Ahiret Günü 10

KULLAR ARASINDA HESAP VE KAZA

 

Kullar arasında hesap ve hüküm başladığı vakit, ilk önce Peygamberler çağırılır ve risaletlerini tebliğ edip etmedikleri kendilerinden sorulur. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Kendilerine (Peygamber) gönderilenlere de mutlak soracağız. Onlara gönderilen (Peygamber) lere de herhalde soracağız. (El-Araf 6) buyrulmuştur.

 

Peygamberler Allah’tan aldıklarını olduğu gibi insanlara tebliğ ettiklerini ifade ettikten sonra, Allahû Teâlâ ümmetleri çağırır. İlk defa hesaba çekilecek olan, Muhammed Aleyhi’s-selam’ın ümmetidir. Bunlara sorulur. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“İşte Rabbine andolsun ki, onlara topuna yapmakta oldukları şeyleri elbette soracağız.” (El-Hicr 92–93) buyrulmuştur. Müminin imanını, kâfirin küfrünü ve münafığın nifakını meydana çıkarır. Böylece sıra ile bütün ümmetler sorguya çekilir, teker teker hepsi hesaba arz olunur. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Şüphesiz onların (öldükten sonra) dönüşleri ancak bizedir. Sonra hesapları (nı görmek) de muhakkak bize aittir.” (El-Gâşiye 25–26) buyrulmuştur.

 

Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kıyamet gününde insanlar üç defa hesaba arz olunur. İkisi mücadele ve mazeret beyanı ile geçer. Tam bu sırada amel defterleri dağıtılır. Kimisi sağ ve kimisi sol eliyle kitabını alır.” buyurmuştur. Böylece muhasebe için Allah’a arz olunurlar. Hesapları da amelleri nispetinde değişir. Kimisinin kolay, kimisinin çetin, bir kısmının gizli ve bir kısmının aşikâre olur. Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine azab eder.

 

İlk önce Allahû Teâlâ hayvan haklarını ve hayvanlarla ilgili hesapları görür ve sonra da onlara: “Toprak olun!” der. Onlar da toprak olup giderler. Bunu gören kâfirler ‘Keşke biz de hayvan olaydık da şimdi toprak olup giderdik!’ diyecekler. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“O gün (herkes) iki elinin önden yolladığı ne ise (ona) bakacak, kâfir ise “Ah ne olurdu ben bir toprak olaydım!” diyecek.” (En-Nebe 40) buyrulmuştur.

 

Yine Müslim ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Haklar kıyamet gününde sahiplerine ödenecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü alınacaktır.”

 

Hayvanların dirilmesindeki hikmet, onların zekâtlarını vermeyen, onları haksız yere zimmetine geçiren ve onlara hizmette kusur edenleri cezalandırmak içindir. İyisini Allah bilir.

 

İnsanlar arasında kul hakkı olarak Allahû Teâlâ’nın ilk göreceği mahkeme kan davasıdır. Nitekim Buhari ile Müslim’in İbni Mesud (r.a.) ‘den rivayetlerinde Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Kıyamet günü insanlar arasında bakılacak ilk dava, kan davasıdır.” Maktul katilin yakasından yapışır ve: ‘Ya Rab, bundan hakkımı al da bana ver!’ der.

 

Amel bakımından ilk muhasebenin namazdan olacağını hesabını düzgün verenin kurtulacağını, hesabı veremeyenin perişan olacağını Tirmizi ve Nesei’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayet ettikleri Hadis’de Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle anlatıyor:

 

“Kıyamet gününde kulun amelinden ilk hesap vereceği, namazdır. Şayet namazını güzel kılmış ve hesabını güzel vermişse kurtulmuş ve felaha ermiştir. Şayet namaz hesabını verememişse rüsvay ve perişan olmuştur.” Şayet farzı noksan gelirse, Allahû Teâlâ: “Kulumun nafile namazlarına bakın ve oradan tamamlayın” buyurur ve diğer hesapları da böylece götürülür. Allahû Teâlâ kulunu hesaba çeker ve ona dört şeyden sorar: Ömrünü nerede geçirdi, ilmiyle ne gibi amel etti, malını nereden kazandı ve nereye sarf etti ve vücudunu nerede yıprattı. Allahû Teâlâ her kulu bu dört şeyden hesaba çeker.  Allah huzurunda nasıl hesap vereceğini düşün.

