“SAİD” – “ŞAKİ”

 

 

 

“SAİD” – “ŞAKİ”

“SAADETE ERMİŞ" – ‘’BEDBAHT’’

 

 

 

Cenin 120. güne ulaştığında henüz yeni oluşmaya başlayan beyin ilk kozmik ışınsal tesirleri değerlendirebilecek düzeye ulaşır. Ve bu ilk aldığı tesirle birlikte gen yapısında bir değişiklik meydana getirecek “ruhunu” oluşturacak bir biçimde hologramik dalga yaymaya başlar!

Diğer yandan, daha önceden tüm hücreleri bir arada tutan ve sinir sistemi aracılığıyla yayılan biyoelektrik ise, tüm hücreleri bir tür elektromıknatıs durumuna sokmuş olduğu için, bu beynin oluşturduğu “hologramik yapılı dalga beden” yani “RUH”, bütün bedene bağlı olarak sürekli beynin yaydığı dalgalar ile gelişmeye başlar.

Beynin bu 120. günde aldığı tesir neticesinde “Ruh”unu meydana getirmesi yanı sıra; ikinci olarak da bu ışınlar geliş gücü ve mahiyeti ve açıları itibariyle, beyinde mevcut olan ikinci bir devreyi açar ise, bu defa bu beyin, yerkürenin manyetik çekim alanına karşı koyacak türden bir anti çekim dalgası üretip bunu da “Ruh”a yüklemeye başlar.

Şayet bu devre o gün de açılmaz ise, bu defa bu varlığın büyüme devresinde de beyin, dünya çekim alanına karşı koyma gücünü sağlayan bu enerjiyi “ruh”a yükleyemez. İşte bu husus “Said” lik ve “Şaki” lik hâli diye tanımlanmıştır.  

 

 SAİDLİK VE ŞAKİLİĞİ BELİRLEYEN

ŞİRON’DUR!

 

Said-şaki noktası 120. günde belirlenir…

O "iman" nuru denen "iman"ı Güneş sisteminin son yıllarda keşfedilen gezegenlerinden Şiron’ un yansıttığı etkiler meydana getirir.

Şiron ‘un 120. gündeki tesirleri saidlik – şakilik olayında güçlü rol oynar!

Hani "bir melek gelir said mi, şaki mi olduğunu yazar" diye Rasûlullah aleyhisselâmın tarif ettiği olay Şiron ‘un 120. gündeki diğer gezegenlerle açılarından doğan tesirdir.

Ondan sonra Şiron ‘un 9. aydaki tesiri kişinin maneviyata olan istidadını verir.

Şiron ‘un yükselen burçtaki, doğduğu dakikadaki tesiri de kişinin kabiliyetini meydana getirir… Elbette burada maneviyata dönük kabiliyetten söz ediyoruz.

Kişide, ya iman açığa çıkmıştır ve bunun getirmiş olduğu bakış açısıyla yaşar kısmetindeki kadarını; bu yüzden “said”=”Mutlu” derler ona; çünkü ebedi yaşamında son durağı “Cennet” boyutu olacaktır!

“SAİD" lik denilen hâl, beynin bir tür ant içekim dalgası üreterek bunu "nur" diye bilinen ismiyle "hologramik dalga bedene" yüklemesi, yani kişinin "RUH" unun bu nura sahip kılınması hâlidir.

Beynin bu enerjiyi üretmesi veya üretmemesi, ana rahmindeki 120. günde almış olduğu kozmik tesire (veya meleğin yazmasına) bağlıdır! Ve bu tesiri alıp almaması dahi, o birimin ezelindeki hüküm ve takdir-i ilâhîye bağlıdır!

Şayet, onun "said" olması hükmedilmiş ise tüm yaşamı ona göre programlanır. Ve o da programına göre olan işlerle meşgul olur.

 

SAİD VEYA ŞAKİ’LİK,

BELİRLİ ALLAH İSİMLERİNİN ZUHURU SEBEBİYLEDİR!

 

Hemen bu anda şu hadis-i Rasûlullah’ı hatırlayalım:

"Allah mahlûkatı bir karanlık içinde yarattı. Üzerlerine nurundan saçtı. O nurdan isabet alan saadete erdi… O nurdan isabet almayan da şekavette kaldı"

Mealindeki bir hadis-i Rasûlullah, bize bu konuda ışık tutan çok önemli bir açıklamadır.

Peki, bu ve benzeri hadis-i şeriflerde anlatılan olay nedir ve niçin böyledir?

