İslam’da Modern, Demokrat, Ilımlı Müslüman ve Aşırılık Yoktur

 

 

İslam’da Modern, Demokrat, Ilımlı Müslüman ve Aşırılık Yoktur

 

İslam tarihini inceleyen her fert, modern veya ılımlı Müslüman tanımlamalarıyla karşılaşması imkânsızdır. Çünkü bu iki terim ne Resulullah zamanında ne de İslam devletinde görülmüştür. Bu tür tanımlamalar, İslam devletinin kaldırılmasıyla ortaya çıkmış ve günümüzde dozu daha da artmıştır.

 

Tarihimizde Müslümanlar takvalarıyla, imanlarıyla ve Rabb’lerine olan korkularıyla tanınırken bugün modern, demokrat veya ılımlı Müslüman olarak sınıflara ayrılmıştır. Oysaki üç grup insan vardır:

 

  • Allah’a iman eden Müslüman,
  • Hakkı örten kâfir ve…
  • Ve içinden gerçek anlamda iman etmemiş olup, dışından Müslüman görünen münafık ki, bu tip insanlar da aslı itibariyle kâfirdirler.

“Kimi insanlar var ki; <Allah’a ve Ahiret Günü’ne inandık> derler, ama aslında inanmamışlardır.” (Bakara 8)

 

Çünkü insan ya Hakkı kabul eder, ya da reddeder. Ya Müslüman ya da kâfirdir.

 

İslam beldelerindeki yöneticiler halkla ne kadar aynı dili konuşuyorlar olsalar da onların anlayacağı dilden asla konuşmazlar. Halk Müslüman olduğu için anlayacağı dil elbette ki İslami kavramları açık bir şekilde ortaya koyan dildir. Yöneticiler direk batılı gibi konuşsa Müslümanlar hemen uyanır ve yöneticilerin gerçek yüzlerini tanır. İslami kavramlarla konuşsalar, bu kendilerinin düşüncelerine ters düştüğünü anlarlar. Bu yüzden iki yolun ortasını bulmuşlardır. Aslını Batı’dan alıp üzerinde kullandıkları kavramlar da İslami kavramlardır. Bu durumda Müslümanlar temeline bakmaksızın o kavramlara aldanarak “Başımızdaki yöneticiler iyi Müslümanlar” diyecek konuma geldiler. Böylece bu hain yöneticiler de hedeflerinde başarılı olmuşlardır. Örneğin: demokrasi veya laiklik, bizim hiç bilmediğimiz tanımadığımız kelimelerdir, bunların temeli Batı’dan alınmıştır. Üzerini ise “özgürlükle, herkesin istediği gibi yaşamasıyla” biraz süsleyerek insanlara dayatmışlardır.

 

Yine demokrat, ılımlı, modern terimler İslam’dan olmayıp, biz Müslümanlara aslında çok yabancı kelimelerdir. Ama öyle süslenmiştir ki, Müslümanlar bunları maalesef benimsemişlerdir.

 

Küfür ideolojilerine dayalı olan bütün nizamları reddedip, İslam Devletini kurmak için çalışanlara “aşırı” derler. Bir Müslüman, İslam Devletine talip değilse, sadece taklide dayalı imanı varsa ve atalarından gördüğü gibi ibadet ediyorsa, “ılımlı veya muhafazakâr” derler. Müslüman olup Batılı gibi veya günün şartlarına göre yaşayanlara ise “modern” derler. İşte bütün bunları hazırlayan ve bu şekilde isimlendirenler kâfirlerdir. Gayeleri Müslümanları birbirine düşürmek ki, maalesef bunu da başarmış oldular. Nasıl mı? Ilımlı veya modern Müslümanlar, aşırı diye isimlendirilen mücahit ve mücahitlerden korkar ve nefret edecek konuma geldiler. İmanları taklidi bir imana dayanmayan, Allah’ın hükümlerine bağlı olan ve İslam Devleti kurmak için canlarını ortaya koyan Müslümanlardan ilişkilerini kestiler. Hatta bu kişilere İslam’ı saptırıyorlar gözüyle bakmaktalar…