 

Sana ömründen soracak; geçen her nefes ise ömründen bir cüzdür. Bundan sorulacaksın. Bu nefesleri Allah’ın taatında mı geçirdin yoksa isyanda mı? Ayrıca ilminden soracak din hususunda bildiğin her şey senin ilmindir. Bildiğin ile amel edip etmediğinin hesabını vereceksin.  Topladığın bütün servetinin hesabını vereceksin; helalden mi yoksa haramdan mı kazandın, hayra mı verdin yoksa kötülükle mi yedin? Her kuruşundan ayrı ayrı sorulacaksın; kazanç ve sarf yerlerini bildireceksin. Allahû Teâlâ’nın sana verdiği cisimden ve duyu organlarından sorumlusun. Göz, kulak, dil akıl ve diğer hususlardan sorulacaksın.

 

Bunları nerede kullandın? İsyanda mı taatta mi, hepsinden sorulacak ve hepsine ayrı ayrı cevap vereceksin. Şimdiden bu soruların cevaplarına hazırlan. Karşında sarraf var kalp parayı almaz. Seni hesaba çekecek olan her şeyi bilir. O’na gizli bir taraf yoktur. O, gözlerin hain bakışını ve sinelerin gizli tuttuklarını da bilir.

 

Gösteriş için amel yapan bazı mürailerin amellerinin muhasebesini dinle ve kendine gel. Zira Allahû Teâlâ niyet ve ameller üzerine muhasebe eder.

 

Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kıyamet gününde ilk hesabı görülecek olan üç sınıf insandır. Bunlardan biri şehiddir.  Huzura getirilir. Kendisine verilen nimetler hatırlatılır ve bu nimetlerle ne yaptığı kendisinden sorulur. Adam: ‘Ya Rabb, senin rızan uğrunda cihad ettim ve şehid oldum.’ der. Allahû Teâlâ:

 

“—Sen yalan söylüyorsun. Benim rızam uğrunda değil, ‘Ne kahraman adamdır’ desinler diye savaştın ve hakikaten seni övdüler.” buyurur ve sonra yüzüstü Cehennem’e atılır. İkincisi Kuran okuyan, ilim öğrenip öğreten bir âlimdir. Bu da huzura alınır ve kendisine verilen nimetler birer birer sayılarak hatırlatılır ve bu nimetlere mukabil ne yaptığı kendisinden sorulur. Adam da: ‘Senin rızan uğrunda ilim öğrendim ve öğrettim. Kuran okudum ve okuttum.’ der. Allahû Teâlâ:

 

“—Yalan söylüyorsun, ‘Bu adam ne cömert adamdır’ desinler diye infak etmişsin,” buyurur. Ve o da yüzüstü Cehennem’e sevk edilir.” buyurmuştur. Bir rivayette Cehennem’e ilk girecekler bunlardır.

 

Kıyamet günü hesaba çekilecekler iki kısımdır: Bir kısmı tevbe etmiş günahkârlar, diğer kısmı da ölünceye kadar isyanda devam edenlerdir.

 

Allahû Teâlâ mağfiret ve merhamet sahibidir; dilediğini affeder, dilediğini azab eder. Günahlarına tevbe edip de Allahû Teâlâ’nın affedeceği kimseleri, Allahû Teâlâ rahmetinin altına alır ve gizlice yaptıklarını kendisine itiraf ettirdikten sonra, affeder. Çünkü Allah, büyük fazl sahibidir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“(Bununla beraber) Şüphesiz ki ben tevbe ve iman edenleri, iyi amel (ve hareketlerde) bulunanları, sonra da doğru yolda (ölünceye kadar) sebat gösterenleri elbette çok yarlığayacağım.” (Tâ hâ 82) buyrulmuştur. Bu cihet, bir Hadis-i Şerif’te de açıklanmıştır. Nitekim Buhari ile Müslim’in İbni Ömer (r.a.) ‘den rivayetlerinde, İbni Ömer, Resulü Ekrem’in şöyle buyurduğunu kendisinden işittim, demiştir:

 

“(Kıyamet günü) mümin, Rabbine öyle yaklaşır ki, Allah onu (rahmeti ile) örter ve günahlarını kendisine itiraf ettirir ve şöyle der: “Yapmış olduğun filan günahı biliyor musun? Yapmış olduğun filan günahı biliyor musun? Mümin: Biliyorum ya Rabb, biliyorum ya Rabb.” der. Allahû Teâlâ : “Bu günahı dünyada örtmüştüm, bu günde mağfiret ediyorum.” buyurur. Bunun üzerine o kimseye hasenatının yazılı olduğu defter verilir. Diğer kâfir ve münafıklara gelince: Herkesin önünde: “İşte bunlar, Rablerini yalanlayanlardır. Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun.” diye nida edilir.”

