Ahiret Günü 15

 

“Orada (Cennet) çok temiz zevceler de onların. Hem orada onlar daim de kalıcıdırlar.” (El-Bakara 25)

 

“Yanlarında da nazarlarını yalnız zevcelerine affetmiş iri (şahin) gözlü kadınlar vardır. Ki bunlar (kuş tüyleriyle) örtünüp saklanmış yumurtalar gibidir.” (Es-Saffat 48–49)

 

“Oralarda gözünü yalnız zevcelerine hasretmiş (öyle dilber) ler vardır ki bunlardan evvel ne bir insan ne bir cin asla kendilerine dokunmamıştır. (Er-Rahman 56)

 

“Sanki onlar (birer) yakuttur, mercandır.” (Er-Rahman 58)

 

“Hakikat, biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da kız oğlan kızlar, zevcelerine sevgi ile düşkün, hep bir yaşıt yaptık.” (El-Vaki’a 35–37)

 

“Memeleri tomurcuklanmış bir yaşıt kızlar.” (En-Nebe 32)

 

Sevgili kardeşim! Şöyle bir düşün evlenmek isteyen bir gence: Filan yerde şöyle güzel, böyle temiz, şöyle ahlaklı bir kız vardır, dediğin vakit, bu genç nasıl ona içten bağlanır ve onu görmek isterse, bununla evlenmek için varını yoğunu sarf etmek ister, hatta onun için canını vermeğe kadar bile gider. İşte en doğru sözlü olan Allahû Teâlâ Hurileri ve Cennet kadınlarını bize böyle anlatıyor; maksat bizi teşvik ve terkib edip Cennet’e girmemizi sağlamaktır.

 

Yok mu evlenmeğe istekli? Yok mu bu güzellere heves eden. İstekli olanlar mehirlerini hazırlasın. Bunların mehri de Allah’a iman ile salih ameller işleyip günahlardan kaçınmaktır. Sen şu Hadis-i Şerife iyi dikkat et. Ümit ederim ki, bu sayede hevesin artacaktır. Tirmizi’nin Enes b. Malik (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Cennet kadınlarından bir tanesi dünyaya gelseydi dünyanın her tarafını (güneş gibi) aydınlatır ve dünyayı güzel koku ile doldururdu. Onun (yalnız) başörtüsü bütün dünyadan ve dünya metanından daha kıymetlidir.” buyurmuştur. Yalnız başörtüsü bütün dünyayı dolduran ve güneş gibi dünyayı aydınlatan böyle bir kadına sahip olana ne dersin? Bundan daha büyük bir saadet olur mu?

 

Ey büyük merhamet sahibi Allah’ım! Bizi onlara eş kılacak amellere muvaffak kıl.

 

Aziz kardeşim! Şurasını da iyi bilmiş ol ki, Cennet’te aynaya ihtiyaç yoktur. Kadınlar o kadar parlaktır ki, erkekler yüzlerini karılarının göğüslerinde ve yüzlerinde göreceklerdir. Hatta billur içinde görülen süt gibi efendisi hanımının kemiği içindeki iliğini görecektir. Kalemler durmadan yazsa, Cennet kadınlarının vasıflarını anlatmakla tüketemez. Cennet ve Cennet kadınlarına teşvik mahiyetinde şu kıssayı anlatmakla yetinelim:

 

Abdülvahid b. Zeyd adında bir zat, cihada teşvik için nutuk veriyor ve Allah rızası uğrunda şehid olmanın öneminden bahsediyorken:

 

“Şüphesiz ki Allah hak yolunda (muharebe ederek düşmanları) öldürmek de, kendileri de öldürülmek de olan müminlerin canlarını ve mallarını – kendilerine Cennet (vermek) mukabilinde – satın almıştır.” (Et-Tevbe 111) Ayet-i Celile’sini okuyup izah ediyordu. Bu sırada dinleyiciler arasında bulunan Said adında bir genç ayağa kalkarak:

 

—Allah, Cennet karşılığında bizim mal ve canımızı satın alıyor mu? dedi. Abdülvahid:

 

—Evet, alıyor, dedi. Said:

 

—O halde ey ihtiyar sen şahid ol, ben malımı da canımı da Cennet uğruna sattım, der. Abdülvahid:

 

—Sen gençsin, bu sözünde durabileceğinden endişe ederim, der. İhtiyar:

 

—Ne güzel ticaret, Allah başarıya ulaştırsın, diye dua eder.

