Ahiret Günü 12

ŞEFAAT VE ALLAHÛ TEÂLÂ’NIN KULLARINA MERHAMETİ

 

Sevgili kardeşim! Her şeyden evvel şunu bil ki, Allahû Teâlâ izin vermedikçe kimse kimseye şefaat edemez. Allahû Teâlâ hem şefaat etme yetkisi verir hem de kimler hakkında şefaatin kabul olacağını bildirir. Şefaatçi ancak bundan sonra şefaat edebilir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O’nun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kim?” (El-Bakara 255)

 

“O gün çok esirgeyici (Allah’ın) kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Tâ hâ 109) Peygamberlerin de kendi rızasına erenlerden başkasına şefaat etmeyeceklerini bildirmek üzere:

 

“Bunlar O’nun rızasına ermiş olanlardan başka kimseye şefaat etmezler. Bunlar O’nun korkusundan titreyenlerdir.” (El-Enbiya 28)

 

Kıyamet günü şefaat edecekler; Peygamberler, şehidler, âlimler, yoksullar ve melekler olmakla beraber, Allahû Teâlâ’nın rahmeti bunların hepsinden çok daha geniştir.

 

En büyük şefaati, Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘in yapacağında ve bu şefaatin de bütün yaratıkları içine alan ‘Makam-ı Mahmûd’ olacağında şüphe yoktur. Ayrıca ümmetine mahsus özel şefaatleri de vardır.

 

Buhari ile Müslim’in Enes b. Malik (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘Makam-ı Mahmûd’ u anlattıktan sonra:

 

“Sonra Rabbimin huzurunda secdeye kapanacağım. Allah tarafından:

 

—Ya Muhammed, başını kaldır, ne istersen söyle, sözün dinlenecek, istediğin verilecek; şefaat et, kabul edilecektir, buyrulacak. Ben de:

 

—Ya Rabb, ümmetimi isterim, diyeceğim. Bunun üzerine bana:

 

—Git, gönlünde arpa danesi kadar imanı olan kimseleri Cehennem’den çıkar, denilecek. Ben de gidip onları çıkaracağım. Sonra dönüp geleceğim. Ve Allahû Teâlâ’ya birtakım hamdü senalarda hamd edip, sonra Allah’ın huzurunda secdeye kapanacağım. Bunun üzerine bana:

 

—Ya Muhammed, başını secdeden kaldır, hem (ne istersen) söyle, sözün dinlenecek, ne istersen iste verilecek, şefaat et, kabul edilecektir, buyrulacak, ben de:

 

—Ya Rabb, ümmetimi, ümmetimi, diye niyaz edeceğim. Bunun üzerine bana:

 

—Haydi, git, gönlünde zerre veya hardal danesi kadar imanı olanları Cehennem’den çıkar, denilecek ben de gidip onları çıkaracağım, sonra dönüp geleceğim. Bu defa Cenab-ı Hakka evvelki hamd ve senalarla hamd edip, sonra huzurunda secdeye kapanacağım. Bunun üzerine Allah tarafından:

 

—Ya Muhammed, başını secdeden kaldır. Hem (ne istersen) söyle, sözün dinlenecek, (ne dilersen) verilecek; şefaat et, kabul edilecektir, buyrulacak. Ben de:

 

—Ya Rabb, ümmetimi isterim, diyeceğim. Bunun üzerine bana:

 

—Git, gönlünde hardal danesine yakın miktarda azın azı imanı bulunan kimseleri Cehennem’den çıkar, denilecek. Ben de gidip onları Cehennem’den çıkaracağım sonra dönüp geleceğim. Bunun üzerine Cenab-ı Hakka evvelki hamdü senalarla hamd edip, sonra secdeye kapanacağım. Bunun üzerine bana Allah tarafından:

 

—Ya Muhammed, başını kaldır, ne istersen söyle, sözün dinlenecek, ne dilersen, dileğin yerine getirilecek; şefaat et, kabul olunacak, buyrulur. Ben de:

 

—Lâ İlahe İllallâh diyen herkesi Cehennem’den çıkarmam için bana izin ver, diyeceğim fakat Allahû Teâlâ:

 

—Yok, o sana ait değil; İzzet ve Celalim hakkı için: Lâ İlahe İllallâh diyen herkesi Cehennem’den Ben çıkarırım!” buyuracak.

 

Bu rivayetten, herkesin derecesine göre Cehennem’de azab olacağını da anlamış oluyoruz.

 

Yine Buhari, Müslim ve diğerlerinin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Her Peygamberin bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat için Ahiret’e bıraktım. Bu şefaatim inşaallah, ümmetimden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölenlere ulaşacaktır.”