 

Şurası muhakkak ki, nasûh tevbe ile yani bir daha dönmemek şartı ile tevbe edenler, borçlarını kul hakkı olsa da Allahû Teâlâ mağfiret eder; azalarına ve hatta kiramen kâtibin meleklerine günahlarını unutturur. Ödemek azminde iken ödeme imkânı bulamadan öldüğü kul haklarını da bağışlar ve alacak sahiplerine kendi fazl-ı kereminden alacaklarından çok fazlasını vermek suretiyle, kendilerini memnun eder. Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘den varid olan sahih bir rivayette, şöyle buyurmuştur:

 

“Kıyamet günü iki kişi Âlemlerin Rabbi olan Allahû Teâlâ’nın huzuruna getirilir. Bunlardan birisi:

 

—Ya Rabb, şu adamdan hakkımı al bana ver der. Allahû Teâlâ:

 

—Ne istiyorsun? buyurur. Adam:

 

—Sevabı varsa sevabını yoksa günahlarımı yüklenmesini isterim, der. Allahû Teâlâ:

 

—Başını kaldır ve bir bak, buyurur. Adam bakınca binaları altından şehirler görür ve:

 

—Ya Rabb, bu şehirler kimindir? Hangi Nebi ve hangi şehidindir, diye sorar. Allahû Teâlâ:

 

—Bedelini ödeyenin, buyurur. Adam:

 

—Ya Rabb, bunun bedelini ödemeğe kimin gücü yeter, der. Allahû Teâlâ:

 

—Ey kulum, buna senin gücün yeter, buyurur. Adam:

 

—Ya Rabb, nasıl ve nedir bunun bedeli? der. Allahû Teâlâ:

 

—Şu kardeşine hakkını bağışlamandır, buyurur. Adam:

 

—Bağışladım Ya Rabb, der. Allahû Teâlâ:

 

—O halde al kardeşini de onunla beraber bu makama giriniz. buyurur.” Bundan sonra Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Siz de Allah’tan korkunuz da kardeşlerinizin arasını bulup onları barıştırınız. Çünkü Allah (kıyamet gününde) mümin kullarının arasını bulup onları barıştırır.” buyurdu. İşte böylece Allahû Teâlâ, kendi fazl-ı kereminden bazı müminleri mağfiret ediyor. O, müminler üzerine büyük fazilet sahibidir.

 

Kâfir, münafık, mücrim ve Allahû Teâlâ’nın azab etmesini murad ettiği kimselere gelince: Allahû Teâlâ onun hesabını yapar, hesap münakaşalı geçer ve mahlûkat arasında rezil olur. Bununla beraber, Allahû Teâlâ zulmetmez. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“Senin Rabbin hiçbir (kimseye) haksızlık etmez.” (El-Kehf 49) buyurmuştur. Diğer Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“Ben kullara zulümkâr da değilim.” (Kaf 29)

 

Bu hususta Buhari ile Müslim ve diğerlerinin Aişe (r.anha) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnceden inceye hesaba çekilen azab olur.”

 

Bu kötü kimseler hesaba çekilince, kâfirlerin inkâra mecalleri yoktur. Fakat münafık zahiri imanının ve gösteriş için yaptığı amelinin kendisine fayda vereceğini sanarak, bazı mazeretler öne sürmek suretiyle yaptıklarını inkâra kalkışacaktır. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün Allah, onların hepsini diriltecek de ona da size yemin ettikleri gibi yemin edeceklerdir. Onlar hakikaten bir şey üzerinde olduklarını sanırlar. Gözünüzü açın ki, onlar cidden yalancıların ta kendileridir.” (El-Mücadele 18)

 

Hâlbuki Allahû Teâlâ, küçük büyük her yaptıklarını onlara itiraf ettirir. Bunu açıklamak üzere Ayet-i Celile’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O günde ki Allah onların hepsini diriltecek de kendilerine neler yaptıklarını haber verecektir. Allah (bütün) onları saymış, onlarsa bunu unutmuşlardır. Allah her şeye hakkıyla şahittir.” (El-Mücadele 6)

 

Bu kimse, bazı yaptıklarını inkâr edip mazeret beyanına kalkıştığı vakit; el, kulak, dil ve ayak gibi bütün azaları yaptıklarını ve bunları niçin yaptığını teker teker haber verecektir. Nitekim Ayet-i Kerime’de:

 

“O günde ki aleyhlerinde kendi dilleri, kendi ayakları, onların neler yapıyor idiklerine şahitlik edeceklerdir.” (En-Nur 24) buyrulmuştur. Diğer Ayet-i Celile’de ise şöyle buyrulmuştur:

 

“Nihayet oraya geldikleri zaman onlar ne yapıyor idiyseler kulakları, gözleri, derileri hep aleyhlerinde şahitlik edecektir. Derilerine (şöyle) dediler (derler): Bizim aleyhimize neye şahitlik ettiniz? Onlar da: Bizi dediler (derler) her şeyi söyleten Allah söyletti.” (Fussilet 20–21)