 

Rumlarla savaşılacaktı. Said hemen hazırlığa başladı. Kendisine at, zırh, silah ve savaş için yetecek kadar mal bıraktıktan sonra, diğer bütün varlığını cihad için infak etti. Abdülvahid’in önderliğinde – savaş için – yola çıkıldı. Düşman ile karşılaşmadan önce, son bir hazırlık yapmak üzere istirahata çekildiler. Said mücahitlerden bir arkadaşının yanında biraz uyur. Arkadaşı, Said’in bir şeyler konuştuğunu ve elini kolunu uzatıp geri çektiğini görür. Fakat uykuda olduğunu bildiği için seslenmez. Said uyandığında arkadaşı:

 

—Neydi rüyanda konuştuğun ve elini uzatıp geri çektiğin? Said:  

 

—Bir şey yoktu, diye inkâr eder. Arkadaşı:

 

—Hayır, mutlaka gördüğün bir rüya vardır, bunu bana anlatmalısın? diye ısrar eder. Said, ısrara dayanamaz ve nihayet ölünceye kadar başkasına anlatmamak şartıyla rüyayı anlatmağa başlar ve:

 

—Rüyamda güya Cennet’e girdim ve bir ırmakla karşılaştım. Irmağın etrafında son derece güzel Huriy ve Gılmanlar dolaşıyordu. Onlar beni görünce:

 

—O, merhaba, hoş geldin safa geldin ey Ayna-i mardiyye’nin efendisi, dediler. Ben:

 

—Bu Ayna sizden midir? diye sordum, onlar:

 

—Keşke biz onun hizmetçisi olsaydık; hele sen ilerle o, daha ileridedir, dediler. Ben de ilerledim önüme sütten bir ırmak geldi. Bunun etrafında az evvel gördüğümden daha güzel Huriler gördüm. Onlar:

 

—Merhaba Ayna-i mardiyye’nin efendisi, hoş geldin, dediler. Ben:

 

—Bu Ayna-i mardiyye sizden midir? diye sordum. Onlar:

 

—Keşke biz onun hizmetçisi olsaydık, hele sen git o, daha ileridedir, dediler.

 

—Ben, bunların bu sözlerinden daha çok heveslendim ve ilerledim. Önüme şaraptan bir ırmak geldi. Bunun etrafında ötekilerden daha güzel Huriler dolaşmakta idi. Beni gördüklerinde:

 

—Merhaba Ayna-i mardiyye’nin efendisi, hoş geldin, safa geldin, dediler. Ben:

 

—Bu sizin aranızda mı? diye sorduğumda, onlar:

 

—Hayır, keşke onun hizmetçisi olaydık. O, daha ileridedir, sen yürü dediler. Yine benim hevesim arttı ve ilerledim. Önüme baldan bir ırmak geldi. Onun etrafında dolaşan ve diğer ırmak kenarlarında gördüğüm Hurilerden çok daha güzel Hurilerin dolaştıklarını gördüm ve o sırada bir münadi:

 

—Ayna, Ayna müjde, işte senin efendin diye seslendi. Ayna gülümseyerek köşkün kapısına geldi beni karşıladı ve bana ‘Hoş geldin’ dedi. Beraberce altından yapılmış olan köşke girdik ve altın işlemeli koltuklara oturduk. Ayna’ya bakınca onun güzelliğine dayanamayarak elimi ona doğru uzattım. Ayna:

 

—Elini çek, sen daha dünyada yaşıyorsun şu anda bana el uzatamazsın, dedi.

 

—Dünyalıktan vazgeçtim, dünyayı istemiyorum, dedim.