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kâfirler veya yandaşları hiçbir zaman direk olarak saldırıda bulunmazlar. Çünkü biliyorlar ki, direk olarak açık bir şekilde saldırırlarsa Müslümanlar bunu hemen fark edeceklerdir. Bu yüzden endirekt saldırırlar, bunu da bir takım üsluplarla yaparlar. Mesela Modern Müslüman’ı bize şu şekilde öğretmişlerdir:

 

“Modern Müslüman, Kuran’ın çağdışı kalmış olduğunu ve İslam’ın günümüzde geçerli olmadığını düşünen insan değildir. Asıl gayesi İslam’ı günün şartlarıyla değerlendirip, yobazlık ve bağnazlıktan uzak kalarak yaşamaktan başka bir şey değildir.”

 

Bu cümle ilk duyulduğunda veya okunduğunda ve yüzeysel bir bakışla bakıldığında yanlış bir şey görülmeyebilir. Lakin dikkatli ve aydın bir bakışla okunduğunda büyük bir yanlışlık görülür; birbirine zıt olan iki cümle… Öncelikle İslam’ın geri kalmamış olduğunu, bu çağda da yaşanması gerektiğinden bahsetse de, ikinci cümlede, günün şartlarına göre yaşanması gerektiğinden bahsediliyor. Yani günün şartlarına bakıldığı zaman okullara başörtüsüyle girmek yasaksa, başörtüsü takılmayabilir. Yine günün şartlarına göre herkes faiz alıyorsa, hatta ev veya iş sahibi olmak için faiz mecbur koşuluyorsa, faizi almakta bir sakınca kalmıyor. Oysa diğer taraftan Rabbimizin:

 

“Başörtülerini yakalarına sarkıtsınlar.” (Nur 31)

 

“Faiz yiyenler şeytan tarafından çarpılmış kimseler gibi ayağa kalkarlar. Bu onların “alış-veriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış-verişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Kim kendisine Rabbinden bir öğüt gelir gelmez faiz yemeye son verirse, geçmişte aldığı faizler kendisinden geri alınmaz. Onun işi Allah’a kalmıştır. Fakat kimler tekrar faizciliğe geri dönerlerse onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.” (Bakara 275) Ayetleri unutulmuş oluyor.

 

İşte bahsettikleri modernlik budur! Müslümanlar fikren düşündüğü için bu büyük yanlışlığı göremiyor ve “ben içkimi de içerim, dışarıda açık da gezerim ama namazımı da kılarım”, “kumar da oynasam, zina da yapsam en kral Müslüman’ım” diyecek duruma düşüyorlar ne yazık ki…

 

Demokrat Müslüman’a gelince “Barış içinde bir arada yaşama” ilkesi diye adlandırılır. Herkesin istediği dini yaşadığı, kimsenin kimseye karışmadığı ve kâfirle dost olunduğu bir düşünme tarzı da denilebilir. Peki, bir Müslüman demokrat olabilir mi? Bunun için önce demokrasinin tarifine bakalım:

 

  1. Çoğunluğunun yönetimi,
  2. Halkın, politik gücünün kaynağı olduğu ve…
  3. Toplum içinde bireyler arası eşitlik ve saygı ilkesine dayanan idare şekli…

 

Demokrasinin tarifinden dahi, Müslüman’ın demokrat olmaması gerektiği aşikâr ortadadır. Çünkü demokrasi batıl (İslam dışı) olan bir yönetim şeklidir. Onu alan, benimseyen küfre girmiş olur. Durum bu kadar tehlikeli olmasına rağmen demokrasiyi savunan ve hatta “demokrasi olmadan hiçbir hedefe ulaşılamaz” diyen Müslümanlar mevcut… Çünkü diğer batıl kavramlar gibi demokrasi de bizim bir parçamızmış gibi yansıtıldı…

 

Ilımlı, modern veya demokrat kavramları İslam’danmış gibi gösterilmesi sonucunda, Müslümanlar bu kavramları benimsediler ve her biri kendini bu kategorilerden birine koydular. Bunu kabul etmeleri yetmiyormuş gibi “aşırı” diye adlandırılan Müslümanlara da savaş açtılar. Böylece kâfir ve yandaşları da hedeflerine kolaylıkla ulaşmış oldular.

