Ahiret Günü 11

MİZAN = AMELLERİN TARTILMASI

 

Aziz kardeşim, ameli tartılacak olanlar, dünyada iyilikle kötülüğü birbirine karıştırmış olan kimselerdir. Yani hem sevap işlemiş ve hem de isyan etmiş olanların amelleri tartılacaktır. Yoksa kâfirler için böyle bir şey yoktur. Allahû Teâlâ onların iyiliklerinin karşılığını dünyada kendilerine vermiş ve Ahiret’te bir alacakları kalmamıştır. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“O küfredenler (e gelince): onların amelleri (etrafında dağlar ve tepeler görünmeyen) dümdüz ve engin çöllerdeki bir serap gibidir ki susayan onun bir damla su olduğunu sanır. Nihayet o, buna vardığı zaman onu bir şey olarak bulamamıştır. Kendi (ameli) yanında (yalnız) Allah’ı bulmuştur. O da onun hesabını tastamam vermiştir. Allah, hesabı çok süratli olandır.” (En-Nur 39) Diğer Ayet-i Celile’de:

 

“Biz onların herhangi bir amel (ve hareket) yaparlarsa (hepsinin) önüne geçtik de bunları saçılmış (ve hiçbir değeri olmayan) zerreler yaptık.” (El-Furkan 23) buyrulmuştur. Başka bir Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“Onlar, Rablerinin Ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edip de (hayır namına bütün) yaptıkları boşa gitmiş olanlardır ki biz kıyamet gününde onlar için hiçbir ölçü tutmayacağız.” (El-Kehf 105)

 

Bunun gibi hiç isyan etmeyen ve Sâbikûn’dan olan sıddıklar ve şehidler de mizan ve hesap görmeden Cennet’e gireceklerdir.

 

Şunu da bilmiş ol ki; mizan manevi bir haysiyet değil, gözle görülen iki gözlü bir terazidir. Sevapların konacağı sağ kefesi parlak ve nurludur; günahların konması için hazırlanan sol kefesi ise karanlıktır. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Biz kıyamet gününe mahsus adalet terazileri koyacağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. (O şey) bir hardal danesi kadar bile olsa onu getiririz (mizana koyarız). Hesapçılar olarak da biz yeteriz.” (El-Enbiya 47) Diğer Ayet-i Kerime’de:

 

“Artık kimin (sevap) tartıları ağır gelirse onlar korktuklarından emin, umduklarına nail olanların ta kendileridir. Kimin de tartıları hafif gelirse onlar kendilerine yazık edenlerdir. (Onlar) Cehennem’de ebedi kalıcıdırlar.” (El-Müminûn 102–103) diğer Ayet’te:

 

“İşte (o gün) kimin tartıları ağır gelirse, artık o, hoşnut olacağı bir yaşayıştadır. Amma kimin de tartıları hafif gelirse artık onun anası Haviye (uçurum) dur. (El-Karia 5–8) Başka bir Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“(Herkesin dünyada yapıp ettiğini) tartmak da haktır.” (El-Araf 8) buyrulmuştur.

 

Aziz kardeşim, Ahiret mizanı sarrafların altın tartan terazilerinden çok daha hassastır. Zerreyi tartar, zerre şaşırmaz. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“İşte kimin zerre ağırlığınca bir hayır yapıyor (idiyse) onu (n sevabını) görecek. Kim de zerre ağırlığınca şer yapıyor (idiyse) onu (n cezasını) görecek.” (Ez-Zilzal 7–8) buyrulmakla bu cihet açıklanmıştır. Nasıl böyle hassas olmasın ki, onu ortaya koyan hâkimlerin en adili olan Allahû Teâlâ’dır.

 

Şurasını da hatırından çıkarma ki; kıyamette amellerin tartılmasının önemi büyük ve o an, kıyametin dehşetli anlarından birisidir. Burası o kadar dehşetli bir andır ki, bu anda herkes gözünü terazinin diline dikip, kendi nefsi ile meşgul olacak ve başka hiç kimseyi hatırlamayacaktır.