 

—Ne isterse olsun, sen hala hayattasın dedi. Fakat ben onun güzelliği karşısında şaşkınlık eseri olarak yine dayanamadım ve elimi ona doğru uzattım. Ayna, bana tekrar hayatta olduğumu ve bu sebepten kendisine el uzatamayacağımı hatırlatınca, ben:

 

—Ne zaman dünyadan çıkacağım? diye kendisinden sordum. Ayna:

 

—İnşaallah, akşam iftarını beraber yapacağız, dedi. İşte gördüğüm rüya bundan ibaretti. İnşaallah bu akşam iftar ederim, dedi.

 

Sonra savaş başladı. Said, kıyasıya savaşa girdi. Herkes onun aslan gibi saldırılarına şaşıyordu. Nihayet ağır yaralar aldı. Adamları kendisini bir kenara çektiler. Savaş hızını kaybetmeye başlayınca, rüyayı anlattığı arkadaşı kendisine yaklaştı ve: Ayna ile sana müjdeler olsun deyince, Said, gözünü arkadaşına çevirdi ve ölünceye kadar rüyayı kimseye anlatmayacağını hatırlattı. Oradakiler: Ayna nedir? diye sordularsa da, Said ölünceye kadar kimseye bir şey söylemedi.

 

Aziz kardeşim, işte bu şekil davranış, sadık bir iman; Cennet ve Cennet Hurilerine böylece rağbet de sadık bir rağbettir. Allahû Teâlâ bu gibiler hakkında:

 

“Surûr ve ikrama mustağrak olduğunuz halde siz (mümin) zevceleriniz de girin Cennet’e.” (Ez-Zuhruf 71) buyurmuştur.

 

Sevgili kardeşim! Yine bunun gibi dünyada güzel sesli kadınların teğannilerini duyarsın ve belki: Cennet’te de teğanni var mı? diye hatırına geçer. Şunu bil ki, dünyada duyulmadık sesler ve teğanniler de Cennet’te vardır. Hatta hayatta olanlar onların seslerini duysalar bayılıp düşerler.

 

Tirmizi’nin Hz. Ali (k.v.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Cennet’te Hurilerin toplantı yeri vardır. Orada toplanır ve teğanni ederler. Öyle güzel sesleri var ki, kâinat böyle ses duymamıştır. Onlar teğanni ederken:

 

—Biz ebediyiz, asla yok olmayacağız, biz yumuşağız sertleşmeyeceğiz.

 

—Biz razıyız asla kızmayacağız, bize sahip olanlara müjdeler olsun, derler.”

 

6- Hizmetçi ve Gılmanlar: Allahû Teâlâ Cennet Gılmanlarını tavsif buyururken, onların İpe Dizilmiş İnciler gibi olduklarını beyan buyurur. Nitekim Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Etraflarında her dem taze çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.” (Ed-Dehr ‘İnsan’ 19)

 

Allahû Teâlâ’nın onları bu şekilde vasıflandırması güzelliklerinden sebeptir. Küçük yaşta ölen kâfir çocuklarının Cennet’te, Cennet halkının hizmetçisi olacakları rivayeti de vardır.

 

{Müşriklerin çocukları hakkında Resulü Ekrem (s.a.v.)’e sorulan bir soruya: “Onlar Cehennem’liktir.” buyurmuş ve yine aynı hususla ilgili sorulan başka bir soruya cevabı: “Onlar Cennet halkının hizmetçileridir.” şeklinde olmuştur. Bu rivayetler doğru ise, bunlar Resulü Ekrem (s.a.v.)’in nübüvvetinin ilk sıralarında verilmiş cevaplardır. Bu çocukların, fıtratta mümin oldukları için, diğer mümin çocukları gibi Cennet’e girecekleri kesinlikle yine Resulü Ekrem (s.a.v.) tarafından beyan buyrulmuş ve artık fıtrat-ı asliyeleri gereğince Cennet’te girdikten sonra hizmetçi olmaları, adeta babalarının suçlarının cezasını çekmeleri kabilinden olur ki: “Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsrâ 15) kabilindeki Ayet-i Kerime’ye aykırı düşer. (Mütercimler.)}

 

Şurasını da bilmiş ol ki, bu Gılmanlar (taze çocuklar) Cennet halkının ücretli hizmetçileri değil, köleleridir. En aşağı derecede olan Cennet’linin seksen bin kölesi olduğu hakkındaki Ebu Said el-Hudri (r.a.) ‘den Tirmizi’nin rivayeti yukarıda geçti.

