Ahiret Günü 13

CEHENNEM’LİLER VE AZABLARI

 

Yukarıda verdiğimiz izahattan, Cehennem’lik bazı kimseleri Cehennem’in bizzat gelerek mahşer yerinden aldığını öğrenmiştik. Bazı kimseler de zincire vurulmuş oldukları halde zebaniler tarafından Cehennem’e sevk edilirler. Nitekim Ayet’te:

 

“O küfredenler ayrı ayrı zümreler halinde Cehennem’e sürüldü.” (Ez-Zümer 71) buyrulmuştur. Diğer Ayet-i Celile’de ise şöyle buyrulmuştur:

 

“Boyunlarında laleler, zincirler bulunduğu zaman ki (bu vaziyette evvela) sıcak suyun içinde sürüklenecekler, sonra ateşte yakılacaklar.” (El-Mümin 71)

 

Bunlar zümreler halinde ve kafile kafile Cehennem’e sevk edilir. Ayrıca ikişer ikişer sevk edilenleri de vardır. Nitekim Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmuştur:

 

“O gün günahkârların (şeytanları ile birlikte) bukağılara vurulmuş olduğunu görürsün. Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.” (İbrahim 49–50)

 

Bundan başka teker teker Cehennem’e sevk edilenler de vardır. Nitekim Ayet’te:

 

“Günahkârlar simaları ile tanınacak da perçemlerinden ve ayaklarından tutulacak.” (Er-Rahman 41) buyrulmuştur. Bunun gibi iri gövdeli ve suratsız melekler, boyunlarından ve ayaklarından yakalayıp Cehennem’e atacakları da vardır. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“(Allah buyurur): Tutun onu da (ellerini boynuna) bağlayın, sonra onu alevli ateşe atın (bundan) sonra da onu,  yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir ile oraya sokun.” (El-Hakka 30–32) buyurmuştur.

 

Rivayete göre, Cehennem halkalarından bir halka dünyaya getirileydi, onun sıcaklığı dünyayı baştan aşağı yakar kül ederdi.

 

Şunu da bil ki; Cehennem’e müvekkel meleklerde zerre kadar merhamet ve şefkat yoktur, asık suratlıdırlar; yaratıldıkları günden beri yeri görmüş değillerdir. Allahû Teâlâ onları anlatırken:

 

“İri gövdeli sert tabiatlı, Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler, neye memur edildilerse yaparlar”, buyurmuştur. Ellerinde demir tokmaklar var. Cehennem’liler Cehennem’e atıldıktan sonra, adeta Cehennem’den çıkaracakmış gibi onları yukarı kaldırır ve bu tokmak ile vururlar ki Cehennem’liler soluğu Cehennem’in dibinde alırlar. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“Başlarının üzerine de kaynar su dökülecektir onların. Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir. Onlar için demirden kamçılar da vardır.” (El-Hacc 19–21) diğer Ayet’te:

 

“Fasık olanların barınacağı yer ise ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isterlerse içerisine döndürülürler ve onlara: Tekzip ede geldiniz o ateşin azabını tadın, denilir.” (El-Hacc 20) başka bir Ayet’te de:

 

“Ne zaman oradan, (çektiği) ıstıraptan (dolayı) çıkmak isterlerse yine içerisine iade olunacaklar (ve kendilerine): Tadın (bu) yangın azabını (denilir).” (El-Hacc 22) buyrulmuştur. İşte Cehennem’deki halleri.

 

Yemek, içmek ve giyimlerine gelince: Bunların da her biri azab üstüne azaptır. Şöyle ki:

 

Elbiseleri: Elbiselerinin Cehennem’de kızdırılmış bakır olduğunu beyan etmek üzere Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“İşte o küfredenler (yok mu?) onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir.” (El-Hacc 19)

 

“Gömlekleri katrandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.” (İbrahim 50)

 

Yemekleri: Cehennem halkının yemeği zakkum ve darı dikenidir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de bu husus şöyle ifade ve beyan buyrulmuştur:

 