Kâinatta mevcut olup, algılayabildiğimiz veya algılayamadığımız her şey, hep Allah‘ın bir veya birkaç isminin manasının ortaya çıkmasıyla var olmuş şeylerdir.

Allah, kendisinde mevcut olan bu özellikleri seyir için kâinatı "yok"tan, kendi isimleriyle, o isimlerin anlamlarıyla var etmiştir.

İşte bu sebeple, ister "said" lik denilen hâl olsun, ister "şaki”lik denilen hâl olsun, her ikisi de belirli Allah isimlerinin zuhuru sebebiyledir.

Evet, "ALLAH Adıyla İşaret Edilen”, aşikâr etmek istediği, seyir etmeyi dilediği her manaya uygun bir suret yaratmış ve onları belirli fonksiyonları yerine getirmek üzere programlamıştır. Artık herkes, kendi takdirinin gereklerini yerine getirecektir.

 

Ne said, şaki olur; ne de şaki, bundan sonra said olur!

Bu hususta anlaşılması gereken çok önemli bir nokta şudur…

Allah‘ın indinde, 5 milyar insan şaki olmuş, 300 milyon insan said olmuş, bunların hiç bir önemi yoktur!

İnsan bedeninde üç-beş hücre veya bundan çok daha küçük boyutlardaki üç-beş bakterinin yeri ne ise; Allah indinde beş-on milyar dünyanın da yeri belki odur!

Eğer bu gerçeği iyi idrâk edebilirsek, fark ederiz ki, hüküm ve takdirin değişmesini düşünmek abesle iştigaldir! Yapılacak iş, elden geldiğince gelecekte içinde olacağımız “Sistem”i anlamak ve o şartlara göre kendimizi hazırlamaktır!

Şunu iyi anlayalım;

Vücudun aldığı gıdaların posasının üzerinden geçtiği alt tarafımızdaki hücreler nasıl ki,

"Biz niye dil üzerindeki hücreler olmadık, o her an nice lezzetleri tadıyor! Hâlbuki bizim üzerimizden o gıdaların posası geçiyor ki insanoğlu pis necis diye o posadan tiksiniyor! Öyle ise bizim suçumuz neydi ki burada yer aldık? " diyemiyorsa… Her bir birim de yer aldığı planda görevini isteyerek veya istemeyerek ifa edecektir!

Öyle ise akıllı olan değirmenlere karşı savaşmaz, akıntıyı arkasına alarak en gerçekçi bir biçimde, en güzel çalışmalarla, yarın pişmanlık duymayacağı hedefe ulaşmaya çalışır.

 

 “MUTLU”, SEVDİĞİYLE BERABER OLMAK İÇİN

BEDELİNİ ÖDER.

BEDBAHT İSE PAHASINI ÖDEMEKTEN KAÇINARAK

BU İMKÂNI TEPER!

 

‘’Bedbaht’’ o kişidir ki, ahirette beraber olmak istediği kişiyle, kafaca dünyada beraber olma imkânı olduğu halde, pahasını ödemekten kaçınarak, bu imkânı teper!

“Mutlu” odur ki, sevdiğiyle beraber olmak uğruna bedelini öder!

Bedbaht, ebedi saadeti terk edip birkaç saniyelik dünya nimetiyle iktifa eder!

Mutlu, ebedi yaşamı düşünerek, sayılı saniyelerin gamıyla, zamanını boşa geçirmekten imtina eder!

Sayılı ve sonluyu, sonsuza değişenlerden olmaktan Rabbime sığınırım!

 

SAİDLİK VEYA ŞAKİLİK SONRADAN ASLA DEĞİŞMEZ! 

 

Gerek "said" oluş ve gerekse "şaki" oluş ezelî bir hükmü ilâhî sonucudur! Said, daha sonra çalışmalarıyla, yaptıklarıyla şaki olmaz; şaki de, yapabileceği tüm çalışmalarına rağmen, sonradan said olmaz. Hüküm, ezelde kesin olarak verilmiştir; bunu sonradan değiştirebilecek hiç bir güç de mevcut değildir.

 

Bu konuda Allah‘ın hükmünün kesin olup, kişinin sonradan yapacağı çalışmalar ile asla değişmeyeceğini, "İNSAN ve SIRLARI", Hazreti MUHAMMED’İN açıkladığı "ALLAH" ve "AKIL ve İMAN" isimli kitaplarımızın "KADER" bahislerinde pek çok hadis-i şerif ile açıklığa kavuşturduk elimizden geldiğince. Arzu edenler "KADER" konusunun gerçeğini bu kitaplardan inceleyebilirler.

 

 

 

 

 

 

 

Word Dosyası Olarak Hazırlayan: Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s