Şeytanın Hileleri II

— O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi… İslam’a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?

 

        — “Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?”

 

        İblis buna şu cevabı verdi:

 

       — Allah’a yemin ederim ki, her gördüğüm yerde Ondan kaçtım.

 

        — “Peki, Osman b. Affan için ne dersin?”

 

        — Ondan utanırım… Hem de çok… Nasıl ki, Rahman’ın melekleri de Ondan utanırlar…

 

        — “Peki, Ali b. Ebu Talib için ne dersin?”

 

        İblis şu cevabı verdi:

 

       — Ah O’nun elinden bir kurtulsam… O, kendi başına kalsa, ben kendi başıma kalsam… O, beni bıraksa… Ben de O’nu bıraksam; ama O beni bırakmaz.

 

        Resulullah (s.a.v.) Efendimiz yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevapları da kısmen bitirdikten sonra şöyle buyurdu:

 

       — “Ümmetime saadet ihsan eden, seni de ta, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah’a hamd olsun.”

 

       Resulullah (s.a.v.) Efendimizin o cümlesini duyan lâin şöyle dedi:

 

        — Heyhat, heyhat… Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah durursun? Ben onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a yemin ederim ki, onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve âlimlerini, ümmilerini ve okumuşlarını… Fâcirlerini ve abidlerini… Hâsılı, bunların hiç biri elimden kurtulamaz.

 

        Fakat Allah’ın halis kullarını… Evet, bunları azdıramam.

 

        Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

 

       — “Sana göre ihlâs sahibi muhlis kullar kimlerdir?”

 

       Bu suale iblis şu cevabı verdi:

 

       — Bilmez misin Ya Muhammed? Bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever… O, Allah için bir ihlâsa sahip değildir.

 

        Bir kimseyi görsem ki; dirhemini ve dinarını sevmez; övülmekten, methedilmekten hoşlanmaz… Bilirim ki o ihlâs sahibidir… Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği sürece kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misiniz ki; mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misiniz ki; Ya Muhammed, baş olma sevgisi büyük günahların en büyükleri arasındadır.

 

       İblis anlatmaya devam etti:

 

— Ya Muhammed, bilmez misin? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini, bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra… O her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.

 

        Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

 

        Bir kısmını gençlere yolladım.

 

        Bir kısmını meşayihe saldım.

 

        Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.

 

        Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince… Onlarla da bizimkiler istedikleri gibi oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.  

 

        Onlar bunların yanına girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden diğerine hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki, başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye…

 

        İşte böylece onlardan ihlâsı alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti ihlâssız yaparlar gayri… Ama bu hallerinin farkında olamazlar.

 

        İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikâyesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi:

 

       — Bilmez misin Ya Muhammed, Rahip Barsisî; tam yetmiş yıl ihlâs ile Allah’a ibadet etti.

 

        Bu ibadetleri sonunda ona öyle bir hal ihlâs edilmişti ki, her dua ettiği hasta duası bereketiyle şifâyap oluyordu.

 

        Onun peşine takılıp hiç bırakmadım… Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki;  Allahû Teâlâ, aziz kitabında, onu şöyle anlatır:

 

        — “Şeytanın hali gibidir ki; o insana:

 

        — Kâfir ol…

       

Dedi… Vaktaki o kâfir oldu; bu defa da ona şöyle dedi:

 

        — Ben senden uzağım… Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

 

       İblis bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı…

 

YALAN!

 

       — Bilmez misin Ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim.

 

        Her kim yalan söylerse… O benim dostumdur.

 

        Her kim yalan yere yemin ederse o da benim sevgilimdir.

 

        Bilmez misin Ya Muhammed, ben Âdem’e ve Havva’ya yalan yere Allah adına and içtim.

 

        — “Muhakkak ben size nasihat ediyorum…”

 

        Dedim… Bunu yaparım, çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

 

GIYBET – KOĞUCULUK!

 

        Gıybet ve koğuculuğa gelince… Onlar da benim meyvelerim ve şenliğimdir.

 

NİKÂH ÜZERİNE YEMİN ETMEK!