 

Ebu Davud’un Aişe (r.anha) ‘den rivayetinde, Hz. Aişe diyor ki: ‘Bir gün Cehennem’i hatırladım ve korkusundan ağladım’. Resulü Ekrem (s.a.v.) ağlamamın sebebini benden sordu, ben de anlattım ve: ‘Kıyamet günü ehl-i beytinizi hatırlayabilecek misiniz?’ diye sordum. Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: Bunlardan birisi terazi başıdır. Sevabım mı ağır geleceği yoksa günahım mı ağır geleceği korkusundan kimse kimseyi hatırlayamaz. Bir de amel sahifeleri dağılırken; defterim sağdan mı yoksa soldan mı verilecek endişesiyle kimse kimseyi hatırlayamaz. Bir de Cehennem’in üzerindeki sırat köprüsünü geçerken; geçinceye kadar kimse kimseyi hatırlayamaz.” buyurdu.

 

Mizan, en önemli bir geçit yeri olup, ümmetin bu anda şefaate fazla ihtiyacı olacağı için, Resulü Ekrem (s.a.v.) ümmetine şefaat için mizan başına koşacaktır. Nitekim Tirmizi’nin Enes (r.a.) ‘den rivayetinde, Enes diyor ki: Resulü Ekrem (s.a.v.)’e:

 

—Kıyamet günü bana şefaat et, dedim. Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—İnşaallah ben şefaat edeceğim buyurdu”. bunun üzerine Enes (r.a.):

 

—Sizi nerede arayayım ve nerede bulurum, diye sorduğumda, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Beni, mizan, sırat ve havzımın başında ara; mutlaka bunların birinde bulursun. Çünkü ben buralardan ayrılmam”. buyurmuştur.

 

Resulü Ekrem’in mizan başında hazır bulunması, Allah’ın izniyle, şefaat etmek içindir. ‘Şefaat’ bölümünde anlatacağımız gibi Peygamber (s.a.v.) ’in daha birçok şefaatleri vardır.

 

Ebu Davud ile Tirmizi’nin Cabir (r.a.) ’den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahiplerinedir.”

 

Şunu da hatırdan çıkarma ki, mizanda tartılacak olan, amel sahifeleridir. Allahû Teâlâ her günah ve her hasene için bir ağırlık takdir edecektir. Tartıda hasenatın en ağır geleni, şehâdet kelimesidir. Tirmizi’nin Amr b. El-As (r.a.) ‘dan rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Kıyamet gününde ümmetimden bir kimseyi, âlemlerin Rabbi olan Allahû Teâlâ’nın huzuruna getirirler. Her biri göz görebildiği kadar büyüklükte ve hepsi de günahlarla dolu olan 99 amel defteri ortaya konur. Allahû Teâlâ:

 

—Bu günahları hep sen mi işledin, yoksa melekler fazla mı yazdılar? diye sorar. Adam:

 

—Hayır, bu günahlara bir diyeceğim yok, bunların hepsini ben yaptım, der. Allahû Teâlâ:

 

—Peki, beyan edeceğin bir mazeretin veya bu günahlar karşısında yapmış olduğun bir iyiliğin var mı? diye kendisinden sorar. Adam:

 

—Hayır, hiçbir mazeretim olmadığı gibi, yapmış olduğum hiçbir iyilikte yoktur, der. Allahû Teâlâ:

 

—Hayır, bugün zulüm günü değildir, bizim katımızda senin bir hasenen vardır. buyurur. Bir bitâka boyunda yani iki parmak eninde ve uzunluğunda bir kâğıt parçası çıkar, bir defa getirdiği şehâdet kelimesi burada yazılıdır. Allahû Teâlâ:

 

—Bunu, bir terazinin kefesine koyun, buyurur. Adamcağız:

 

—Ya Rabb, şu 99 defter karşısında bu bitâka’nın ne hükmü olur? der. Allahû Teâlâ:

 

—Bugün sen zulüm olunmazsın, hiç merak etme buyurur. 99 defter bu kâğıtçık karşısında hafif gelir; kâğıt ağır basar. Elbette ki Lafzâ-i Celâl’e karşı hiçbir şey ağır gelmez.”

