KUDSİ HADİS 03

 

12. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Size bahşettiğim nimeti hatırlayın ve ahdime (emrime) vefa gösterin ki, ben de size verdiğim ahdi yerine getireyim. Bir de (ahde vefasızlık hususunda) benden korkun. ((43 Buhârî, Tevhîd, 35, Bed’ü’l-Halk, 8; Müslim, İmân, 312; Tirmizî, Cennet, 15; İbn Mâce, Zühd, 39; Dârimî, Rikâk, 98, 105; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/313, 438 Bakara 2/40.))

 

Yola kılavuzsuz çıkamayacağın gibi cennete de amel dışında hiçbir yolla ulaşamazsın. Yorulmaksızın mal toplanamayacağı gibi bana ibadet üzere sabretmeksizin de cennete giremezsin. Öyleyse Allah’a (farzların yanında) nafile ibadetlerle yaklaş.

 

Benim rızamı, miskinlerin (garip ve çaresiz kimselerin) sizden razı olmasında arayın. Rahmetimi âlimlerin meclislerinde bekleyin. Zira benim rahmetim göz açıp kapama süresince, dahi onlardan ayrılmaz."

 

Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

 

"Ey Musa, söyleyeceğimi iyi dinle! Şu bir gerçektir ki, kim bir miskine karşı kibirlenirse kıyamet günü onu karınca suretinde (küçük, hor ve hakir bir halde) haşrederim. Miskine karşı tevazu göstereni dünya ve Ahiret’te yüceltirim. Her kim, bir miskinin sırlarını (özel hayatını) açığa çıkarıp utandırmak için uğraşırsa kıyamet günü onu, bütün gizli halleri açık bir halde haşrederim.

 

Kim bir fakire hakaret edip onu küçük düşürürse bana karşı harp ilân etmiş demektir.

 

Kim bana iman ederse meleklerim dünya ve Ahiret’te onunla musafaha eder."

 

 

13. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Nice (ilim ve ibadetle kalpte parlayan) ışıklar vardır ki, onu kötü arzuların rüzgârı söndürmüştür. Nice ibadet edenler vardır ki, kendini beğenme duygusu onları felâkete götürmüştür.

 

Nice zenginler vardır ki, zenginlik onları ifsat etmiştir.

 

Nice fakirler vardır ki, fakirlik onları bozmuştur.

 

Nice sıhhatli kişiler vardır ki, afiyette olmak onları yoldan çıkarmıştır.

 

Nice âlimler vardır ki, ilim onları saptırmıştır.

 

Nice cahiller de vardır ki, cehaletleri onları helake sürüklemiştir.

 

Eğer aranızda çokça rükû eden yaşlılar, takvaya sarılmış gençler, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı (yaptığınız isyanlar yüzünden) üzerinizdeki göğü demir, yeri kuru bir çöl ve toprağı da safi kül yapardım. Böylece gökten bir damla olsun yağmur yağdırmaz, yerden bir tek yeşillik çıkartmaz ve üzerinize azabı daimî kılardım."

 

 

14. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Bana olan ihtiyacınız kadarınca benden isteyin. Ateşe dayanabileceğiniz kadar bana isyan edin.

 

Ecelinizin uzak, rızkınızın elinizin altında ve günahınızın gizli olduğuna bakıp aldanmayın.

 

O’nun zâtı hariç her şey helak olacaktır. Hüküm O’na aittir ve sonuçta O’na döndürüleceksiniz."

 

 

15. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Dinin sağlam ve güzel olursa amelin, kanın ve bedenin de güzel olur. Dinin bozuk olursa amelin, bedenin ve kanın da bozuk olur.

 

İnsanları aydınlattığı halde kendini yakıp kül eden çıra gibi olma. Dünya sevgisini kalbinden çıkar. Çünkü ben dünya sevgisi ile benim sevgimi asla bir kalpte birleştirmem. Kasas 28/88.

 

Rızk toplama hususunda nefsini zorlama; zira rızk paylaştırılmış haldedir. Hırslı kişi mahrum kalır, cimri ise kınanır. Nimet daimî değildir. İşlerin lâzım olmayan yönlerinin araştırılması hayır getirmez. Ecel bellidir. Hak ise malûmdur.

 

Allah’ın kuluna verdiği en hayırlı hikmet, huşudur (Allah korkusu). En hayırlı zenginlik, kanaattir. En hayırlı azık, takvadır. Kalbe ikram edilen en hayırlı şey yakîndir. Size verilen en hayırlı şey ise afiyettir."

