AKIL

 

                                                                                        ***AKIL***

 

Aklın iki boyutu vardır;

Birincisi avam boyutu…

Yaşadığı süreci göz önüne alarak, yapacağı işleri düzenler… Ölüm ötesini aklına getirmez! Ömrünü dünyevi değerlere göre düşünür. Bütün ömrü boyunca, kendisine yarar sağlayacak şeyleri tasarlar.

Aklın ikinci mertebesi ve makbul olanı ise; ölüm ötesini düşünüp ölüm ötesi hayata göre yaşamını düzenler.. Programa alır.

 

Akıl, derin tefekküre yöneldiğinde; beden, zarûretsiz eylemlerden uzaklaşır!. Akıl durursa beden hareket eder, zekâ çalışır!. Akıl adamı terkederse, ‘’deli’’; adam, aklı terkederse, ‘’meczûb’’ derler!.

 

Kuvvetli bir akıl, tefekküre götürür. Kuvvetli tefekkür, haşyeti getirir.

Ne diyor âyette?.

“Allah’tan ancak âlim olanlar haşyet duyar!”

“Haşyet duyabilen” derken şunu unutmayalım…

Haşyet, duygu değildir!. Haşyet, tefekkür sonucu oluşur.

Tefekkürün sonucunda oluşan haşyetin hissettirdikleri vardır.

 

Eğer düşünen, akıllı bir insan olarak yaşamak istiyorsak, sadece fikirleri eleştireceğiz. İnsanlar hakkında hiçbir yorumda, değer yargısında bulunmayacağız. Çünkü, bir insanı yargılayıp hüküm verebilmemiz için, o insanın bütün düşünce dünyasına, niyetlerine âşina olmamız gerekir ki, bu da, mümkün değil!.

Demek ki, akıl olmadan iman olmaz!.

Akıl, bir bilineni diğer bir bilinene bağlamak suretiyle derin tefekküre ulaşır.

Tefekkür, düşünce devreye girince de, iman başlar.

Ancak elbette ki bu, tefekkürün en alt seviyesidir ki, semeresi de “Taklidî iman”dır. Bunun tahkike dönmesi ise çok daha kapsamlı aklı ve dolayısıyla tefekkürü gerektirir.

 

Aklın muhatabı, mantığa dayanan sistemdir!

 

Kur’ân-ı Kerîm‘de sürekli olarak;

"Biz size çeşitli misâller serdediyoruz, bütün bunları hâlâ tefekkür etmeyecek misiniz, düşünmeyecek misiniz, bunlardan ibret almayacak mısınız" gibi ikazlar yer almaktadır.

 

Aklın en kısası, ölümün ötesinde başına gelebilecekleri düşünendir.

 

Sevgin, sahip olmayı; aklın ise, terketmeyi emreder!..

 

Alt bilinç aynı zamanda “kişinin şeytanı” diye de tanımlanır. Alt bilincin üretimi olan fikrî faaliyetin kaynağı zekâdır.

Bunu kontrol edebilen mekanizma ise üst bilinç yâni akıldır.

 

Zeki kişi o anki menfaatine göre ne gerekiyorsa onu derhal bulup gereğini tatbik eder.

Zekâ kısa vadelidir, günlük çözümler içindir.

Akıl ise uzun vadeli bakışlar ve değerlendirmeler getirir.

Zeki kişi günlük menfaatlerinin gerektirdiği bir biçimde yaşar. Akıllı kişi ise geleceği düşünerek hayatına yön verir.

Zeki insanlar, geçici dünya menfaatleri peşinde koşarlar! Hırslıdırlar… DoyumsuzdurlarKriterleri, insanların beğenisi ve alkışlarıdır! Beyinlerinde ördükleri kozanın sonuçta bilinçlerine ne getireceğini idrâk edecek akıldan da yoksundurlar!

