Kıssadan Hisseden Tebessüm İçin 01

 

Kıssadan Hisseden Tebessüm İçin 01

 

 

1.25 Boyunda, simsiyah saçlı, yeşil gözlü, 80 yaşında kaynanam kaybolmuştur. Görenler insaniyet namına görmezden gelsin! Lütfen…

 

 

Kadının biri denize girer ve tek başına açılmaya başlar. Az sonra bikinisinin altının düştüğünü fark eder. Ne yapacağım diye düşünürken bir tahta parçası bulur ve önüne örter. Sahile çıkar ve herkes oraya bakıp güler. Kadın önüne kapattığı tahtaya bakar ve ne görsün…

“DERİNLİK 2 METRE, 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER GİREMEZ”

 

 

Kadın kocasına sorar: “popomu nasıl buluyorsun?” diye..

 Adam cevap verir: “çamaşır makinesi gibi!”..

Kadın bozulur elbette ama bozuntuya da vermez durumu.

Gece olur, adam kadını arzular ve “karıcığım sevişmeye ne dersin?” der.

Kadın: “küçücük bir şey için koskoca çamaşır makinesini çalıştıramam”,

“Bir zahmet elinde çitileyiver!”…

 

 

Adamın biri;

 

Otobüsle giderken Bolu Dağında verilen molada hemen tuvalete koşturdu.

Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş bir kabin bulup kendisini oraya attı.

Tam oturmuştu ki, yan kabinden bir ses “Merhaba” dedi!

Adam şaşkın, “Merhaba?” diye cevap verdi.

Ses devam etti: “Nasılsın?”

İlk defa başına böyle bir şey geliyordu…

Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: “Sağ ol iyiyim. Sen nasılsın?”

Ses sordu: “Ne yapıyorsun?”

Biran tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Düşündü ve yanıtladı:

“Ben” dedi, “İstanbul’dan Ankara’ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?”

Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi.

“Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekâlı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım…”…

 

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş.

Profesör kaşlarını çatarak: ‘ Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz! ‘
Öğrenci: ‘ O zaman ben uçtum…’

Profesör cevaba çok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavı başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış.

Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekilde cevaplamış.

Profesör öğrenciye: ‘ Sana son bir soru soracağım ‘ demiş;

Yolda yürürken iki çuval bulduğunu hayal et, birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi çuvalı alırsın?

Öğrenci: ‘ Para olan çuvalı seçerdim…’

Profesör: ‘ Ben akıl olan çuvalı seçerdim…’

Öğrenci: ‘ Normal! Kimde ne eksikse onu seçer…’

Profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin sınav kâğıdında not yerine ‘ Öküz ‘ yazmış… Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış.

Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış : ‘ Sayın profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz.’ Demiş…

 

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve âşık olduğunu, evlenmek istediğini ve tanıştırmak istediğini söyler. Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini ve annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister. Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir. Otururlar, bir süre sohbet ederler.

Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar:

‘Tahmin ettin mi’ diye.

Anne duraksamadan cevap verir:

Ortadaki kızıl saçlı…’ Oğlan hayretle annesine sorar:

‘İnanamıyorum anne. Bir seferde bildin. Ama nasıl?’

 Anne cevap verir:

‘Bir tek ondan hoşlanmadım!

 

 

 

 

 On iki yaşındaki oğlan on dört yaşındaki amcaoğluna soruyor:

— Ağabey ablam nişanlanıyor biliyorsun…
— Yaz sonu nikâh varmış, bizim evde de konuşuyorlardı.
— Ben sana bir şey sormak istiyorum…
— Söyle…
— Bu nişan dedikleri ne? Evde sordum, ‘Eh evlenecekler işte’ diyorlar ama nişanlanınca ne oluyor, onu anlayabilmiş değilim.
— Hmmm… Zor soru, bak ben sana bir örnekle anlatayım…
— Dinliyorum.
— Diyelim ki Şubat’ta yarıyıl karnesini aldın, hepsini pekiyi getirdin. Sana bir bisiklet alıyorlar ve ‘Haziran’da bütün dersleri pekiyi getir, sınıfı geç, bu bisiklet senin’ diyorlar. İşte Şubat ile Haziran arasındaki o süre var ya, bisiklet senin ama binemiyorsun; o süreye ‘nişanlılık dönemi’ deniyor.
— Haa şimdi anladım, bisikletin var, evde duruyor; sen ona bakıyorsun o sana bakıyor; ama binemiyorsun ta ki sınıfı geçene kadar. Peki, dokunmaya izin var mı?
— Vallahi onu ben de tam bilemiyorum; binmek kesinkes yasak da, galiba ziliyle oynayabiliyorsun.

 

Temel çok güzel bir Rus kadınıyla evlenen Dursun’un karısına kafayı takmış.

Ne yapsam da bu kadınla birlikte olsam diye içi içini yiyormuş.

Bir gün Temel dayanamayıp Eva’nın yanına gitmiş.

—Temel: “Senden çok hoşlandım, seninle birlikte olmak istiyorum!” der.