 

Yine Ebu Davud ve Tirmizi’nin Cabir (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Ümmetimden birisi bir kişiye, diğer birisi iki kişiye, bir başkası da bir aileye ve diğer birisi de bir akrabaya şefaat edecektir. Benim şefaatim ise, ümmetimden büyük günah sahiplerinedir.” buyurmuştur.

 

Şehidler: Çevrelerinden yetmiş günahkâra şefaat edeceklerdir.

 

Âlimler: Dünyada hidayetine sebep oldukları kimselere şefaat edip, Cennet’e koyacaklardır.

 

Fakirler: Bunlar da şefaat edeceklerdir. Zira bir rivayette, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Fakirleri yediriniz. Zira onların, kıyamet günü üstünlükleri vardır.” Bu üstünlükleri nedir? diye soranlara cevaben Resulü Ekrem (s.a.v.): “Onlara denir ki bakınız, sizi kim yedirip giydirdi ise onu da yanınıza alarak beraber Cennet’e girin.” buyurmuştur.

 

Meleklerin şefaatine gelince: Bu hususu şu Ayet-i Kerime ifade etmektedir:

 

“Göklerde nice melek vardır ki, onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Meğerki (o şefaat) Allah’ın dileyeceği ve razı olacağı kimseler için (ve ancak O’nun) izin vermesinden sonra ola.” (En-Necm 26)

 

Allahû Teâlâ’nın rahmetine gelince: O hepsinden geniş ve şümullüdür. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Benim rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.” (El-Araf 156)

 

“De ki: Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşanlar, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları yarlığar. Şüphesiz ki O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.” (Ez-Zümer 53)

 

Buhari ile Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Allahû Teâlâ mahlûkatı yarattığı vakit, kendi katında bulunan bir kitapta: ‘Rahmetim, gazabımı sebketmiştir!’ diye yazmıştır.”

 

Yine Buhari ile Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Allah, rahmeti yüz parçaya bölmüştür. 99’unu nezd-i süphânesinde alıkoymuş ve bir cüz’ünü dünyaya indirmiştir. İşte bu rahmetin tesirleridir ki bütün yaratıklar birbirine şefkat etmektedir. Hatta hayvan, yavrusuna dokunur korkusu ile ayağını ondan çekiyor.”

 

Diğer rivayette: “Allahû Teâlâ’nın yüz rahmeti vardır. Bundan bir cüz’ünü cin, insan ve hayvanata indirdi. Bunun tesirleridir ki, vahşi hayvanlar yavrularına merhamet ederler. Diğer doksan dokuz rahmeti de Ahiret’e bıraktı.” buyurmuştur. Böyle geniş bir rahmet ile kullarına merhamet ettiği vakit, elbette Lâ İlahe İllallâh diyen kimse, bu rahmetten istifade eder. Hatta bu rahmet o kadar şümullüdür ki, bunu gören şeytan bile ümitlenecektir.

 

Buhari ile Müslim’in İbni Ömer (r.a.) ‘den rivayetlerinde, İbni Ömer (r.a.) diyor ki: Resulü Ekrem (s.a.v.) esirler arasına uğradı. O sırada esirler arasında dolaşan bir kadın küçük bir çocuk buldu ve hemen onu bağrına basarak emzirmeğe başladı. Bunu gören Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Ne dersiniz, bu kadın çocuğu ateşe atar mı?” dedi. Hepimiz birden:

 

—Hayır, ya Resulullah, kat’iyyen bu kadın bu çocuğunu ateşe atmaz, dedik. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—İşte Allahû Teâlâ’nın kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha çoktur.” buyurdu.

 

O halde aziz kardeşim! Allah’ın rahmetine mazhar olmak için onun emirlerine sıkı sıkıya sarıl. Sakın rahmetinin genişliğine aldanma. Zira O’nun rahmetinin muttakilere ait olduğunu Kuran-ı Kerim haber verdiği gibi, kudsi bir Hadis’de de:

 

“Ey ne hissiz adamsın ki, sen kulluğundan bana cimrilik edip dururken, öte yandan benim rahmetimi beklersin düşünsene bana cimrilik edene ben nasıl merhamet ederim?” buyrulmuştur.