“Şüphesiz o zakkum ağacı, günaha düşkün olanın yemeğidir. (O), sıcak suyun kaynadığı gibi karınlar içinde kaynayacak erimiş maden (ler) gibidir.” (Ed-Dühân 43–46) başka bir Ayet-i Kerime’de de bu zakkum ağacının nerede ve nasıl yetiştiği şöyle beyan buyrulmuştur:

 

“Böyle (bir nimete) konmak mı hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Hakikat, biz onu zalimler (kâfirler) için bir fitne (imtihan) yaptık. Şüphesiz ki o, çılgın ateşin dibinde (bitip) çıkacaktır. Ki, tomurcukları şeytanların başları gibidir. İşte hakikat onlar bundan yiyecekler, bu suretle karınlarını bundan dolduracaklar.”(Es-Saffat 62–66)

 

“Sonra hakikatte siz ey sapkınlar ve tekzipçiler, muhakkak ki zakkum ağacından yiyecek (kimse) lersiniz, öyle ki karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.” (El-Vaki’a 51–53)

 

Tirmizi’nin Abbas (r.a.) ‘dan rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Zakkumdan bir katre dünyaya damlasa dünyanın bütün yemeklerini bozardı. Bir de yemekleri bundan ibaret olanları düşünün?” buyurmuştur. Nitekim Allahû Teâlâ:

 

“Onlar için darı dikeninden başka bir yiyecek yoktur ki o, ne semirtir (doyurur), ne de açlığı giderir.” (El-Gâşiye 6–7) buyurmuştur. Darı, devenin yediği bir nevi dikendir.

 

Suları: Cehennem halkının içeceği su hamim (kendi kendine kaynayan su) ve sadid (kendilerinden eriyip akan pisliklerdir) dir. Nitekim Ayet-i Celile’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Onlar bununla kaynar su arasında (bocalayıp) dolaşacaklar.” (Er-Rahman 44)

 

Cehennem halkı azab görürken şiddetle acıkır ve yemek isterler. Kendilerine zakkum veya darı verilir. Çok acıkacakları için onu yerler ve boğazlarında kalır, yutmak imkânını bulamazlar. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“Çünkü bizim yanımızda (ağır) bukağılar var, yakıcı bir ateş var, boğazda tıkanıp kalan bir yiyecek var. (Bunlardan başka da) elem verici bir azab var.” (El-Müzzemmil 12–13) buyrulmuştur. Bu defa da boğazda tıkanıp kalanı yutabilmek için su isterler ve kendilerine hamim veya sadid verilir. Susuzluktan ve boğazlarında kalan şeyi yutmak için hemen ağızlarını su kabına dayarlar. Suyun şiddetli hararetinden yüzlerinin derisi yanar ve dökülür. Nitekim Ayet-i Kerime’lerde şöyle buyrulmuştur:

 

“Eğer onlar (susuzluktan) feryat ve istimdat ederlerse (kaynamış ve) kalın bir mâyi’a benzeyen yüzleri kavuran bir su ile imdat olunacaklardır. O, ne fena içecektir, (o ateş) ne kötü bir dayanaktır.” (El-Kehf 29)

 

“Öyle ki o, bunu zoraki içmeye çalışacak, bir türlü boğazından geçiremeyecek, her yandan kendisine ölüm gelecek hâlbuki ölmeyecek de. Ölümden de daha ağır (zorlu ve ebedi) bir azab gelip çatacak.” (İbrahim 16–17)

 

Hamim veya sadid’den içip de bu su midesine indiği vakit ardından bağırsakları çıkacaktır. Nitekim bu husus şöyle ifade ve beyan buyrulmuştur:

 

“Hiç bun (lar), o ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça eden sudan içirilen kimseler gibi midir?” (Muhammed 15)

 

İşte Cehennem halkının içeceği su, budur. Aynı zamanda bu su, başlarından aşağı üzerlerine dökülüp vücutlarını da eritecektir. Nitekim Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

 

“Başlarının üzerine de kaynar su dökülecektir onların. Bununla karınlarının içinde ne varsa hepsi ve derileri eritilecektir.” (El-Hacc 19–21)

 

Bu hususta Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayet ettiği bir Hadis’de, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Muhakkak ki başları üzerine dökülen kaynar su, içlerine kadar işler ve vücutları eriyip dökülür de tekrar eski haline gelir.”