—Eva: “Hay hay, neden olmasın ama 100 dolarını alırım!”…

—Temel: “Tamam o zaman ben hemen para ayarlayayım!” der.

—Eva: “Müsait olunca ben seni ararım gelirsin!” der.

Ertesi gün Eva, Dursun gittikten sonra Temel’i aramış…

—Eva: Temel’e “100 doların hazırsa hemen gel!” der.

—Temel: “Hazır hazır, hemen geliyorum!”…

Temel 100 doları Eva’ya verdikten sonra işi bitirmişler ve Temel evden çıkıp gitmiş. Akşam Dursun eve geldiğinde…

—Dursun: “Hanım, Temel bugün buraya geldi mi?”

—Eva: “Şey… Geldi Dursun…”

—Dursun: “Peki, sana 100 dolar verdi mi?”

—Eva: “Şey… Dursun… Beni dinle… Şey… Verdi…”

—Dursun: “Temel sabah koştura koştura yanıma geldi, ‘Dursun bana acil 100 dolar lazım, öğleden sonra size uğrar yengeye bırakırım!’ dedi…”

—Ula bu Temel çok dürüst adam yaa…

 

 

Temel İtalya’da Fiat fabrikasında çalışan bir işçi…

 

Dönemin Sovyet lideri Krusçev resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelmiş.

Programda Fiat tesisleri de var.

 

Fabrikanın tezgâhları arasında dolaşırken Temel’e rastlamış. Herkesin gözü önünde “Vay Temel…” diye sarılıp kucaklaşmış… Orada ayaküstü sohbet etmişler…

 

Tüm protokol bu dostluktan şaşkın… Konuk gittikten sonra patron Temel’i çağırtıp Krusçev’i nereden tanıdığını sormuş. Temel “Hiç…” demiş, “Ben eskiden komünisttim… 1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ya göndermişti. Orada tanışmıştım…”

 

Olay unutulmuş, üç beş ay sonra bu kez Amerika başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya. Yine aynı program ve fabrika ziyareti… Tezgâhların arasında “Vay Temel – Vay Nixon” muhabbeti…

 

İyice meraklanan patron ziyaretten sonra Temel’i yine çağırtmış, soru aynı soru…

 

“Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım, New York’ta başım polisle belaya girdi. Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı, beni o savunmuştu…” Olay bu kadarla kalsa iyi, iki ay sonra Fransa başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca, patron Agnelli derin bunalımlara girmiş. Kendisini tanıyan yok, yanında çalışan Temel’in uluslar arası çevresi var…

 

         De Gaulle’ü nereden tanıyorsun?

         Nazilere karşı Paris’te yer altı savaşı yapıyorduk; özel kuryesiydim…

         Sen herkesi tanır mısın?

         Evet, hemen hemen… Patron iyice hırslanmış:

         Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin!?

         Temel gülmüş; “Tabii, yakın arkadaşım…”

 

Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış:

 

         İspatla! İspatlayamazsan kovarım!

 

Temel:

 

         Tamam, bu Pazar Vatikan meydanında olun. Papa balkondan halkı takdis ederken ben de yanında olacağım.

 

Patron pazarı iple çekmiş. Vatikan’da Papayı bekleyen kalabalığın arasına karışıp, beklemeye başlamış… Bir süre sonra Papa balkona çıkmış, yanında da Temel…

 

Kalabalığa bakıp, patronu bulmaya çalışıyor…

 

O sırada bir kargaşa olmuş, biri bayılmış.

Temel bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papaya “Bana müsaade” deyip meydana koşmuş, Agnelli yerde yatıyor; bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor…

 

Temel çevresindekilere: “Bu benim patronumdur, ne oldu?” diye sorunca biri cevap vermiş:

 

         Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı. Japonlardan biri senin patrona dönüp: “Şu sağdaki bizim Temel, ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı…

 

 

 

TEMEL İŞ GÖRÜŞMESİNDE

 

Temel iş görüşmesine gitmiş, patron ve müdürlerden oluşan bir heyetin önüne çıkarmışlar:

Patron bakmış ki karşısındaki lazdır başlamış kafa bulmaya ‘bak seni sevdim çok kolay soracağım, söyle bakalım:’

– Kara yolunda gider, yolcu taşır, şoför kullanır, bu nedir?
Temel hemen atılmış:
– Otobüs!
Patron:
– Olmadı; bunun Mercedes’i var, Ford’u var, bilemedin…

İkinci soruyu soracağım söyle bakalım:
Havada uçar, pilot kullanır, bu nedir?
Temel yine atlar:
– Uçak!
Patron:
– Ama yine olmadı, yolcu uçağı var, savaş uçağı var, kaybettin.

Temel üzgün üzgün çıkarken patrona dönüp:
– Bir soru da ben sorabilir miyim?
Patron:
– Tabii hakkın, sor bakalım, der.
Temel:
– Kadınların iki bacağı arasında bulunur, üremeye yarar, bu nedir?
Patron hemen o malum cevabı verir.
Temel:
– Ama olmadı, ananınki var, ebeninki var. . . .   :):)

 

 

 

 

 

 

 

 

Word Dosyası Olarak Hazırlayan Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s