 

Bu hususta Ayet’ler:

 

“O sedefleri içinde gizlenmiş inci gibi civanlar da kendilerine (hizmet için) etraflarında döner (ler).” (Et-Tûr 24)

 

“Onlar altın tepsiler ve testilerle tavaf (ve ziyaret) edilecektir. Canlarının isteyeceği, gözler (in) hoşlanacağı ne varsa oradadır ve siz içinde ebedi kalıcılarsınız.” (Ez-Zuhruf 71)

 

“Ebedi (taze) liğe mazhar edilmiş evlatlar (hizmet için) etraflarında dolanırlar. Mâin (kaynağın) dan dolu büyük kaplarla, ibriklerle ve kadehlerle.” (El-Vaki’a 17–18)

 

7- Yeme içmeleri: Yemekleri, yemeklerin en kıymetlisi ve en tatlısı olan et ve meyve olduğunu ve etlerin kuş eti olacağını beyan etmek üzere Allahû Teâlâ:

 

“Beğeneceklerinden (türlü) meyve (ler). İştahlanacaklarından kuş et (ler) i ile (etraflarında dolanırlar).” (El-Vaki’a 20–21) buyrulmuştur. Diğer Ayet’te ise şöyle buyrulmuştur:

 

“Onlara canlarının isteyeceği meyve (ler) i, et (ler) i de bol bol verdik.” (Et-Tûr 22)

 

Bilmiş ol ki, yemekler mevsim gözetmez ve ardı kesilmez. Ne vakit isterse hemen yanı başında hazırdır. Dünya meyveleri gibi kışın bulunan kış mevsiminde bulunmaz kabilinden değildir. Cennet meyvelerinin her çeşidi ardı arkası kesilmeden devam eder. Hatta bir daldan bir meyve alınca yerine aynısı gelir. Dalda öten kuş: Benim etim lezzetlidir, deyip hazır pişmiş olarak sofraya gelince, öbürü yerine gelir. Nitekim Ayet’te:

 

“(Hiçbir zaman) kesil (lip tüken) meyen, yasak da edilmeyen çok (cinste) meyve (ler) arasında.” (El-Vaki’a 32–33) buyrulmuştur. Onu, o nimetlerden kimse men edemez. Çünkü bu nimetler kendi mülküdür. Şunu da bil ki, Cennet’te bildiğin ve bilmediğin her çeşit meyveler mevcuttur. Bu meyveleri toplamak için bahçeye gitmek veya kalkıp toplamak gibi bir telaş yoktur. Sen oturduğun veya yaslandığın halde arzu ettiğin, senin başından aşağı sallanır. Hatta meyve ağacının dalı eğilerek meyvesi yanına gelir. Nitekim Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Hepsi de, astarları atlastan olan döşemelere yaslanarak (nimetlenirler). Her iki Cennet’ten devşirilen meyve (ler), ehl-i Cennet’e yakındır.” (Er-Rahman 54)

 

Resulü Ekrem (s.a.v.): “Oturan, ayakta duran ve hatta yaslanan istediğini alabilir.” buyurmuştur. Ayet-i Celile’de ise:

 

“Ve gölgeleri onlara yakın, meyveleri de emirlerine (her an ve her suretle) boyun eğdirilmiş olarak.” (Ed-Dehr ‘İnsan’ 14) buyrulmuştur.

 

Cennet ağaçları, dünya ağaçlarına benzemez. Dünya ağaçlarının kökü yerde, dalı yukarıda; Cennet ağaçları ise kökleri yukarıda, dalları aşağıdadır. Bir atlı bin sene yürüse bir ağacın gölgesinden çıkamaz. Nitekim Tirmizi’nin Enes (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Cennet’te öyle ağaç var ki, bir süvari yüz sene onun gölgesinde gider de sonu gelmez. İsterseniz: “Yayılmış (daimi) gölge (ler).” (El-Vaki’a 30) Ayet’ini okuyun.” buyurdu. Şayet bir ağacın gölgesinden bir süvari yüz seneden çıkamadığına göre daha nasıl her istediği meyveyi hemen alabilir buna imkân var mı? dersen; Bil ki, Cennet ağaçlarının dalları hep birbirine girmiştir. İstediğin her çeşit meyve baştan aşağı sallanmaktadır. İstersen:

 

“(Bu Cennet’ler) çeşit çeşit ağaçlar (la doludur).” (Er-Rahman 48) Ayet’ini oku.