Akıllı insanlar, ebedî yaşamı esas alarak, içinde bulundukları günleri bu esasa göre değerlendirirler… Siyaset, para vs. gibi geçici dünyalık çıkarlar umurlarında değildir! Amaçları kozalarını kalınlaştırmak değil, Allah’a ermelerine engel olan kozalarından kurtulmaktır!

 

Çoğunlukta zekâ vardır, pek az insanda akıl!

Dünyalık şeylere zekânla ulaşabilirsin belki, ama “Allah”a asla! İslâm’ı, akıllı insan değerlendirebilir!. Nasihat, akıllı içindir.

 

Aptal insan, değiştiremeyeceği ânın sıkıntıları içinde boğulur; Akıllı adam da, değiştiremeyeceği sıkıntılı ânı keyife dönüştürür..

 

Sarhoş mu kim?.. Seyrinde kendini kaybeden!..

Mutlu mu?.. Dileği olmayan!..

Huzur mu?… Gerçeğin âleminde yaşayanın hâli!..

Budala mı?… Benliğini gösterme çabasında olan!..

İlim mi?.. Özündeki mükemmeliyet!..

Akıllı mı?.. Hakikatını değerlendirebilen!..

 

Akıllı olmuş-bitmişe razı olur… Ahmak, balığı kavakta yaşatma mücadelesi verir, başaramadıkça  da  kendine kahreder!..

 

Zeki insan, ateist olur; akıllı insan, "Allah"a imân eder!. "Bühl" ise tanrısıyladır!.

Aptallar arasında en az aptal olan, akıllı demek değildir!…. Aptallar arasında en az aptal olan, akıllı kabul edilse bile!.

 

İnsanların, düşünemeyen türünün perdesidir “İsim”ler…

Düşünemeyen insanlar, “isim”lere takılır ve orada kalır!… İsim ile işaret olunan “Kavram”lar onlar için çok bir şey ifade etmez.

O “ismin işaret ettiği anlam ya da kavramı, herkes, kendi kafasında, diğerinden bir başka türlü anladığı için de, hiç bir ortak sonuca varılamaz…

Oysa akıllı adamlar tartışırken, önce “kavram”da mutâbakat arar; sonra o kavrama işaret eden çeşitli isimleri bire indirgerler.

Yaşamda, akıllı insanlar için daima önemli olan, “kavram”dır; “işlev”dir!.

Eğer, hâlâ isimlerle, lâkap ve ünvanlarla uğraşıp; “kavram” ve “işlev”i değerlendirerek, ona göre sonuca gidemiyorsak; iki sağırın banka diyaloğu devam ediyor demektir.

 

Aklın bir zayıf noktası vardır. O zayıf noktası dolayısı ile de zekâ oyunlarına gelerek vehmin hükmü altına girmesi ihtimali sözkonusudur.

Akıl, daima eldeki mevcut donelere göre, bunları birbirine bağlayarak bir sonuç elde eder. Beş duyu kanalından gelen bilgiler bir kaba konur. Akıl onları bileştirir ve neticede bir sonuç çıkarır; buna göre de kendine bir yön çizer.

Akıl seni daima maddenin ötesindeki bir boyutta kendini bulup değerlendirmeye yönelik biçimde düşünmeğe sevk eder. Çünkü akıl çok geniş boyutta düşünür. Çok kapsamlı olarak meseleleri ele alarak, bunları birbirine bağlayarak yeni yeni sonuçlar çıkartmağa sevk eder… Bu çalışmayı yaptığın zaman otomatikman mânevi âleme girersin; madde dünyasından çıkarsın!

Ne varki aklın, bu gelen fikirleri her an gerektiği gibi değerlendirememesi tehlikesi vardır. Zira vehim "nefs" üzerinde ağır basar.

İnsan için eğer “şer” diye kabul edilebilecek bir şey varsa o da vehim’dir. Vehimden daha şerli bir şey yoktur!

Eğer aklınla vehmi hükmün altına alırsan velâyetin en üst mertebesine çıkarsın!

 

Herkes”in kaç kişi?.

