Düşmanlara göre BU MİLLETİ YIKMANIN EN KISA YOLU

 

 

Düşmanlara göre

BU MİLLETİ YIKMANIN EN KISA YOLU

 

Bu zafer yurtta, İslam âleminde büyük sevinç ve şükürlerle, coşkuyla kutlanırken, düşman dünyanın dili tutulmuştu. Akılları başlarından gitmişti. Deli tavuğa dönmüşlerdi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Çoğunlukla da bunu İngilizlerin stratejik bir hatasına bağlıyorlardı. İngiltere’de halk o zamanın Amirallik Dairesi Lordu Churchill’e baş kaldırmıştı. Fakat o suskundu. Halkının sözlerini duyuyor ve anlıyordu. Halk:

— Biz sana dünyanın en güçlü donanmasını verdik. Elinde doğru dürüst bir silahı olmayan Müslüman Türk’e bizi mağlup ettin. Olmaz böyle şey diye bağırıyorlardı.

Köşkünden çıktı. Büyük bir havuzun başında durdu. Hamsi gibi birkaç küçük balık aldı. Havuza attı. Orada bulunan üç gence: “Girin ve bu balıkları elinizle yakalayın” dedi.

Gençler saatlerce uğraştılar fakat bir türlü yakalayamıyorlardı.

Churchill:

— Çıkın, dedi gençlere. Çıktılar, sonra halka dönerek; sizin hepinizi bu havuza soksam, bu balıkları elinizle yakalayamazsınız, ama ben elime bir kepçe alırım ve her gün bu havuzdan bir kepçe su dökerim. Bir zaman sonra suyunu bitiririm. Böylece ben hiç yorulmadan balıkları yakalamış olurum.

Halkın arasında kaynaşmalar başladı.

— Doğru, haklı diyorlardı.

Sonra Churchill:

— İşte, ey halkım! Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Arabıyla, Alevisiyle ve Sünnisiyle Müslüman Türk Milleti, İslam denizinin iffet ve namus denizinin, birlik ve beraberlik denizinin içinde yüzen balık gibidir. Biz de elimizle bu balığı yakalamaya çalışan, yani savaş yoluyla bunları yenmeğe uğraşan, ahmak balık avcısına benziyoruz. Bundan ders alacağız. Aynı hataya düşmeyeceğiz.

Bundan sonra yapacağımız şey:

“Müslüman Türk’ün iman ve İslam denizini kurutmak”

“Onları Kuran’dan ve İslam’dan ayırmak, tarihlerine sövdürmek, ahlaklarını bozmak, namus duygularını zayıflatarak yıkmak.

Kısaca onları, adı Türk veya Müslüman, ama kafası, aklı, ruhu ve yaşayışı İngiliz olan sürüler haline getirmek” olacaktır.

“Bu Kur’an, Müslümanların elinden alınmadığı takdirde, İngiliz İmparatorluğu’na rahat yoktur.

Halk, düşmanını yok edecek büyük bir silahı keşfetmenin sevinciyle dağıldı.

Çanakkale Zaferi ve bu olay, 18 Mart 1915 ‘de cereyan etmişti. Aradan geçen bunca yıldan sonra kendimize bakalım. Gençliğimize bakalım. Sokaklarımıza, evlerimize, dairelerimize bakalım. İngiliz’den ne derece farklıyız? Radyo, televizyon, basın ve yayın kurumları kime hizmet ediyor? Hangi amaca yönelik yayın yapıyorlar? Bu milletin alın teri, göz nuru ile alınan vergilerle yaşayan bu vasıtalar, Koca Seyitlerin, zifaf gecesinden çiçeği burnunda gelini bırakıp, Çanakkale’ye koşan kahraman Kasımların torunlarını dinlerinden ve imanlarından uzaklaştırmakla meşgul değiller mi?

Rüzgâr eken, fırtına biçer. “Bu tabii bir hadisedir. İşte olaylar, ihtilaller, cinayetler ve işte kurbanlar, binlerce, on binlerce.”

         Vatanın bütünlüğüne, devletin bekasına, bayrağa açıktan düşmanlık yaptıkları halde milli kültür ve yapımıza uymayan yıkıcı çalışmalara niçin izin verilir? “Hıristiyanlık propagandasına” resmen prim verilir. Niçin bütün bunlar? Aynı şey için. Yıllarca önce Churchill’in dediğini gerçekleştirmek için. Çünkü: “Küfür tek millettir”. Hepsi aynı hedefe vurur.

 

MİSYONERLERİN İTİRAFI

 

Daha 1915’lerde söylenen bu planı bakın misyoner teşkilatının lideri Louis Massignon’ın misyonerler zirvesinde yaptığı konuşmada nasıl uyguladıklarını ve başardıklarını misyonerler zirvesinde şöyle itiraf ediyor:

“Müslümanların her şeyini tahrip ettik, mahvettik. Dinleri, İnançları, Ahlakları, Dine Bağlılıkları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli ve manevi değerlerini batılı hayat tarzı potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ ten uzaklaştırdık, İslamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kuran-ı Kerim öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık.

Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyorlar. EHLİSÜNNET İTİKADI BAŞTA GELEN DÜŞMANIMIZDIR. Bu itikadı geçmişteki sapık inanç olarak gösterdik, hâlbuki gerçek İslam bu idi. ( Bazı Radyo Televizyon programlarına bakın ) Son yıllarda ise Müslüman görünen bazı ilahiyatçı profesörlerle ( mesela Namaz 3 vakit mi 5 vakit mi? Örtü Allah’ın bir emri mi yoksa siyasi bir öğe mi? gibi yapmacık polemiklerle ) 15 Asırlık dinlerini, itikatlarını ve ibadetlerini aralarında tartışılır hale getirdik. Böylece Müslümanları derin bir boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolaylaştı. Şimdi siz maaş bağlayarak, vize vaadiyle yurt dışında iş imkânı ve hatta nikâh dışı fuhuşu kullanarak Müslümanları Hıristiyan yapınız.”…

 

 

 

 

M. Recep AKGEMİK’ in “BEYAZ DUVAKLA” isimli kitabından alınmıştır.

Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

                                                                                                  

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s