 

Başka bir Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün ağızlarının üstüne mühür basarız. Ne irtikâp ediyor idiyseler bize elleri söyler ayakları (ve diğer uzuvları) da şahitlik eder.” (Yasin 65)

 

Aziz kardeşim, dikkatli davran şahitlerin seninle beraberdir. Azaların ve bedenin yapıp söylediklerini kaydediyorlar. O halde hesaba çekilmeden önce kendi muhasebeni yapıp nefsini murakabe et. Yaptığın her şeyden sorumlu tutulup ona göre mükâfat veya mücazat göreceğini bil ve artık arzu ettiğini tercih et.

 

Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Ashab-ı Kiram Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘e:

 

—Biz kıyamette Rabbimizi görebilecek miyiz? diye sormuşlar, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Gün ortasında, açık havada güneşi; ayın ondördünde gece karanlığında bulutsuz havada ayı gördük görmedik diye münazaaya düşer misiniz?” Onlar da:

 

—Hayır, ittifak halinde hepimiz görürüz. dediler. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Nefsim kabze-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, gün ortasında güneşi ve açık havada gece yarısında ayı gördüğünüz gibi Allahû Teâlâ’yı da böylece görürsünüz.” buyurdu. Bir kul Allah huzuruna getirilir ve Allahû Teâlâ:

 

“—Ey filan, ben sana ikram edip seni kavminin efendisi yapmadım mı? Seni evermedim mi? At ve deve gibi hayvanları emrine vermedim mi? Ve sonra istediğin gibi yatıp kalkmakta seni serbest bırakmadım mı?” buyurur. Adam:

 

—Evet ya Rabb, der. Allahû Teâlâ:

 

“—Bu mülakat gününü düşünmedin mi?” buyurur. Adam:

 

—Hayır, der. Allahû Teâlâ:

 

“—Sen nasıl beni unuttunsa ben de bugün seni terk ediyorum.” buyurur.

 

Kâfirler hakkında bu şekil muamele yapılırken, başka birisi getirilir, ona da aynı şeyler sorulur ve ‘Evet’ cevabını verir. Peki: ‘Bu günü düşündün mü?’ diye sorulur, ‘Evet’ der ve ne yaptığı sorulunca iman ederek her çeşit ibadetleri yaptığını söyler. Kendisinden şahit istendiğinde, şahidi olmadığını söyler. Allahû Teâlâ: “Şimdi ben sana şahid bulurum.” buyurur. Adam, acaba bana kim şahitlik edecek diye merak eder. Tam bu sırada ağzı mühürlenir ve azaları ne maksatla neler yaptıklarını haber verirler. Bu da münafıklardandır.

 

Müslim’in Enes (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) gülümsedi ve sonra gülümseme sebebini şöyle anlattı:

 

“—Bu kul, Rabbisiyle münakaşa ederken:

 

—Ya Rabb, bizi zulümden men etmedin mi? der. Allahû Teâlâ:

 

“—Evet, men ettim. … “ buyurur. Adamcağız:

 

—O halde ben de kendimden başka şahid kabul etmem, der. Allahû Teâlâ:

 

“—Kiramen kâtibin melekleri senin yaptıklarına şahid, fakat olsun, kendi kendine şehadetin bizim için kâfidir”, buyurur ve dili mühürlendikten sonra, azaları teker teker yaptıklarını haber verirler. Adam şaşırır kalır ve: ‘Yazıklar olsun size, ben sizi kurtarmak için çalışırım, siz ise her yaptıklarınızı söylüyorsunuz!’ der.

 

Bunun gibi kıyamet gününde bütün hak sahipleri haklarını alırlar. Şayet adamın sevabı varsa onu alırlar; yoksa hakları kadar günahları borçluya yüklenir ve adam Cehennem’e atılır. Nitekim Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) Ashab-ı Kiram’a:

 

“—Müflis kimdir, biliyor musunuz?” buyurdu. Ashab da:

 

‘—Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir’, dediler. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Ümmetimden gerçek müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç, zekâtla gelir fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş. Bundan dolayı onun hasenatından bütün bu hak sahiplerine verilir. Üzerinde olan haklar ödenmeden, hasenatı tükenirse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir ve sonra o kimse Cehennem’e atılır.” buyurdu.

 

Böylece, Müslim ve Gayri Müslim, insan ve hayvan bütün hak sahipleri haklarını alıp, hak ve hukuk işleri bittikten sonra, mizan kurulur ve amellerin tartılmasına başlanır.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s