Kendimizi aldatmak, yaptığımız işi mâzur göstermek için çoğumuz pek çok zaman bu kelimenin, kavramın ardına sığınırız…

 

Herkes”!

Bazen birkaç arkadaşındır “herkes”… Bazen anan-baban; bazen kardeşlerin… Bazen komşundur; bazen işyerindeki birkaç insan!

Ya geride kalan milyarlarca insan?. Onların değer yargıları, bakış açıları?…

Esasen bu kelimeyi, hep kendi fikrimizi güçlü göstermek istediğimizde kullanırız, başkalarına karşı!.

Zayıf insanın, ya da zayıf aklın, zayıf düşüncenin, aczin savunma kalkanıdır,herkes”!.

Kuvvetli kişiliğin, kapsamlı düşünen akıllı beynin, “herkes”e ihtiyacı yoktur!.

Bu beyinler, kişiler, araştırırlar, soruştururlar, düşünürler ve doğruluğuna hükmettikleri şeyi herkese rağmen uygularlar!. Onların ağzından “herkes” kelimesini duymazsınız!… Onlar yaşamlarına “herkes”e göre yön vermezler!.

Fazilet, “herkes” gibi, “herkes”e göre değil; ilme göre, ilmin doğrultusunda kendi aklınla ve mantığınla yaşamaktadır!.

 

Hz.Rasûlullah Efendimiz:

-Allahû Teâlâ AKILDAN daha değerli bir şey yaratmamıştır!.. buyurmuştur.

Yine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti Âli’ye hitâben şöyle buyurmuştur:

-İnsanlar güzel ameller ve iyilikleriyle yaklaşıyorsa Allahû Teâlâ’ya, sen de AKLIN ile yaklaş!.

Yine Hazreti Rasûlullah Ebû derdâ radıya’llâhu anha şöyle demiştir:

AKLINI ARTTIR Kİ ALLAH’A YAKLAŞASIN!.

 -Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlullah, aklımı nasıl arttırabilirim ki?..

-Allahû Teâlâ’nın yasaklarından kaçın, emirlerini tut!. Ki böylece akıllı olasın.

 

Yine Hazreti Ömer, Ebû Hureyre ve Ubeyy b. Kâb radıyallâhu anhüm hazretleri huzuru Rasûlullah‘a gelerek Sâid b. Müseyyeb’den rivâyet edildiği üzere şöyle sordular:

-Yâ Rasûlullah!. İnsanların en âlimi kimdir?..

-Akıllı olandır!..

-En çok ibadette olanı kimdir?..

-En çok akıllı olan!..

-İnsanların en faziletlisi kimdir?..

-En akıllı olan!

-Yâ Rasûlullah, akıllı kimse, mürüvvet sahibi, cömert, konuştuğunu bilen ve hatırı sayılan kişi değil midir?..

“-Bütün bu saydıklarımız dünyalık ve dünyaya ait şeylerdir. Âhiret ise korunanlarındır."

 

Bir insan zekî olabilir; fakat yeterince akıllı olmayabilir!

Akıllı olabilir; zekî olmayabilir!

Hem zekâsı hem de aklı kıt olabilir!

Hem zekî ve hem de akıllı olabilir! Çünkü zekâ, Merkür`ün ruhâniyetinden kaynaklanır; akıl ise Satürn ve Uranüs tesirleri ile meydana gelir.

 

Akıl, Satürn`ün ruhâniyetinden gelir. Fakat Satürn`ün ruhâniyetinden meydana gelen akıl, maddi bir akıldır. Dünyaya ve maddeye dönüktür.

Satürn tamamen maddeye dönük bir akıl verir; yâni bu kişi maddeyi ne yönde nasıl değerlendireceğini iyi bilir.

 

İnsandaki duygu, his, aklı bastırır. Aklı bastıran güç duygudur, hislerdir. Bunu yaşamımızda, günlük hayatımızda görürüz. Pek çok zaman aklımız mantığımız bize A şıkkı doğrudur derken, hislerimiz B yi gösterir ve biz gider B yi yaparız.

