnfitar 2)

 

“Yıldızlar (ın ışığı) söndürüldüğü zaman.” (El-Murselât 8)

 

Gök ve göklerde olanlar yok olur. Yerlere, dağlara ve sulara gelince, onlar da aynı şekilde mahvolur. Bu hususlar ile ilgili Ayet’ler ve sağlam Hadis’ler:

 

“O zaman yer bir sarsıntı ile sarsılmıştır, dağlar didik didik parçalanmıştır, derken (hepsi de) dağılmış, toz haline gelmiştir.” (El-Vaki’a 4–6)

 

“O günde ki yer (ler, dağlar zelzeleyle) sarsılır. Dağlar akıp bir kum yığınına döner.” (El-Müzemmil 14)

 

“Dağlar atılmış renkli yünler gibi olacak.” (El-Karia 5) İşte böylece yer ve dağlar durumunu değiştirir. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“O gün ki yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) tebdil olunacaktır. (İbrahim 48) buyurmuştur. Yine Allahû Teâlâ

 

“Sana dağlar (ın kıyamet günündeki halini) sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. (Savuracak) da yerlerini dümdüz bir toprak halinde bırakacak. Onlarda ne bir iniş ne de bir yokuş göremeyeceksin.” (Taha 105–107) buyurmuştur.

 

Deryalara gelince, onlar toplanıp akıp gideceklerdir. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“Denizler ateşlendiği zaman.” (Et-Tekvir 6)

 

“Denizler fışkırdığı zaman.” (El-İnfitar 3)

 

İşte bu anlattıklarımız, senin dünya hayatından görüp bildiğin ve yaşaman için Allahû Teâlâ’nın yaratıp senin emrine musahhar kıldığı şeylerdir. Nitekim Ayet-i Celile’de şöyle buyuruyor:

 

“O göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (canibi) nden size ram etti. Şüphe yok ki bunda, iyi düşünecek bir kavim için Ayetler vardır.” (El-Casiye 13)

 

İşte bütün bunlar yok olup gidecek ve sen, amelinin karşılığını bulmak üzere ortada kalacaksın.

 

HAŞIR

 

Aziz kardeşim, iyi bil ki Allahû Teâlâ mahlûkatı diriltip yerden çıkardıktan sonra, onları mahşer yerine sevk edecektir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Sûr’a da üfürülmüştür. İşte bu, tahdidin (tahakkuk etmiş) günüdür. (O gün) herkes beraberinde sürücü ve şahid (iki melek) bulunduğu halde, (mahşere) gelmiştir. Andolsun ki sen (dünyada) bundan gaflette idin. İşte senden gaflet perdeni kaldırıp açtık. Bugün gözün (ne kadar) keskindir.” (Kaf 20–22)

 

“O, bütün insanların bir arada toplanmış olacakları bir gündür. O, (istisnasız bütün halkın) hazır olacakları bir gündür.” (Hûd 103)

 

“O günde ki, (Allah) o toplanma günü için hepinizi bir araya getirecektir.” (Et-Teğabün 9)

 

“(Allah) hepinizi, hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününe (götürüp) toplayacaktır.” (El-Enam 12)

 

“Bu, ayırt etme ve hüküm verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.” (El-Murselât 38)

 

İnsanlar dirilip mahşer yerine sevk edileceği gibi, hayvanlar da dirilecek ve mahşere sevk edilecektir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman.” (El-Tekvir 5) buyrulmuştur.

 

İşte böylece insanlar mahşer yerine sevk edilecekler. Fakat mahşer yerine gitmek de farklıdır. Nasıl ki dünyada uçak, taksi ve nihayet yaya yolculuğu yapıldığı ve bu, kişinin mali durumuna bağlı olduğu gibi, Ahiret’te de durum aynıdır. Herkes ameli nispetinde vasıtaya biner. Hatta kimi yaya olarak yola düşer ve kimisi de yüzüstü sürünerek gider. Bu bakımdan insanları üç sınıfta mütalaa edebiliriz. Nitekim Allahû Teâlâ ‘El-Vaki’a’ Suresi’nde bunları açıklamıştır. Şöyle ki:

 

“Siz de (kıyamette) üç sınıf olmuşsunuzdur. Ashab-ı yemin (e gelince) o Ashab-ı yemin (mutlu) durlar. Ashab-ı şimale gelince, o Ashab-ı şimal ne (bedbaht) dırlar. Hayır yarışlarında ta öne geçip kazananlar (a gelince): yaklaştırılmış olanlardır. (El-Vaki’a 7–11) buyrulmuştur.

 

Kıyamet günü insanlar böylece üç ana sınıfa ayrılacaktır. Kıyametin Halleri bölümünde bu üç sınıfın durumlarını ayrı ayrı bileceksin.

 

Sâbikûn (hayır yarışlarında öne geçip kazananlar): Peygamberler, sıddıklar ve şehidlerdir. Bunlar mahşer yerine binitli olarak sevk edileceklerdir. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“Muttakileri o çok esirgeyici (Allah’ın) huzuruna (süvari elçileri gibi) toplayacağımız, günahkârları ise susuz olarak Cehennem’e süreceğimiz gün.” (Meryem 85–86) buyurmuştur.