 

Ey emaneti zayi etmeyen Allah’ım, aklım başında, şuurum yerinde olduğu halde bilerek ve inanarak getirdiğim “Eşhedü Enla İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdühü ve Resulüh” şehâdetini sana emanet ediyorum. Beni bu şehâdet üzerine öldürmeni ve bu şehâdet ile diriltmeni senden dilerim, Ya Erhamerrâhimin.

 

Rivayete göre kulun ameli tartılır. Sevabının ağır gelmesi için bir haseneye ihtiyacı yoktur. Allahû Teâlâ adama müsaade eder:

 

“Bak, belki mahşer halkının birisinden bir sevap alırsın da bu sayede sevapların ağır gelir, Cennet’e gidersin.” buyurur. Adamcağız karısına, oğluna, kızına, kadın ise kocasına, kardeşine, babasına, annesine ve bütün ümit ettiği kimselere başvurur; hiç birinden bir hasene alamaz. Hepsi: Bizim de aynı telaşımız var. der ve reddederler. Adamcağız ümitsiz ve perişan bir halde geri döner ve: Ya Rabb, hangi kapıya başvurdumsa boş döndüm, kimseden bir hasene alamadım. diyerek Allah’a sığınır. Allahû Teâlâ: Ben sana onlardan daha merhametliyim, ey meleklerim bunu Cennet’e götürün.” buyurur. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“(Evet) kişinin kaçacağı gün: Biraderlerinden, anasından babasından, karısından ve oğullarından. O gün bunlardan herkesin kendine yeter bir işi (derdi, belası) vardır.” (Abese 34–37) buyrulmuştur.

 

Aziz kardeşim, şöyle bir düşün ve ibret al. Gece gündüz çalışıp durduğun, helal ve haram demeden kendileri için servet biriktirdiğin evladın bile senin tarafına bakmayacak; bir hasenesini dahi sana vermeyecektir. Belki de orada ağır gelen günahların çoğunu kazanmana onlar sebep olmuşlardır. Dünyada sana en müşfik ve sana en çok acıyan ve her türlü huzurunu ve hatta icabında hayatını bile senin için fedaya hazır olan annenden dahi o şefkat ve merhamet duyguları kalkacak da sana bir hasene bile vermeyecektir. Dünyada geceli gündüzlü senin refahın için çalışan babandan bile o gün yardım göremeyeceksin. Nitekim Kuran- Kerim’de:

 

“Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Ne babanın evladına, ne de bizzat evladın babasına hiçbir şeyle fayda vermeyeceği günden korkun. Şüphe yok ki, Allah’ın vaadi haktır. O halde zinhar sizi dünya hayatı aldatmasın, o çok aldatıcı (şeytan) zinhar sizi Allah (ın hilmine ihmalin) e güvendirmesin. (Lokman 33) buyrulmuştur.

 

O halde aklını başına al da sana, annenden, babandan, kardeşinden, ailenden, kocandan ve çocuklarından daha merhametli olan Allah’ı gazaplandırma, onları faydalandırmak için Allah’a isyan etme. Allah’tan kork ve takva sahibi ol ki, kimsenin kimseye yardımı olamayacağı günde necat bulasın.

 

Allah’ım bizi halis kullarından kıl ve rızana muvafık amelde bulunmak nasip eyle. Âmin.

 

                                             AMEL DEFTERLERİNİN DAĞITILMASI

 

Yukarıda anlattığımız gibi, insanların; Sâbikûn (hayır yarışında öne geçenler), Ashab-ı yemin ve Ashab-ı şimal olmak üzere üçe ayrıldığını öğrenmiştik. Sâbikûn olanlara kitap verilmez; amelleri tartılmaz. Bunlar, hesapsız olarak Cennet’e girerler. Ashab-ı yemin kitapları sağdan verilen kimselerdi; Bunlar kurtulmuştur. Ashab-ı şimal ise kitapları soldan verilen kimselerdir ki, bunlar da mahv-u perişan olmuş olanlardır.