Yani insanda akla tahakküm eden, akla sözünü geçiren güç, duygulardır; hislerdir. Zaten erkeği yönetenin kadın olmasının sebebi de burdadır; bu sırdadır.

Bugün hep “erkekler üstündür” derler ama çoğunlukla erkekleri güden, kadınlardır! Erkeğe yön veren, kadınlardır.

Temelde ağırlıklı olarak oströjen hormonunun beyni etkilemesi dolayısıyla kadında duygusallık, hisler ağırdır. Erkek ise androjen hormonunun gelişmesi oranında akıllıdır. Meselâ erkeği hadım edin, androjen hormonunun salgısı gerilesin, eskiden hadımağalar vardı.. Harem sisteminde hadım edilmiş… Bunlarda akıl zayıflamıştır gerilemiştir. Bunlarda akli fonksiyonlar dumura uğrar.

 

Yaşamınız boyunca her gün sayısız olaylarla karşılaşıyorsunuz… Bu sayısız olaylar içinde insanları veya olayları değerlendirip de : “Bu budur… Şu şudur.” dediğiniz anda yüzde 99 ihtimalle yanılıyorsunuzdur.

O konu hakkında sizin bildiğiniz ne kadardır?.. Bilemedikleriniz ne kadar?..

O insanın bir davranış ortaya koyarken, hangi gerekçelerle hareket ettiğini bilebiliyor musunuz?.. Onu yaparken ki NİYETİNİ biliyor muydunuz?. Hayır!.

“FİİLLER NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR” hükmünü duymadınız mı?.

Peki o kişinin niyetini bilemediğinize göre, o insanı siz nasıl yaptığıyla değerlendirip, yargılayabilirsiniz?.

Akıllı insan, insanları değil, fikirleri eleştirir.

İnsanları eleştiren ise, kendisinin akıllı olmadığını dile getiriyordur, o eleştirisi ile…

Eğer düşünen, akıllı bir insan olarak yaşamak istiyorsak, sadece fikirleri eleştireceğiz. İnsanlar hakkında hiçbir yorumda, değer yargısında bulunmayacağız.

Çünkü, bir insanı yargılayıp hüküm verebilmemiz için, o insanın bütün düşünce dünyasına, niyetlerine âşina olmamız gerekir ki, bu da, mümkün değil!.

 

Uranüs`ten gelen akıl, "aklı kül"den yansımadır! Çok geniş boyutlu, madde ötesine dönük düşünceleri meydana getirir. Madde ötesine dönük düşünceler Şiron`un uygun açıyla beslemesi hâlinde “hidâyet” dediğimiz "ALLAH"a ve özüne yönelme tesirlerini meydana getirir.

Uranüs`ün ruhâniyetinden feyz alan kişi maddi nesnelere hiç bakmaz, değer vermez. Tamamen madde ötesi soyut değerler ve nesnelerle ilgilenir.. Yâni, gerçek âlemin, madde ötesi bir yapı olduğunu idrâk eder. Ona yönelir.

 

Her kimde Aklı Kül zâhir olursa bu Cebrail’dendir.

Cebrail, görevli olarak Rasûl ve Nebilere zâhir olur… Ancak Vâris-i Rasûlullah olan Evliyaullah da âlemlere dönük ilmini Cebrail’den alır.

İşte bu ilmi idrak değerlendirme ve zâhire çıkarma hâlinin adı, “AKIL”dır!

Bu akıldan daha büyük zenginlik olmaz! Çünkü bunun dışındaki sahip olduğun veya olacağın herşey bırakıp terkedeceğin şeydir.

İşte Rasûlullah’ın “akıldan daha büyük zenginlik olmaz!” hadisinden benim anladığım mânâ da budur.

 

Artık, iman et ve yürü; aklı başında kaç gün yaşayacağını Allah bilir!.

Ahmed Hulûsi

 

 

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s