Şeytanın Hileleri I

 

 

 

 

ŞEYTANIN

 

HİLELERİ

 

 

         SECERETÜL KEVN

 

       Muhyiddîn-i ARABÎ

 

 

 

              Şelale Yayınevi

Beyazsaray kitapçılar çarşısı

                          No: 32-Beyazıt-İST.

 

 

 

 

 

 

 

 

Şelale Yayınları Cep Kitapları Serisi No: 10

Şelale Yayınları No: 31

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSTEME ADRESİ:

Şelale Yayınları

Beyazsaray No: 32

Tel: 20 78 53 – Beyazıt – İst.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                         Word Dosyası Olarak Hazırlayan: Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

ŞEYTANIN HİLELERİ

 

 

       Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun… Salât ve selâm Efendimiz Emin Peygamber Muhammed’e…

 

Sonra, O’nun pâk âline… Ve ashabının tümüne olsun.

 

İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri’nden naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor.

 

       — Bir gün Resulullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evine toplanmıştık… Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi:

 

       Ev sahibi:

 

        — İçeridekiler… Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var görülecek bir işim var…

 

       Bunun üzerine, herkes Resulullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı.

 

       Orada ve her zaman büyük O’ydu. İzin O’ndan çıkacaktı…

 

       Resulullah (s.a.v.) Efendimiz duruma vâkıf oldu ve:

 

       — “Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?” buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik:

 

       — En iyi bilen Allah ve Resulü’dür.

 

       Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz:

 

       — “O, lâin İblistir.  – Şeytandır. – Allah’ın lâneti onun üzerine olsun…”

 

Buyurunca hemen Hz. Ömer:

 

    Ya Resulullah, bana izin veriniz onu öldüreyim, dedi.

 

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:

 

        — “Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir… Öldürmeyi bırak.”

 

       Sonra şöyle buyurdu:

 

       — “Kapıyı ona açın gelsin… O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz…”

 

       Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani Râviden. Şöyle anlattı:

 

    Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü.

Bir de baktık ki; şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi.

 

Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da bir manda dudağına benziyordu.

 

       Sonra şöyle bir selâm verdi:

 

       — Selâm sana Ya Muhammed! Selâm size ey cemaat-ı müslimin.

 

       Onun bu selâmına Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şu şekilde mukabelede bulundu:

 

— “Selâm Allah’ındır ya lâin.”

 

Sonra şöyle buyurdu:

 

— “Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?”

 

Şeytan şöyle anlattı:

 

— Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

 

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

 

— “Nedir o mecburiyet?”

 

Şeytan anlattı:

 

— İzzet sahibi Rabbin katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:

 

        — Allahû Teâlâ sana emir veriyor. Muhammed’e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile.

 

O’na gideceksin ve Âdemoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir O’na.

 

        Sonra O ne sorarsa doğrusunu diyeceksin.

 

Sonra Allahû Teâlâ buyurdu ki:

 

— Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen… Seni kül ederim. Rüzgâr savurur… Düşmanlarının önünde seni rüsvay ederim.

 

— İşte böyle Ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim.

 

— Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

 

       Bundan sonra Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu:

 

        — “Mademki sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir?”

 

        Şeytan şu cevabı verdi:

 

— Sensin Ya Muhammed… Allah’ın yaratıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur.

 

        Sonra senin gibi kim olabilir ki?

 

        Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

 

       — “Benden sonra en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?”

 

       Şeytan anlattı:

 

       — Muttaki bir gence ki… Varlığını Allah yoluna vermiştir.

 

       Bundan sonra, sual – cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resulullah efendimiz sordu; şeytan anlattı.

 

       — “Sonra kimi sevmezsin?”

 

        — Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan âlimi.

 

        — “Sonra?”

 

        — Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz… Halinden şikâyet etmez.

 

        — “Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin?”

 

        — Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz, her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden saymaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez.

 

        Hâsılı onun sabrını; halinden, tavrından ve şikâyet etmeyişinden anlarım.

 

        — “Sonra kim?”

 

        — Şükreden zengin.

 

        — “Peki, ama o zenginin şükreden olduğunu nereden anlarsın?”

 

        — Onu görürsen ki aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki o şükreden bir zengindir.

 

       Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu:

 

       — “Peki, ümmetim namaza kalkınca senin halin nice olur?”

 

        — Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

 

        — “Neden böyle olursun ya lâin?”

 

        — Çünkü bir kul, Allah rızası için secde ederse bir derece yükselir.

 

        — “Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?”

 

        — O zaman bağlanırım. Ta, onlar iftar edinceye kadar.

 

— “Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?”

 

— O zaman da çıldırırım.

 

— “Peki ya Kuran okudukları zaman nasıl olursun?”

 

        — O zaman da eririm, tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

 

        — “Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır?”

 

        — Ha… işte o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

 

        Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu:

 

       — “Neden öyle testereyle ikiye biçilirsin ya Ebâ Mürre?”

 

       Bunun üzerine iblis:

 

       — Onu da anlatayım… dedikten sonra anlatmaya başladı:

       

        — Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki:

       

1.              Allahû Teâlâ, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

 

2.              O sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

 

3.              Allahû Teâlâ, onun verdiği sadakayı Cehennem ile arasında bir perde yapar.

 

4.              Allahû Teâlâ, belayı, sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.

 

Bundan sonra Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu:

 

— “Ebu Bekir için ne dersin?”

 

İblis buna şu cevabı verdi:

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s