 

Şurayı da bilmiş ol ki, kâfirlerin cüsseleri, Cehennem azabını daha çok tatmak için genişler. Hatta her birinin iki omuz arası üç günlük mesafe kadar geniş ve her birinin dişi dağ kadar büyük ve derisinin kalınlığı yetmiş arşın olur. Nitekim Müslim ile Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kâfirin dişi Uhud dağı gibi, derisinin kalınlığı üç (günlük yol) gibi olur.” buyurmuştur. Vücudu yanıp eridikçe kendine yeni bir vücut verilir. Nitekim Allahû Teâlâ bu hususu şöyle beyan buyurmuştur:

 

“Derileri piştikçe azabı tadıp durmaları için, onları başka derilerle (yenileyip) değiştireceğiz.” (En-Nisa 56)

 

Cehennem ateşi onları, alt ve üstleri de dâhil olmak üzere her yanlarından kaplayacaktır. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

“(O), Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir ki, tırmanıp yüreklerin ta üstüne çıkacak (ve kaplayacak) tır o. Bu (ateşin kapıları da) onların üzerine kapatılmıştır.” (El-Hümeze 6–8)

 

“Hakikat biz, zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki (etrafını saran) duvar (lar) ı çepçevre kendilerini kuşatmış (kuşatacak) dır.” (El-Kehf 29)

 

Tirmizi’nin Ebu Said el-Hudri (r.a.) ‘den rivayetinde, Cehennem’i dört duvarın kuşattığı, her duvarın kalınlığının da 40 yıllık mesafe olduğunu, Resulü Ekrem (s.a.v.) haber vermiştir. Yine Allahû Teâlâ:

 

“O günde azab onları hem üstlerinden, hem ayakları altından saracak, (Allah): İşlemekte olduğunuz (günahlar) ın (cezasını) tadın, diyecek.” (El-Ankebut 55)

 

“Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında (ateşten) tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım, benden korkun.” (Ez-Zümer 16) buyuruyor.

 

Yine bunun gibi, Cehennem’de deve ve katır gibi yılan ve akreplerin bulunduğu, bunların bir defa sokmaları sonundaki acının yetmiş yıl devam ettiği rivayet edilmiştir. Bununla beraber Cehennem halkının feryatları, yüksek sesle ağlamaları ve birbirini yeren mücadeleleri vardır. ‘Sen sebep oldun!’ diye birbirine atar dururlar ve bir daha isyana dönmeyeceklerinden bahisle çıkmaları için yalvarırlar. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

“Onlar orada (şöyle) bağrışırlar: Ey Rabbimiz, bizi çıkar, yapmış olduğumuzdan başka iyi amel (ve hareketler) de bulunacağız.” (Fatır 37)

 

“Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler.” (El-Enbiya 100)

 

Birbirlerini yermelerine gelince: bu hususta Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

 

“İşte şu (nlar dünyada) körü körüne maiyetinize koşup giren güruhtur. Onlar rahat (huzur) görmesinler. Çünkü onlar (bihakkın) o ateşe gireceklerdir. (Tabi olanlar rüesaya) derler: Hayır, siz asıl rahat (huzur) görmeyin. Bunu bizim önümüze siz getirdiniz. (Bakın) ne çirkin durum.” (Sad 59–61)

 

“İşte, bu (yani) ehl-i Cehennem’in birbiriyle davalaşması muhakkak ve kat’i bir gerçektir.” (Sad 64)

 

Bu yermenin sebebi insanların pek çoğu sapık olup, başkalarını saptırdıkları ve birçoklarının da dünyada onların emrinde oldukları içindir. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“O gün yüzleri ateşte evirilip çevrilirken: Eyvah, biz de, keşke Allah’a itaat etseydik. Peygamber’e itaat etseydik, diyeceklerdir. (Onlara tabi olanlar da o gün): Ey Rabbimiz, hakikat biz reislerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar, demişlerdir (diyeceklerdir). Ey Rabbimiz onlara azabından iki katını ver. Onları büyük bir lanetle rahmetinden koğ.” (El-Ahzab 66–68) diğer Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmuştur:

 