 

Bilmiş ol ki, insanlar Allahû Teâlâ’nın huzurunda hesap verme işini bitirdikten sonra, amel defteri kar yağışı gibi kendilerine yağacaktır. Kimisi kitabını sağından ve kimisi de solundan alacaktır. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Amel defterleri açılıp yayıldığı zaman.” (Et-Tekvir 10)

 

“Herkesin (dünyadaki) amel ve (hareketi) ni kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için bir kitap çıkaracağız ki, neşredilmiş olarak kendisine kavuş (up şöyle çat) acak: Oku kitabını, bugün sana karşı iyi hesap görürcü olarak kendi nefsin yeter.” (El-İsrâ 13–14) Kitabını alan herkes – dünyada okur olsun olmasın – orada kitabını okuyacaktır, yani sevap ve günahını bilecektir.

 

Yukarıda işaret ettiğimiz gibi amel defterlerinin dağılması çok önemli bir iştir. ‘Kitabım sağımdan, solumdan verilecek’ korkusuyla kimse kimseyi hatırlamayacaktır. Kitabını sağından alan: ‘Kurtuldum’ diye sevinecek; solundan alan ise azab ve şiddetle karşılaşacağını anlayarak üzülecektir. Nitekim Ayet-i Celile’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Artık kitabı sağ eline verilmiş olan kişiye gelince, der ki: Alın okuyun kitabımı. Çünkü ben hisabıma kavuşacağımı (kuvvetle) zannetmiştim. İşte o, hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir Cennet’te.” (El-Hakke 19–22)

 

İşte böylece kitabını sağ eline alan sevinecek ve adeta iyi bir karne alan çocuk gibi – her ne kadar büyük bir fark varsa da – adamlarına koşacak ve: ‘Bakın, işte benim iyiliklerimi, okuyun’ diyecektir. Fakat Allahû Teâlâ’nın:

 

“Kitap sol eline verilmiş olan kişiye gelince, o da der ki: Ah keşke benim kitabım verilmeseydi. Hesabımın da ne olduğunu bilmeseydim. Ah keşke, o (ölüm, hayatıma) kat’i bir son verici olsaydı. Malım bana hiç fayda vermedi. (Bütün) saltanatım benden ayrılıp mahvoldu. (El-Hakka 25–29) buyurduğu gibi, kitabını solundan alanlar böyle: ‘Keşke hiç kitabım verilmeyeydi ve hatta keşke hiç dirilmeyip ölü kalsaydım’ diyerek arkadaşlarına: ‘O, dünyada onun sebebiyle şeref ve itibar bulduğum malımdan burada bir fayda görmedim; mazeret ve kurtuluşuma bir kârı olmadı’ diyecek ve azabın geleceğini anlayacak. Kitabını okuyup; küçük büyük bütün yaptıklarını orada görünce şaşıracak. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Kitap (meydana) konmuştur. Görürsün ki günahkârlar onun içinde (yazılı) olanlardan (müthiş) korkudadırlar. ‘Eyvah bize’, derler. Bu kitaba ne olmuş, küçük büyük hiçbir şey bırakmamış onları saymış!’ Rabbin hiçbir (kimseye) haksızlık etmez.” (El-Kehf 49)

 

“(Hatırla) o gün (ü) ki insan sınıflarından her birini biz imamlarıyla çağırırız. Artık kimin kitabı sağından verilirse, onlar kitaplarını, en küçük haksızlığa uğratılmaksızın (kendileri) okuyacaklardır.” (El-İsrâ 71)

 

Münafıklar ise, elleri boyunlarına bağlanacak ve kitaplarını arkalarından alacaklardır. Bunların durumunu beyan etmek üzere Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“Amma kitabı arkasından verilen kimse, derhal helakini temenni edecek, o şiddetli ateşe (Cehennem’e) girecek.” (El-İsrâ 71)

 

Her insan kitaptaki amelini, kurtulduğunu veya hüsrana yuvarlananlardan olduğunu anladıktan sonra, sırât köprüsüne gider. Kimisi Cehennem’e düşer ve kimisi karşıya geçerek necat bulur. Sâbikûn olamazsak da Ashab-ı yeminden ve kurtuluşa eren zümreden olmamızı Cenab-ı Hak’tan dileriz.