 

        — Her kim talâk üzerine yemin ederse… Günahkâr olacağından endişe edilir, isterse bir defa olsun isterse doğru bir şey üzerine olsun, her kim talâkı ağzına alırsa, bu hakikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile Kıyamet’e kadar meydana getirecekleri çocuklar da hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talâk kelimesi yüzünden hepsi Cehennem’e girer.

 

NAMAZ!

 

        — Ya Muhammed, namazı an be an tehir edene gelince… Onu da anlatayım.

 

        O, her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.

 

        — Henüz vakit var. Sen de meşgulsün, hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.

 

        Böylece o, vaktinin dışında namazını kılar… Ve bu sebepten onun kıldığı namazı yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse ona insan şeytanlarından birini yollarım…

 

Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O bunda da beni mağlup ederse… Bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazın içinde iken…

 

        — Sağa bak… Sola bak…

 

        Derim… O da bakar… O ki öyle yaptı… Yüzünü okşar, alnından öperim. Bundan sonra ona:

 

        — Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın.

 

        Derim ve böylece onun huzurunu bozarım.

 

        Sen de bilirsin ki Ya Muhammed! Her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa Allah onun namazını kabul etmez. Yüzüne atar.

 

        Bunda da mağlup olursam… Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona: Çabuk, çabuk kılmasını emrederim. O da başlar namazını çabuk kılmaya. Tıpkı horozun gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi.

 

        Bu işi ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam, bu sefer cemaatla namaz kılarken, onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükûdan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rükû yaptırırım.

 

        İşte… O böyle yaptığı için Kıyamet Günü, Allah onun başını eşekbaşına çevirir. O kimse, bunda da beni yenerse bu defa ona namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece o, beni tesbih edenlerden olur.

 

Ama ona bu işi namazda yaptırmaya muvaffak olursam, şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa… Onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

 

       Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti:

 

       — Sen, ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki? Ben onlara tuzaklar kurarım… Ne tuzaklar…

 

        Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:

 

        — Namaz size göre değil. O, Allah’ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.

 

        Sonra hastalara giderim.

 

        — Namaz kılmayı bırak. Derim… Çünkü Allahû Teâlâ “Hastalara zorluk yok” buyurdu… İyi olduğun zaman çokça kılarsın. Ve böylece, o namazını bırakır. Hatta küfre de girebilir. Şayet o hastalığında namazı terk ederek ölüp giderse… Allah’ın huzuruna çıkarken Allahû Teâlâ’yı öfkeli bulur.

 

        Sonra şöyle dedi:

 

       — Ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun…

 

        Sonra… Eğer yalan varsa… Allah’tan dile; beni kül eylesin.

 

 

       İblis bundan sonra, konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi:

 

       — Ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun? Hâlbuki ben onların altıda birini dinden çıkardım.

 

        Bundan sonra… Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ona, yani iblis’e aşağıdaki şekilde bazı kısa sorular sordu. O da bunlara cevap verdi.

 

       — “Ya lâin, senin oturma arkadaşın kim?”

 

        — Faiz yiyen.

 

        — “Dostun kim?”

 

        — Zina eden.

 

        — “Yatak arkadaşın kim?”

 

        — Sarhoş.

 

        — “Misafirin kim?”

 

        — Hırsız.

 

        — “Elçin kim?”

 

        — Sihirbazlar.

 

        — “Gözünün nuru nedir?”

 

        — Karı boşamak.

 

        — “Sevgilin kim?”

 

        — Cuma namazını bırakanlar.

 

        Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:

 

       — “Ya lâin, senin kalbini ne kırar?”

 

        — Allah yolunda cihada giden atların kişnemesi…

 

        — “Peki, senin cismini ne eritir?”

 

        — Tevbe edenlerin tevbesi.

 

        — “Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?”

 

        — Gece ve gündüz Allah’a yapılan istiğfar.

 

        — “Peki, yüzünü ne buruşturur?”

 

        — Gizli sadaka.

 

        — “Peki, gözlerini kör eden nedir?”

 

        — Gece namazı.

 

        — “Peki, başını eğdiren nedir?”

 

        — Çokça cemaatle kılınan namaz.

 

        Resulullah (s.a.v.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s