“(Kâfirler) ateşin içinde birbiriyle hüccetler göster (erek çekiş) irlerken zâif olanlar o büyüklük taslayanlara: Biz, sizin tebaanızdandık. Şimdi siz ateşten bir cüz’ünüzü olsun bizden savabilir misiniz? der (ler). O büyüklük satanlar (şöyle) dediler (diyecekler): Biz (de siz de) hepimiz bunun içindeyiz. Şüphe yok ki, Allah kulları arasında (vereceği) hükmü verdi.” (El-Mümin 47–48)

 

Öte yandan süresiz devam eden bu azab karşısında Cehennem halkı, Cehennem’in hazinine başvurarak, ölüm temennisinde bulunduklarını söyleyecekler. Fakat bunu bulamayacaklardır. Nitekim Allahû Teâlâ Kuran-ı Kerim’de:

 

“O küfredenler (e gelince): Cehennem ateşi de onlarındır. Öldürülmezler ki ölsünler. (Cehennem’in) azabından (velev) bir kısmı onlardan kaldırılıp hafifletilmez de. İşte biz küfürde ileri giden herkesi böyle cezalandırırız.” (Fatır 36) buyurmuştur. Diğer Ayet-i Kerime’de ise şöyle buyrulmuştur:

 

“(Şöyle) çağrıştılar (çağrışırlar): Ey Malik, Rabbin bizi öldürsün. O da: Siz behemehâl (azapta) kalıcılarsınız, dedi (ler). Andolsun biz size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz hakkı çirkin görenlerdiniz.” (Ez-Zuhruf 77–78)

 

Ölümden ümitlerini kesip ebediyen burada kalacaklarını anladıktan sonra azaplarının hafifletilmesini isteyeceklerdir. Fakat hafifletilmeyecektir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de:

 

“Ateşte bulunanlar Cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden bir gün olsun azabı hafifletsin, dedi (ler-diyeceklerdir). (Bekçiler şöyle) söylediler (söylerler): Size Peygamberleriniz açık bürhanlar (mucizeler) getirmedi miydi? (Öbürleri) Evet (getirdi) dediler (derler). (Bekçiler de) O halde (kendiniz) yalvarın, dediler (derler). Hâlbuki kâfirlerin duası heder olmaktan başka (bir değeri haiz) değildir.” (El-Mümin 49–50) buyrulmuştur. Bundan da bir şey çıkmayınca: Sabredelim, dünyada sabrın sonu selamet idi, diye kendilerini teselliye çalışacaklarsa da, sonunda bunun da bir faydası olmadığını göreceklerdir:

 

“Şimdi bizler sızlansak da katlansak da birdir. Bizim için sığınacak hiçbir yer yoktur.” (İbrahim 21) diyeceklerini Allahû Teâlâ haber vermektedir.

 

Sonra birbirlerine: Şu Cehennem zebanilerinin elinde bir şey yok. Onlar bize merhamet edemedikleri gibi kendileri de birer emir kuludur. Rabbimize yalvaralım, belki O bize merhamet eder, diyeceklerdir. Bu husus Kuran-ı Kerim’de şöyle ifade ve beyan buyrulmuştur:

 

“Dediler (diyecekler): Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe etmişti. Doğru yoldan sapanlar güruhu idik biz. Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer (yine küfre) dönersek artık hiç şüphesiz ki biz zalimlerizdir. (Şöyle) buyurdu (buyuracak): Yıkılıp gidin içerisine. Bana (bir şey) söylemeyin.” (El-Müminûn 106–108) Artık ses ve ümitleri kesilir. Vakit geçtikçe azapları artar, Cehennem’in harareti şiddetlenir. Çünkü onlara Cehennem yeniden alevlenir. Nitekim Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“Siz de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınız da hiç şüphesiz ki Cehennem odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.” (El-Enbiya 98) Bir başka Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmaktadır:

 

“Kâfir olup da (insanları) Allah’ın yolundan men edenler (yok mu?) Biz onların (çektikleri) azabın üstünde, (dünyada) çıkara geldikleri fesatlara mukabil, bir azab daha katıp artırdık.” (En-Nahl 88)

 

İşte böylece aralıksız ve süresiz Cehennem azabında kalırlar. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Şüphe yok ki günahkârlar Cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar. (Bu azab) onlardan hafifletilmeyecek. Onlar bunun içinde ümitsizlikle susacaklardır.” (El-Zuhruf 74–75)