 

 

16. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

 

Sizler çoğu defa hayırları söyler ama zıddını işlersiniz. Kendinizin sakınmadığı nice şeylerden başkalarını sakındırırsınız. Nice şeyleri başkalarına emreder, fakat kendiniz yapmazsınız. Yine yiyemeyeceğiniz nice malı toplar ve tövbeyi günden güne, yıldan yıla ertelersiniz, sonra size mühlet verilmez.

 

Yoksa yanınızda ölüme karşı bir güvence mi var? Ya da cehenneme karşı bir kurtuluş beratınız mı mevcut? Yoksa cenneti hak edip kurtulduğunuza dair bir bilgiye mi sahipsiniz?

 

Sizinle rahman arasında bir rahmet (bağı) mı var?

 

Nimetler sizi şımarttı. İhsanlar sizi ifsat etti. Uzun emel sizi dünya ile aldattı. Sağlık ve afiyet içinde olmak sizi yanıltmasın; günleriniz belirli, nefesleriniz sayılıdır. Elinizde kalan ömrü kendi hesabınıza Ahiret için kullanın.

 

Ey Âdemoğlu! Sen her gün alıştığın işinle uğraşıp duruyorsun; fakat annenden doğduktan sonra her gün, ömründen birazını yok etmekte ve her geçen gün içine girene kadar seni kabre biraz daha yaklaştırmaktadır.

 

Ey Âdemoğlu! Sizin dünyadaki haliniz bala düşen sineğe benzemektedir; o bala her düşüşünde ona yapışıp içinde kalır. İşte siz de böylesiniz. Kendisini başkaları için ateşte yakıp yok eden odun gibi olmaktan sakın!"

 

 

17. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Sana emrettiğim gibi amel et ve seni sakındırdığım şeyden uzak dur. Böyle yaparsan sana öyle bir (manevî) hayat veririm ki (rahmetimle) ebediyen yaşarsın. Şunu bil, devamlı hayatta olup asla ölmeyecek olan benim. Ben bir şeye ‘ol’ dersem, o derhal olur.

 

Ey Âdemoğlu! Sözün tatlı ama amelin çirkin olursa sen münafıkların başısın demektir.

 

Dışın güzel ama için çirkin olursa helak olanlardan olursun. Böyle olanlar Allah’ı kandırmaya çalışanlardır. Oysa Allah kendi oyunlarıyla onları kandırmıştır. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve farkında değillerdir.

 

Ey Âdemoğlu! Cennete ancak benim azametime boyun eğen, gündüzlerini beni zikretmekle geçiren, yalnız benim için şehvetlerden el çekenler girer.

 

Ben (bana sığınan) garibi himaye ederim, fakiri emniyette tutarım, yetime ikramda bulunur, kendisi için merhametli bir baba gibi olurum. Dul kadınlara şefkatli kocaları gibi merhametle davranırım.

 

İşte her kim bu sıfatlara sahip olursa, onun duasına icabet ederim; bana dua ettiğinde karşılık verir ve benden bir şey istediğinde onun isteğini yerine getiririm."

 

 

18. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Beni kime şikâyet ediyorsun? Hâlbuki benim dengim ve benzerim yok ki şikâyet edesin!

 

Beni ne zamana kadar unutacaksın? Oysa benim sizden istediğim bu değildir.

 

Beni ne zamana kadar inkâr edeceksin? Hâlbuki ben kullarıma zulmedici değilim.

 

Ne zamana kadar nimetimi inkâr edeceksin? Ne zamana kadar kitabımı hafife alacaksın? Oysa ben sana güç yetiremeyeceğin şeyleri yüklemedim.

 

Ey Âdemoğlu! Ne zamana kadar isyanınla bana cefa edeceksin? Benden gayri rabbiniz yok iken, ne zamana kadar beni inkâr edeceksin?

                                                                                      

Hastalandığınızda benden başka hangi tabip size şifa verebilir ki? Fakat siz benden şikâyetçi olmakta ve kaderime kızmaktasınız. Gökten üzerinize yağmuru bolca ben indirdiğim halde siz, ‘İşte biz şu yıldız sayesinde yağmura kavuştuk’ diyorsunuz. Böylece beni inkâr etmiş, yıldıza iman etmiş oldunuz.