 

Ashab-ı yemin, müminlerin avamıdır. Onlar da yaya olarak yola düşürüleceklerdir. Ashab-ı şimal da kâfirlerdir.  Bunlar da yüzleri üzerine sevk edilecektir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Biz onları kıyamet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak yüzükoyun haşredeceğiz.” (El-İsrâ 97)

 

Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“İnsanlar kıyamet gününde üç sınıf olarak haşrolunurlar. Bir kısmı yaya, bir kısmı binitli ve bir kısmı da yüzü sürünerek giderler.” Resulü Ekrem’e:

 

‘—Yüzükoyun nasıl gidilir?’ diye soranlara:

 

“—Ayakları üstünde gezdiren Allah, yüzükoyun da yürütür. Onlar yüzükoyun yürürken yüzlerini diken ve taşlardan kayırırlar.” buyurmuştur. Yine Buhari ile Müslim ve diğerlerinin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kıyamet günü insanlar üç fırka olarak haşrolurlar. Birinci fırka: gelecek hayatı özleyen (geride kalan hayattan) nefret eden zümredir. İkinci fırka: ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevk olunurlar. Geri kalanlarını (ki bunlar üçüncü fırkadır.) bir ateş haşredip toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse ateş de beraber istirahat eder, onlar sabahladıkları yerde onlarla sabahlar ve onlarla beraber yürüyüp onların akşamladıkları yerde beraber akşamlar.” buyurmuştur.

 

Bununla beraber müminlerin yüzleri neşelerinden dolayı beyaz ve parlak; kâfirlerin yüzleri ise siyah ve kederlidir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

 

“O günde ki nice yüzler bembeyaz olacak nice yüzler de kapkara kesilecek. Yüzleri simsiyah olanlara gelince (onlara): imanınızdan sonra küfrettiniz ha, işte o küfretmenize mukabil tadın azabı (denilir). Yüzleri bembeyaz olanlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar bunun içerisinde ebedi kalıcıdırlar.” (Ali-İmran 106–107)

 

Diğer Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün yüzler vardır; pırıl pırıl parlayacaktır, gülücüdür, sevinicidir. O gün yüzler vardır; üzerine toz toprak (bürünmüştür). Onu (da) bir karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar, kâfir ve fâcirlerdir.” (Abese 38–43)

 

Yine bunun gibi Sâbikûn (hayır yarışlarında öne geçenler), meleklerin getirdikleri Cennet hülleleri ile giydirileceklerdir. Nitekim Buhari, Müslim ve diğerlerinin İbni Abbas (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Dikkat edin, kıyamet günü mahlûkat içinde ilk defa elbise giydirilecek olan İbrahim Aleyhi’s-selam’dır.”

 

Bunun gibi, melekler müminleri daha mezarlarında iken karşılar ve Cennet’le müjdelerler. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: Bu size (dünyada) vaad olunan (mutlu) gününüzdür (diye Cennet kapıları önünde tebrik ederler).” (El-Enbiya 103) buyrulmuştur.

 

İşte böylece mahlûkat mahşer yerine sevk edilir. Mahşer yeri ise dümdüz ve bembeyaz bir yerdir, hiçbir pürüzü yoktur. Nitekim Buhari ile Müslim’in Sehl b. Sad (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“İnsanlar kıyamet gününde halis buğday unundan yapılmış yufka gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolunurlar. Hiç kimse için onda alamet yoktur.”

 

İnsanlar mahşer yerine sevk edilip bir araya toplandıktan sonra uzun müddet bekleyeceklerdir. Hatta yetmiş sene diyenler varsa da daha fazla olduğunu söyleyenler vardır. Hesap görülmesi için beklerler. Bugünün dehşeti, şiddeti ve korkunç manzarası, tarife sığmayacak kadar büyüktür. O günde hepimizin yardımcısı Allah olsun.

 

HESAP YERİNDE İNSANLARIN DURUMU

 

Yukarıdaki izahattan, insanların düz ve beyaz bir yer üzerine sevk edileceğini öğrenmiştik. İnsanlar burada yaptıklarının hesabını vermek için, uzun zaman bekleyecekler; melekler yedi halka halinde insanları kuşatacaktır. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Hakka ki yer (zelzeleyle) parça parça dağıtıldığı zaman, Rabbin (in emri) geldiği, melekler de saf saf (indiği zaman).” (El-Fecr 21–22) buyrulmuştur. Diğer Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün ruh ve melekler saf halinde ayakta duracaktır. Rahmeti umuma yaygın olan (Allah) ‘ın kendilerine izin verdiğinden başkaları (o gün) konuşamazlar. O (nlar) da (ancak) doğruyu söylemiş (ler) dir.” (En-Nebe 38)

 

İşte böyle melekler insanları kuşatırlar. İnsanlar ise burada da birbirlerinden farklıdır. Burada herkesin durumu açığa çıkacak, gizli hiçbir şey kalmayacaktır. Nitekim Ayet-i Celile’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O günde ki (bütün) sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır. Artık onun için ne bir kudret ne de bir yardımcı yoktur.” (Et-Tarık 9–10)

 

Fakat ben önce mevkifın dehşetinden ve zorluğundan, sonra da insanların ayrılıklarından bahsetmeği uygun buldum.

 

Kardeşlerim, o gün güneş bir mil kadar insanlara yaklaşacak ve beyinlerini kaynatacaktır.

 

Müslim’in Mikdâd (r.a.) ‘dan rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Kıyamet gününde güneş, insanlara bir mil kalıncaya kadar yaklaşır.” (Ravi: ‘Bu mil’in, mesafe mili mi yoksa sürme çekilen mil mi olduğunu  bilemiyorum.’ demiştir.) “İnsanlar amellerine göre terler içinde kalacaklardır. Kimisi dizine, kimisi göbeğine ve kimisi de boğazına kadar terlere gark olacaktır.” Resulü Ekrem (s.a.v.) eliyle ağzını işaret ederek: “İşte buraya kadar.”

 

İnsanların vücudundan akan ter, yetmiş arşın yere inecektir. Nitekim Buhari ile Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s