 

8- Elbise ve süsleri: Cennet halkının Elbisesi İpektir. Fakat dünyadaki koza ipeğine benzemez. Allahû Teâlâ’nın özel olarak yarattığı ipek kumaşlardır. Her birinin Yetmiş Kat İpek Elbisesi vardır; hiç birinin rengi diğerine benzemez. Nitekim Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmuştur:

 

“Orada ince dibadan, kalın dibadan yeşil elbiseler giyecekler.” (El-Kehf 31) Diğer Ayet-i Kerime’de de:

 

“Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır.” (Ed-Dehr ‘İnsan’ 21) buyrulmuştur. Bu elbiseler hiç eskimez; zamanla kuvvetleşir ve güzelleşir. Erkekler başlarına incilerle bezenmiş taç giyerler. Nitekim Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Cennet halkı tüysüz gençler olacaklardır. Gözleri sürmelidir. Kocamazlar ve elbiseleri eskimez. Erkeklerin başlarında inciden mamul taçlar vardır. Bu taçlardan bir inci dünyaya gelse bütün dünyayı aydınlatırdı.” buyurmuştur. Kadınlar ise başlarına başörtüsü örterler. Bu başörtüsünün bütün dünyanın varlığından daha kıymetli olduğu yukarıda anlatıldı.

 

Bilezik ve benzeri süslerine gelince: Firdevs ve Adn Cennet sakinlerinin zinetleri altın ve incidir. Nitekim Ayet-i Kerime’de:

 

“Orada bunlar altından bileziklerle, incilerle bezenecekler.” (El-Hacc 23) buyrulmuştur. Huld ve Mevâ Cennetleri sakinlerinin zinetleri ise gümüştür. Nitekim:

 

“Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir.” (Ed-Dehr ‘İnsan’ 21) Ayet’i bunu haber vermektedir.

 

Bu hususta Tirmizi’nin Sad b. Ebi Vakkâs (r.a.) ‘dan rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.): “Cennet ehlinin zinetleri dünyaya çıkarılsa, güneşin yanında yıldızların kararması gibi, bunların yanında güneşin ziyası da kararırdı.” buyurdu.

 

Aziz kardeşim! Kısaca şu anlattığımız Cennet’in ve Cennet ehlinin nimetleridir. Allahû Teâlâ lutf-u keremiyle bu nimetlere nail olan zümreden eylesin bizi. Küçük büyük bütün Cennet halkı 33 yaşında ve altmış arşın olarak Âdem Aleyhi’s-selam’ın uzunluğunda olacaktır. Nitekim Tirmizi’nin Ebu Said el-Hudri (r.a.) ‘den rivayetinde, Resulü Ekrem (s.a.v.):

 

“Gerek Cennet ve gerek Cehennem halkı 33 yaşlarında olacak ve hiç kocamayacaklardır.” buyurmuştur.

 

Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre (r.a.) ‘den rivayetlerinde, Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“Cennet’e ilk girecek müminlerin yüzleri, ayın on dördüncü gecesindeki sureti gibi parlaktır. Bunları takiben girenler de, gökte en kuvvetli ziya neşreden parlak yıldızlar gibidir. Bunlar Cennet’te idrar ve kaza-i hacette bulunmazlar; aksırıp sümkürmezler. Onların tarakları altındandır. Terleri misk gibi kokar. Buhurdanlıklarındaki Ud ağacıdır. Zevceleri de Huri Iyn’dır. Onlar, babaları Âdem Aleyhi’s-selam suretinde yaratılmış bir kimse gibi boyları altmış zira’dır.” buyurmuştur.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ahiret Günü 15 için 2 cevap

  1. turgut şen dedi ki:

    maşaallah,mafazan Allah,Ihlaslı kardeşim sizi tebrik ediyorum.Allah cc razı olsun amin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s