 

Zeyd b. Hâlid el-Cühenî şu hadisi nakleder: Resulullah (s.a.v) bize Hudeybiye’de henüz ortalık karanlıkken yağan yağmurun ıslaklığı üzerinde sabah namazını kıldırdı. Namazın ardından insanlara yönelerek, "Rabbinizin ne buyurduğunu biliyor musunuz?" dedi. Oradakiler, "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler. Resulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: "Allah şöyle buyuruyor: Kullarımdan kâfir ve mümin olarak sabahlayan vardır. ‘Allah’ın fazlı ve rahmetiyle yağmura kavuştuk’ diyenler bana iman edip yıldızları inkâr ettiler. ‘Falan yıldızın doğuşu ile yağmura kavuştuk’ diyenler ise beni inkâr edip yıldızlara iman ettiler." Bk. Buhârî, istiskâ’, 28; Müslim, İmân, 125; Ebû Dâvûd; Tıbb, 22, Nesâî, İstiskâ,16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/117.

 

Ben size rahmetimi belli bir ölçüde, hesaplı, belirli ve taksim edilmiş halde indiriyorum. Sizden birine üç günlük gıdası geldiği halde, o, ‘Ben kötü bir haldeyim, hayırdan mahrumum!’ deyip nimetimi inkâr ediyor.

 

Her kim malının zekâtını vermezse, kitabımı hafife almış olur.

 

Her kim namaz vaktinin girdiğini bildiği halde, onu yerine getirmek için harekete geçmezse, o benden gafildir."

 

 

19. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Sabırlı ve mütevazı ol ki, seni yücelteyim. Bana şükret ki, sana nimetimi artırayım.

Benden affını iste ki, seni bağışlayayım. Bana dua et ki, sana karşılık vereyim; tövbe et ki affedeyim.

 

Benden iste, vereyim, sadaka ver; malını bereketlendireyim. Akrabanla ilişkini devam ettir, ömrünü uzatayım.

 

Benden sıhhatle birlikte afiyet iste. Yine benden yalnızlıkta selâmet, bir şeye yöneldiğinde ihlâs, tövbende Allah’a karşı vera’ ve kanaatte zenginlik iste.

 

Ey Âdemoğlu! Karnın tam dolu iken ibadette manevî hazza ulaşmayı nasıl arzularsın? Mal sevgisi ile beraber Allah sevgisini nasıl umarsın? Fakirlikten korkar halde iken aynı anda Allah korkusuna nasıl sahip olursun? Dünyaya hırsla yapışmış haldeyken vera’yı nasıl beklersin? Miskinlerin rızasını almadan Allah’ın rızasını nasıl elde edersin? Cimrilikle rızaya nasıl ulaşırsın? Dünya sevgisi ve övülmek arzusu ile cennete girmeyi nasıl arzularsın? Az ilimle Ahiret saadetini nasıl umarsın?"

 

 

20. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey insanlar!

 

Tedbir gibi güzel geçim, halka zarar vermekten kaçınmak gibi vera’, edepten daha yüce bir muhabbet, tövbe gibi şefaatçi, ilim gibi ibadet yoktur.

 

Yine haşyet gibi dua, sabır gibi zafer, tevfik gibi saadet, akıldan daha güzel bir süs ve hilimden daha cana yakın bir arkadaş yoktur.

 

Ey Âdemoğlu! Vakitlerini bana ibadet etmeye ayır ki, kalbini zenginlikle doldurayım, rızkını bereketlendireyim ve vücuduna rahatlık vereyim.

 

Beni zikretmekten gafil olma! Gafil kaldığın takdirde kalbini fakirlikle doldurur, vücudunu yorgun ve halsiz kılar, göğsünü dert ve gama salarım. Ne kadar ömrün kaldığını görebilsen, düşünü kurduğun emellerden gönlünü çekerdin.

 

Ey Âdemoğlu! Sana bahşettiğim afiyet sayesinde bana kulluk etmeye güç buldun. Benim özel yardımımla, sana farz kıldığım ibadetleri yerine getirebildin. Benim rızkımı yiyerek bana karşı yaptığın isyana kuvvet buldun. Benim dilememle, istediklerini istiyorsun. Dilediğin her şey benim irademledir. Benim nimetimle ayakta duruyor, oturuyor ve dönüyorsun.

 

Benim korumam sayesinde geceliyor ve sabahlıyorsun. Benim ihsanım içinde yaşadın ve nimetim içinde dönüp durdun. Verdiğim afiyetle güzelleştin. Lâkin ardından beni unutup başkalarını hatırında tuttun. Neden benim hakkımı ve şükrümü eda etmedin?"

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s