KUDSİ HADİS 05

 

28. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey insanlar!

 

Fâni bir dünyaya ve sonu olan bir hayata nasıl rağbet ediyorsunuz? Hiç şüphesiz itaat edenler sekiz kapısından cennetlere girerler.

 

Her bir cennette yetmiş bin bahçe bulunmaktadır. Bu bahçelerden her birinde de yakuttan yapılma yetmiş bin köşk vardır. Bu köşklerde ise zümrütten yetmiş bin ev ve bu evlerin her birinde kırmızı altından yetmiş bin oda vardır. Bu odaların her birinde beyaz gümüşten yetmiş bin asma kat vardır ki, bu asma katların her birinde de yetmiş bin siyah renkli sofra bulunmaktadır.

 

Bu sofralardan her birinde mücevherden yapılma yetmiş bin tabak ve her tabakta yetmiş bin çeşit yemek vardır. Her bir asma katta kırmızı altından yetmiş bin yatak, bunların her birinde yetmiş bin ipek, kalın ve ince atlastan yapılmış yetmiş bin döşek bulunur. Yine yatakların her birinin yakınında içinden hayat suyu, süt, şarap ve balın aktığı yetmiş bin nehir vardır. Bu nehirlerin her birinin ortasında yetmiş bin çeşit meyve bulunur. Her bir evde yetmiş bin erguvandan çadır ve her bir döşekte de beyaz tenli gözde hurilerden biri bulunmaktadır. Bu hurilerin her birinin elinin altında henüz ergenliğe adım atmamış saklı cevherler misali yetmiş bin hizmetkâr kız vardır.

 

Her bir köşkün tepesinde yetmiş bin kubbe, her bir kubbede de kimsenin gözünün görmediği, kulağının işitmediği ve hiçbir beşerin hayal dahi edemeyeceği (güzellikte) rahman tarafından verilmiş yetmiş bin hediye, bulunmaktadır. Onlar için diledikleri meyveler, iştahla arzu duyacakları kuş etleri ve şahin gözlü, saklı incilere benzeyen huriler vardır. Bunlar onlara işledikleri iyi amellere karşılık bir mükâfat olarak verilir.

 

Cennetlikler cennette ölmez, yaşlanmaz ve üzülmezler. Oruç tutmaz, namaz kılmaz ve hastalanmazlar. Onların küçük veya büyük abdeste çıkmak gibi bir ihtiyaçları olmaz.

 

Onlar oradan çıkarılacak da değiller.

 

İşte her kim bu cennetlere girmeyi arzu eder, ikramımı, yakınlık ve nimetimi isterse; her işinde sadakat, dünyayı değersiz görmek ve aza kanaat etmek ile bana yaklaşsın."

 

 

29. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Mal benim malım, sen ise benim kulumsun. Benim malımdan sahip olacağın, ancak yiyip tükettiğin veya giyip eskittiğin yahut sadaka vererek ebedî kıldığın kısmıdır.

 

Bana ve sana ait olan şeyler üçe ayrılır: Biri bana, biri sana aittir. Diğeri de ikimiz arasındadır.

 

Bana ait olan senin ruhundur. Sana ait olan işlediğin amelindir. İkimizin arasında olan ise senin dua etmen, benim de duana karşılık vermemdir.

 

Ey Âdemoğlu! Şüpheli şeylerden sakın, verdiğime kanaat et, Ahiret’te beni görürsün. Bana ibadet edersen, bana ulaşırsın. Beni ararsan, bulursun.

 

Ey Âdemoğlu! Sen, işledikleri suçlar yüzünden cehenneme giren yöneticiler, isyan eden cahiller, haset eden âlimler, hain tüccarlar, kulun hiçbir amelinden mesul olmadığını söyleyen cahil kimseler, gösteriş yapan hayır sahipleri ve ibadet yapanlar, kibirli zenginler, yalancı fakirler gibi olacaksan; cenneti isteyenlerle ne ilgin olabilir?"

 

 

30. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak Müslüman olarak ölün.

 

Ey Âdemoğlu!

 

Amelsiz ilim, peşinden yağmur gelmeyen şimşek ve yıldırıma benzer.

 

İlimsiz amel, meyvesiz ağaç gibidir.

 

Ameli olmayan âlim, oksuz yaya benzer (hedefine ulaşamaz).

 

Zekâtsız mal, taş üzerine tuz ekmeye benzer (ondan bir hayır çıkmaz).

 

Ahmak birine yapılan öğüt, hayvanlara sunulan inci ve mücevhere benzer.

 

Kalbi katı olanın yanında bulunan ilim, içinde su bulunan taşa benzer (İçindeki su taşa etki edemediği gibi, kalbi katı kimseye de içindeki ilim tesir etmez).

 

İsteksiz kimselere verilen vaaz, kabirlerin yanında güzel sesle name okumaya benzer.