 

CEHENNEM VE AZABI

 

Aziz kardeşim! Allah hepimizi Cehennem azabından korusun. İyi bil ki; Cehennem, kâfirler, münafıklar ve müminlerden bazı günahkârlar için hazırlanmış bir azab yeridir. Allahû Teâlâ, Kuran-ı Kerim’in pek çok Ayet’lerinde Cehennem azabından insanları korkutmuştur. Bu Ayet’lerden bazıları:

 

“Ey iman edenler, gerek kendinizi, gerek ailenizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanla taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır (memurdur.)  Ki onlar Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler. Neye de memur edildilerse yaparlar.” (Et-Tahrim 6)

 

“Artık sakının o ateşten ki, onun tutanağı (odunu, çırası, ocak taşı) insanla taştır. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır.” (El-Bakara 24)

 

Yukarıdaki açıklamamızdan, Cehennem’in yetmiş bin zincir ile ve her zincirini yetmiş bin melek zabtetteiği halde mahşer yerine geleceğini öğrenmiştin. Bu husus ile ilgili bazı Ayet’ler:

 

“O alevli ateş (Cehennem), görecek (her) kimseye apaçık gösterildiği zaman.” (En-Naziât 36)

 

“O, kendilerini uzak bir yerden gördüğü zaman onlar bunun o müthiş gazaplanışını duyacaklardır. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun her dar yerine atıldıkları vakit orada (yetiş ey) helak (diye) bağırırlar. (Onlara denilir ki): Bugün bir (kere) helak (olmayı) çağırmayın, birçok (defalar) helak (olmayı) çağırın.

(El-Furkan 12–14)

 

Sevgili kardeşim şunu da bil ki, Kuran-ı Kerim’de:

 

“Şeksiz şüphesiz onların topuna vaad olunan yer Cehennem’dir. Onun yedi kapısı, onlardan her kapının (onlara) ayrılmış birer nasibi vardır.” (El-Hicr 43–44) buyrulduğu gibi, Cehennem yedi tabakadır. Her tabakanın azabı diğerinden şiddetlidir. Herkesin küfrüne ve isyanına göre bu tabakalarda yeri vardır.

 

CEHENNEM’İN TABAKALARI

 

Cehennem’in tabakaları; Cehennem, Lezâ, El-Hutame, Sâ’ir, Sakar, Hâviye, Cehim, olmak üzere yedidir. Bunların her birine gireceklerin isyanlarını Kuran-ı Kerim bizlere bildirmiştir. Bunlardan uzaklaşmak için, bu tabakalara girecek olanların kimler olduğunu sana anlatayım:

 

—1- Cehennem. Buraya girecekleri Kuran-ı Kerim şöyle anlatır:

 

“Biz Cehennem’i kâfirler için bir konak olarak hazırladık.” (El-Kehf 102)

 

“Küfredenler ayrı ayrı zümreler halinde Cehennem’e sürüldü” (Ez-Zümer 71)

 

—2- Lezâ. Allahû Teâlâ’nın ihsan ettiği nimete şükretmeyip, belaya sabretmeyen ve malının zekâtını ödemeyenlerin buraya gireceklerini beyan etmek üzere şöyle buyrulmuştur:

 

“Fakat ne mümkün, çünkü o (ateş) (Kâfirler için hazırlanmış) halis alevdir. Bedenin uç uzuvlarını söküp koparandır. (Gel, gel diye) çağırır. (İmandan, haktan) yüz dönen, (taattan) arka çeviren kişiyi, (mal) biriktirip de kap içinde saklayanı, hakikat insanı, hırsına düşkün (ve sabrı kıt) yaratılmıştır. Kendisine şer dokundu mu feryadı basandır, ona hayır dokununca da çok cimridir, (fakat şunlar) öyle değil: Namaz kılanlar.” (El-Maaric 15–22)

 

—3- El-Hutame. Koğuculuk yapıp çekiştiren ve zekâtlarını vermeyenlerin yanacağı yer olduğunu bildirmek üzere:

 

“Arkadan çekiştirmeyi yüze karşı (el, kaş ve göz işaretleriyle) eğlenmeyi ve ayıplamayı adet edinen her kişinin vay haline. Ki, o, malı yığıp onu tekrar tekrar sayandır. Malı hakikaten kendisine (dünyada) ebedi hayat verdiğini sanır o, hayır o, andolsun (hor ve hakir) ‘Hutameye’ tamuya atılacaktır. O Hutamenin neydiğini sana bildiren ne? O, Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir ki tırmanıp yüreklerin ta üstüne çıkacak (kaplayacak) dır o. Bu (ateşin kapıları da) onların üzerine kapatılmıştır. (Kendileri) uzatılmış sütun (larda bağlı olarak).” (El-Hümeze Suresi)

 

—4- Sâ’ir. Burası da, öldükten sonra dirilmeyi ve hesabı inkâr edenlerin yanacakları yerdir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Biz o saati tekzip edenlere öyle çılgın bir ateş hazırladık” (Furkan 11)

 

“Ve onlara çılgın ateş (Cehennem) azabı hazırladık. Rablerine küfredenler içinde (böyle) Cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür. (El-Mülk 5–6)

 