 

SIRÂT KÖPRÜSÜ

 

Aziz kardeşim! Allah hepimizi kıyametin şiddetinden korusun. Şunu da bilmiş ol ki; kıyametin korkunç merhalelerinden ve kimsenin kimseyi hatırlayamayacağı dehşetli anlarından birisi de sırât köprüsünden geçmektir. Sırât: Cehennem üzerine uzanmış bir cisimdir. Uzunluğu üç bin yıllık yoldur; bin yıl yokuş, bin yıl iniş ve bin yılda düzdür. İbni Hacer, ‘el-Feth’ adlı kitabında diyor ki:

 

‘Sırât köprüsünün uzunluğu on beş bin senelik yoldur. Kıldan ince ve kılıçtan keskindir. Bir ucu hesap verme yerinde, bir ucu da Cennet kapısındadır’. Şunu da bil ki – Peygamberler de dâhil olmak üzere – bütün insanlar sırât köprüsünden geçecektir. Köprüyü ilk geçecek olan Muhammed (s.a.v.), sonra diğer Peygamberler ve daha sonra da bizim Peygamberimizin ümmeti ve en sonra da diğer Peygamberlerin ümmetleridir. Sırât köprüsünden geçerken, Peygamberlerden başka kimse konuşamaz. Peygamberler: ‘Allah’ım selamet ver, Allah’ım Sen koru.’ diyeceklerdir. Nitekim Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

 

“Cehennem’in üzerinde sırât köprüsü kurulur. Peygamberlerden ümmeti ile oradan ilk geçen ben olurum. O esnada Peygamberlerden başka kimse konuşamaz. Peygamberlerin o esnadaki konuşmaları: ‘Allah’ım sen koru, sen selamete ulaştır.’ duasından ibarettir. Cehennem’de (develerin yayıldığı) sâ’dan (otunun) dikeni gibi çengeller vardır. Bilmem, bu sâ’dan otunun dikenlerini gördünüz mü?” diye sorunca, orada hazır olanlar: ‘Gördük.’ dediler. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.): “İşte Cehennem’deki çengeller onlara benzer fakat bu çengellerin büyüklüğünü ancak Allahû Teâlâ bilir. Bu çengeller, amellerine göre insanlara takılır; kimisini helak eder, kimisi bununla didik didik taranır ve sonra kurtulur.”

 

Görülüyor ki, sırât köprüsünü herkes aynı şekilde geçemez; amellerine göre geçer. Kimisi şimşek gibi, kimisi at sürati gibi geçer, kimisi koşarak, bir kısmı da yürüyerek ve bir kısmı da yüzüstü sürünerek geçer. Bu hususu ifade eden Ayet-i Kerime:

 

“Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (Cehennem’e) uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine kat’i olarak aldığı kazâ ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada dizüstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem 71–72)

 

Şunu da bilmiş ol ki, sırât köprüsünden geçen herkes Cehennem’in hararetini duymaz. Mesela göz açıp yumuncaya kadar veya şimşek gibi geçenler, Cehennem’in sıcaklığından bir şey anlamazlar. Bunların bu süratle Cehennem’in üzerinden geçişleri kendileri için en büyük bir nimet sayılır. Hatta Allahû Teâlâ onları Cennet’e koymasa bile, ‘Cehennem’den kurtulduk ya, başka bir şey istemeyiz!’ derler. Bu hususta Kuran-ı Kerim’de:

 

“Şüphe yok ki kendileri için bizden en güzel (bir saadet) sebketmiş (takdir edilmiş) olanlar, işte bunlar oradan (Cehennem’den) uzaklaştırılmışlardır. Bunlar gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde ebedi (yaşar) larken onun (Cehennem’in) gizli sesini bile duymazlar.” (El-Enbiya 101–102) buyrulmuştur.

 

Allahû Teâlâ bizleri, sırât köprüsünü geçen ve geçtiğini bilmeyen kullardan eylesin. Âmin.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s