 

Haram maldan verilen sadaka, elbiseye bulaşan bir necaseti sidikle yıkamaya benzer.

 

Zekâtsız namaz, ruhu olmayan bedene benzer.

 

Tövbesi olmayan âlim, temelsiz kurulan eve benzer.

 

Onlar Allah’ın mekrinden (gizli imtihanından) güvende mi oldular? Hâlbuki helak olan kimselerden başkası Allah’ın mekrinden emin olmaz. A’râf 7/99."

 

 

31. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Ey Âdemoğlu!

 

Benim yanımdaki değerin, dünyaya olan meylin ve kalbinde taşıdığın muhabbetim kadardır. Zira ben dünya sevgisi ile benim sevgimi bir kalpte asla birleştirmem.

 

Ey Âdemoğlu! Takva sahibi ol, beni tanırsın. Açlık çek, beni görürsün. Yalnız bana ibadete yönel, bana ulaşırsın. Amelini gösterişten temiz tut, sana muhabbet elbisesini giydireyim. Beni zikretmek için vakit ayır, seni meleklerimin yanında anayım.

 

Ey Âdemoğlu! Kalbinde Allah’tan başkası varken ve sen O’ndan başkasından bir şey umarken, ne zamana kadar hem, ‘Allah her şeyden yücedir’ diyeceksin hem O’ndan başkasından korkmaya devam edeceksin?

 

Allah’ı hakkıyla tanısaydın, düşünceni O’ndan başkasıyla meşgul etmezdin, O’ndan başkasından korkmazdın ve O’nun zikrini dilinden hiç düşürmezdin.

 

Ey Âdemoğlu! Fakirlikten korktuğun kadar cehennemden korkmuş olsan, seni hiç ummadığın yerden rızıklandırırdım.

 

Ey Âdemoğlu! Dünyaya duyduğun rağbet kadar cennete rağbet etseydin, seni her iki âlemde de mesut kılardım. Bazılarınızın bazılarını zikrettiği kadar olsun beni zikretseydiniz, melekler sabah akşam sizi selâmlardı.

 

Dünyayı sevdiğiniz ölçüde benim için ibadet etmeyi sevseydiniz, peygamberlere ikram ettiğim nimetlerden size de ikramda bulunurdum. Kalplerinizi dünya sevgisiyle doldurmayın; onun yok olup gitmesi yakındır."

 

 

32. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Günah işlememek için göstereceğin azıcık sabır, senin için, cehennem azabının çoğuna sabretmenden daha kolaydır. Doğrusu O’nun azabı daimî olup geçici değildir.

 

Azıcık taat için sabretmen, sana içinde daimî nimetler barındıran uzun bir rahatlık kazandırır.

 

Ey Âdemoğlu! Rızkını başkasına yedirmeden önce benim sana vereceğimi ahdettiğim şeye güven. Ben senden vazgeçmeden evvel, sen dünyadan vazgeç.

 

Hesap gününde iyiliklerin yok olup gitmeden evvel kendini şüphelerden arındır. Ahireti zikrederek kalbini mamur et. Şunu bil ki, senin kabirden başka bir barınağın yoktur.

 

Ey Âdemoğlu! Cennete girme arzusu olan, hayırlı işlere koşar. Ateşten korkan kimse, kötülüklerden el çeker. Nefsini şehvetlerden (kötü arzulardan) meneden kimse, en üstün dereceleri elde eder.

 

Ey İmran oğlu Musa! Sen taharet (abdest) üzere değilken sana bir musibet erişirse, sakın kendinden başkasını kınama.

 

Ey Musa! Fakirlik, bir çeşit iyiliktir; ancak o, (nefis için) en büyük ölümdür.

 

Ey Musa! İstişare etmeden iş gören pişman olur. İstihare eden pişman olmaz."

 

 

33. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

 

"Amelleri ile gösteriş peşinde olan kimse, dağın zirvesine sırtında su taşıyan kimseye benzer. Ona yaptığı işten, ancak zorluk ve yorgunluk kalır. Kendisinin hiçbir ameli kabul edilmez. Bu kimse, her ne zaman su ile buluşsa, su onu yumuşatmaz (Gösterişçi de böyledir; birçok hayırlı amelle iç içe olur, fakat kalbi yumuşayıp ihlâs sahibi olmaz).

 

Ey Âdemoğlu! Ben ancak benim rızam için yapılan bir ameli kabul ederim. Ne mutlu ihlâs sahiplerine!