—5- Sakar. Sakara girmeye sebep olan çeşitli günahları Kuran-ı Kerim pek çok Ayet’lerde bize bildirmiştir. Bu Ayet’lerin en derli toplusu şu Ayet-i Kerime’dir:

 

“Ancak Ashab-ı yemin böyle değil (Onlar Cennet’lerdedir. Soruşurlar, günahkârlar (ın hallerini): Sizi Cehennem’e sokan nedir? (Günahkârlar) dediler (derler): Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Biz de batıla dalanlarla beraber dalardık. Ceza (ve hisâb) gününü de yalan sayardık. Nihayet bize ölüm gelip çattı. Artık şefaat edicilerin hiçbir şefaati onlara fayda vermeyecek.” (El-Müddessir 39–47) 

 

—6- Cehim. Buraya da dünyada böbürlenip kendini beğenen kibirlenen girecektir. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

“(Zebanilere): Tutun onu da, (denilir) sürükleyerek Cehennem’in ta ortasına götürün. Sonra tepesinin üstüne o kaynar su azabından dökün. Tat (o azabı). Çünkü sen (evet iddianca) sen çok ulu çok şerefli idin.” (Ed-Dühân 47–49)

 

“Amma eğer tekzipçilerden sapıklardansa işte (ona da) kaynar sudan bir ziyafet ve Cehennem’e bir atılış.” (El-Vaki’a 92–94)  

 

—7- Hâviye. Burası Cehennem’in en alt tabakasıdır. Burada münafıklar azab edileceklerdir. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“Amma kimin de tartıları hafif gelirse, artık onun anası ‘Hâviye’ (uçurum) dur. Onun mahiyetini sana bildiren nedir? (O), hararetli çetin bir ateştir.” (El-Karia 9–11)

 

“Şüphesiz münafıklar Cehennem’in en aşağı tabakasındadırlar. Kâbil değil, onları, (kurtarmaya) bir yardım edici de bulamazsın” (Et-Tevbe 82)

 

İşte Cehennem’in yedi tabakası ve bu tabakalara gireceklerden bazılarının dünyadaki işleri… Bunların derinliklerine ve şiddetli hararetlerine gelince: Bunlar hem çok derin ve hem de çok hararetlidirler. Kamçıları da demirdendir. Nitekim İbni Ömer (r.a.) bunu böyle rivayet etmiştir.

 

İmam Ahmed ve Sünen sahiplerinin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayet ettikleri ve Hâkim’in de ‘sahihtir’ dediği bir Hadis’de Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—Sizin şu dünyada yaktığınız ateşin harareti, Cehennem ateşinin yetmiş cüz’ünden bir cüz’ü nispetinde zayıftır, Ashap:

 

—Bu ateş kâfidir, demeleri üzerine, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

—Cehennem, bin yıl yandı kızardı. Sonra bin yıl daha yandı ve karardı. Halen kararmış vaziyettedir.” buyurmuştur.

 

Yine Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Cehennem, kendi hararetinden Allah’a şikâyet etti ve: Ya Rabb, ateşim kendi kendini yedi, dedi. Allahû Teâlâ biri kış mevsiminde diğeri de yaz mevsiminde olmak üzere iki defa nefes alması için kendisine müsaade etti. Onun sıcağı (dünyada) bunaldığınız sıcaktan daha sıcak ve soğuğu da zemheride karşılaştığınız soğuktan daha şiddetlidir.” buyurmuştur. Nitekim Ayet-i Celile’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“De ki: Cehennem’in ateşi daha sıcak. İyice bilmiş olsalardı.” (En-Nisa 144)

 

Müslim’in Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, şöyle demiştir: Bir gün Resulü Ekrem (s.a.v.) ‘le beraber bulunduğumuz sırada bir gümbürtü duyduk. Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“—İşittiğiniz gürültünün ne olduğunu biliyor musunuz?” dedi. Biz de:

 

—Allah ve Resulü bilir, dedik. Peygamber Aleyhi’s-selam:

 

“—Bu, yetmiş seneden beri Cehennem’e atılmış bir taştır. Bu güne kadar durmadan yuvarlanıyordu. Nihayet Cehennem’in dibine düştü, şimdi gürültüsünü işitmiş bulunuyorsunuz.” buyurdu.

 

Yine Tirmizi’nin Utbe b. Azvan (r.a.)’dan rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Büyük bir taş, yetmiş senede Cehennem’in dibine ulaşamaz.” Tirmizi’nin Ebu Said el Hudri (r.a.) ‘den rivayetinde ise, Resulü Ekrem:

 

“Veyl, Cehennem’de bir vadidir. Oraya atılan bir kâfir, yetmiş senede dibini bulamaz.” buyurmakla Cehennem’in derinliğini anlatmıştır.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s