 

İslam, bu kavramlardan hiç birini kabul etmez. Bizi bağlayan ve ilgilendiren yalnızca Allahû Teâlâ’nın bize indirdiği fikirler ve gösterdiği yoldur. Yani İslam’ın düşüncesi ve metodudur. Bu nedenle biz bunları anlamak ve tatbik etmek için Resulullah’ın çalışma metoduna bakarız. O İslam’ı nasıl yaşamışsa, biz de o şekilde yaşarız. Resulullah’ın çalışma metoduna baktığımızda;

 

O, İslam’ın temel akidesi olan Kelime-i Tevhidi yeryüzüne hâkim kılmak için insanları bu akideye davet etmiştir. Bunu yaparken de hiç kimseye yapmacıkta bulunmamış ve taviz vermemiştir. Ne demokrat, ne ılımlı ne de modern olmuştur. Tevhidi yeryüzüne hâkim kılana kadar da bu böyle devam etmiştir. İslam Devleti kurmasıyla birlikte başlayan silahlı çalışma (cihad) da kâfirlere tavizde bulunmadığı gibi onlara karşı da yumuşamamıştır. Ve kâfirleri Allahû Teâlâ’nın emri üzerine düşman olarak kabul etmiştir. Onlara yağmacılık yapmamıştır.

 

Bugün biz Müslümanlara düşen görev, Resulullah’ın çalıştığı gibi çalışmaktır. Eğer aşırılık İslam’ı bütünüyle yaşamaksa, bu durumda Allah’ın Resulü Muhammed (s.a.v.) de aşırıydı (!). Peki, bunu söylemeye cesaret edebilirler mi? Bunu söylemeleri Resulullah’a hakaret olacağı gibi Müslümanların tepkilerini alacaklarını çok iyi bilirler. Ama aynı hareketi Müslümanlara yapmakta çekinmezler 

 

Evet, İslam’da modern, demokrat ve ılımlı Müslüman yoktur. Ve İslam, aşırılığı da barındırmaz! Çünkü İslam’da bu terimler yoktur ve İslam’ın akidesine taban tabana zıttır. Kim bunları bilerek veya idrak ederek İslam’ın bir parçası olduğunu söylerse veya kabul ederse küfre girmiş olur.

 

Kâfir ve yandaşlarının tek hedefi yeryüzünde tek güç sahibi olmaktır. Güç sahibi olmak içinde, en güçlü olan ideolojiyi kaldırmak durumundadırlar. “En kuvvetli, sağlam olan ideoloji de şüphesiz İslam’dır!” İstedikleri İslam’ı tamamen kaldırmaktır ve bunun içinde bizi İslam’dan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapmaktalar… Bu terimleri çıkartmaları, İslam’dan bir parça olarak göstermeleri, planlarından biridir. Bu yüzden Müslümanların bu konuda gerçekten çok uyanık olmaları gerekir…

 

Bugün teknoloji genişlemiş, mekân değişmiş olabilir. Ama değişmeyen bir şey var ki, o da İslam’dır. Zamanın değişmesi ile mana ve cevherin değişmeyeceğini, değişenin sadece ve sadece vesile ile üslupların olduğunu ve bu açıdan da İslam’ın her zaman ve her yerde geçerliliğini koruduğuna kesin ve hiç şüphesiz iman etmemiz gerekiyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Word Dosyası Olarak Hazırlayan: Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s