 

Onların Cehennem’de çok feci bir nefes alıp vermeleri olduğu gibi, dilleri 10 kilometre mesafeye sarkar. Herkes birbirinin dillerini çiğner, dururlar. Nitekim Ayet-i Celile’de:

 

“Şakıy (mutsuz) olanlara gelince: onlar ateştedirler ki, orada (çok feci) bir nefes alıp vermeleri vardır onların.” (Hud 106) buyrulmuştur. Tirmizi’nin İbni Ömer (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.), kâfirin dilinin bir iki fersah uzadığını ve insanlar tarafından çiğnendiğini haber vermiştir. İşte böylece sıcakta köpeğin dilini çıkarması gibi Cehennem’lilerin dili sarkacak. Cehennem azabının şiddetini; Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin Nu’man b. Beşir (r.a.) ‘den rivayet ettikleri bu Hadis-i Şerif güzel açıklar. Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Kıyamet günü Cehennem’liklerin azapça en hafif olanı o kimsedir ki, ayak oyuklarına iki kor konur da (onun tesiriyle) o adamın beyni kaynar. Hiçbir kimsenin kendisi kadar şiddetli azapta olduğunu hatırına getirmez; hâlbuki o, azab görenlerin en ehvenidir.

 

Sevgili kardeşim! Bu anlattıklarımız, Allahû Teâlâ’nın, kâfirler ve münafıklar için hazırladığı azaptır. Müminlerin günahkârlarına gelince, bunlar da günahları nispetinde uzun seneler Cehennem’de, Cehennem’in üst tabakasında – temizlenmek için – azab edilirler. Fakat sonunda ya Peygamberin şefaati ile ya Allah’ın rahmeti veyahut cezalarını bitirmek suretiyle Cehennem’den çıkarlar ki, şefaat bahsinde anlatılmıştı. Nihayet Müslümanların asilerinin de tamamen Cehennem’den çıktıklarını gören kâfirler, büyük bir hasret içinde, keşke kendilerinin de Müslüman olsaydılar temennilerini Allahû Teâlâ şöyle haber veriyor:

 

“O küfredenler zaman zaman (nedâmetle) temenni edecek (ler): (Ah vaktiyle) Müslüman olsaymışlar.” (El-Hicr 1)

 

Artık günahkârların da tamamen Cehennem’den çıkıp Cennet’e girmelerinden sonra ölüm, bir kuş suretine sokulup Cennetle Cehennem arasında herkesin gözü önünde boğazlanır ve bir münadi şöyle nida eder: “Ey Cennet halkı! Artık daha ölüm yok.” Bu nida karşısında Cennet halkı sevinir; neşelerine neşe katılır. Kâfirlere de: “Ey Cehennem halkı! Artık daha ölüm yok, ebediyen buradasınız.” denir. Bu nida kâfirlerin ıstıraplarına ıstırap katar. Kâfir ve münafıklar ebedi olarak Cehennem’de kalırlar. Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Sanki yüzleri karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. Onların, işte bunlar da ateşin yarenidirler ki kendileri onun içinde ebedi kalıcıdırlar” (Yunus 27)

 

İşte Cehennem ve işte acı azabı. Aziz kardeşim, aklını başına al ve şu dünya hayatında günahtan ve haram irtikâbından kaçınıp, salih ameller yapmak suretiyle kendini Cehennem’den satın al ve koru. Son nedamet fayda vermez.

 

Çamurdan ve sonra da nutfeden terekküp eden, dünyada sıcak ve soğuğa dayanamayan vücudunun o ebedi azaba nasıl dayanacağını düşün.

 

Allah’ım! Gazabından rızana, ukubetinden affına ve celalinden cemaline sığınırız. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Sana hakkıyla hamdü senada bulunmaktan aciziz. Sen kendini nasıl sena ettinse biz de Seni öyle sena ederiz.

 

Allah’ım! Cennet’ini kazanacak bir amelim yok fakat Cehennem’e de tahammülüm yoktur. Beni fazl-u kereminle bağışla. Senin affın büyüktür. Âmin.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s