 

Ey Âdemoğlu! Fakirliğin sana doğru geldiğini gördüğünde, ona, ‘Ey salihlerin süsü ve şiarı, merhaba!’ de (onu gönül hoşluğu ile karşıla). Zenginliğin sana doğru geldiğini gördüğünde de, ‘Bu (işlediğim bir hatadan dolayı) bana peşin olarak verilmiş (Ahirete bırakılmış) bir cezadır’ de (hemen sevinmeyip dikkatli ol). Bir misafirin, (kimsenin ilgilenmediği için) bir yerde mahsur kaldığını görürsen (bunun vebalinden kork ve), ‘Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım!’ deyip onunla ilgilen.

 

Ey Âdemoğlu! Mal benimdir, sen benim kulumsun ve misafir de benim elçimdir. Nimetimi senden çekip almamdan korkmaz mısın? Rızk benim rızkımdır, sana düşen ise şükürdür. Bu şükrün faydası da sana dönecektir. Sana verdiğim nimetlerden dolayı bana hamdetmek istemez misin?

 

Ey Âdemoğlu! Yerine getirmen gereken üç emir vardır: Malının zekâtını vermen, akrabanı gözetip onun hukukunu koruman, ailene ve misafire karşı gerekeni yapman. Sana vacip kıldığım bu emirleri yerine getirmezsen, seni âlemlere ibret olacak şekilde cezalandırırım.

 

Ey Âdemoğlu! Ailenin hakkını gözetir gibi komşunun haklarına saygı göstermezsen, sana bakmam, amelini kabul etmem ve duana da icabet etmem.

 

Ey Âdemoğlu! Tıpkı senin gibi yaratılmış birine dayanıp bel bağlama; seni ona havale ederim (senden özel desteğimi çekerim). Yarattıklarıma kibirle muamele etme; çünkü senin aslın, erkeğin beli ile kadının göğüs kemiği arasından çıkan ve sidik kanalından dışarı atılan bir menidir.

 

Sana haram kıldığım şeye bakma; zira böcekler ilk önce gözlerinden yemeye başlayacaktır. Şunu bil ki, her bakış ve sevgiden dolayı hesaba çekileceksin.

 

Öyleyse yarın benim huzurumda hangi makamda olacağını düşün; çünkü ben bir an olsun senin gizli hallerinden gafil değilim. Hiç şüphesiz ben, kalplerin içinde saklı olan düşünceleri bilirim."

 

 

                                                          34. KUDSİ HADİS

 

Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

 

“Ey Âdemoğlu!

 

Bana hizmet et; ben bana hizmet edeni sever ve kullarımı onun hizmetine koştururum.

 

Sen, ömrünün geçip giden kısmında bana isyanının ne ölçüde olduğunu bilemezsin. Yine ömrünün kalan kısmında da bana ne derece isyan edeceğini bilemezsin.

 

Beni unutma, hatırında tut; zira ben dilediğim her şeyi yaparım. Bana kulluk et, çünkü sen zelil bir kulsun. Ben ise yüce olan rabbim.

 

Eğer kardeşlerin ve sevenlerin senin günahlarının kokusunu alabilseler ve senin işlediğin ameller hakkında benim bildiklerimi bilselerdi, (günahlarının kötü kokusundan dolayı) seninle oturmaz ve yakınlık kurmazlardı.

 

Nasıl oluyor da, ömrün annenin seni doğurduğu günden buyana eksilip dururken, günahların her geçen gün artıyor?

 

Ey Âdemoğlu! Gemisi battıktan sonra denizin ortasında etrafı dalgalarla çevriliyken bir tahta parçasına dokunmak zorunda kalan birinin uğradığı felaket, senin şuan içinde bulunduğun durumdan daha kötü değildir.

 

Günahlarının cezasını kesin olarak göreceğini kabul et; yaptığın hayırlı amellerinin kabulü hususunda ise korku içinde bulun.

 

Ey Âdemoğlu! Ben sana afiyet nazarı ile bakıyor ve günahlarını örtüyorum. Oysa benim sana ihtiyacım yok. Sen ise bana muhtaç olduğun halde isyan içindesin.

 

Ey Âdemoğlu! Ne zamana kadar böyle devam edeceksin? Fani olduğu halde dünyayı imar ediyorsun ve baki olduğu halde Ahireti harap bırakıyorsun.

 

Ey Âdemoğlu! Yarattıklarımı idare ediyor ama yine de zararlarından korkuyorsun.

 

Ey Âdemoğlu! Yer ve gök ehlinden herkes senin bağışlanman için talepte bulunsa bile senin günahların için ağlaman gerekir. Çünkü hangi hal üzere benimle karşılaşacağını bilmiyorsun.

 

Ey İmran oğlu Musa! Söyleyeceklerimi iyi dinle! Ben hakkı söylerim. İnsanlar onun şerrinden, zulmünden, hilesinden, haset, kin ve koğuculuğundan emin olmadıkça hiçbir kulum bana iman etmiş değildir.

 

Ey Musa, De ki: İşte bu, size rabbinizden gelen haktır. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Kehf 18/29.”

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s