ANNE-BABA ÇOCUK MODELİ

 

ANNE-BABA ÇOCUK MODELİ

 

Yürümeye yeni başlayan bir çocuk merdiven çıkarken iki basamağı çıktığı zaman dönüp arkasına zafer kazanmış bir komutan edasıyla bakar. Anne-Baba ne yapar “ tek başına beceremez”  diye basamağı tırmanmasına yardımcı olur ve böylece başlayan süreç hayat boyu devam eder. İlkokulda ödevlerini biz yaparız. Pek çok şeyi kendi başına yapabilecek yaşa geldiği halde yemek yemesine ve tuvalet temizliğine yardım ederiz. Lisede üniversite tercihlerini biz belirleriz. Üniversite bitince iş bulmasına biz yardımcı oluruz. Evlenecek çağa geldiğinde evleneceği kişiyi biz seçeriz ve otuz yaşına geldiğinde bir problemle karşılaştığında dönüp arkasına bakacaktır. Problemi çözecek gücü kendisinde bulamayacak annesini ve babasını arayacaktır.

 

Yetişkin -Yetişkin Modeli

Çocuğun merdiven çıkmasına bilinçli olarak karışmayan batı ülkelerinde ise muhtemelen çocuğun egosu güçlensin diye kendine güveni artsın diye seyirci kalmayı tercih ederler.

 

Örneğin bizler koruyucu anne babalar olarak, bağımlı, hayat boyunca birilerinin desteğine ihtiyaç duyacak bir insan yetiştiriyor olabiliriz. Çocuğunu sürekli olarak bir yetişkine davranıyormuş gibi davranan batılı ise belki kendine güvenen ve bireyselleşmiş bir insan yetiştiriyor. Fakat bu insan, yaşamı boyunca Ana-baba-çocuk ilişkisindeki sıcaklığı arayabilir. Ayrıca fazlaca bireyselleşmenin bedelini, toplumda yalnızlık çekerek ödeyebilir.

 

17 Ağustos depreminde göçük altında kalan evli 30 yaşında bir adamın babası oğlu kurtarıldığında ona öyle bir sarılmış ve duygu yüklü kelimeler sarf etmiş ki, 30 yaşına gelen oğluna ilk defa sevgisini belli etmiş. Bizler Türk toplumu olarak sevgimizi belli etmeyiz. Fakat bunun yanında da çok duygusal bir yapıya sahibizdir. 15 yıl birbirlerini görmeyen baba-oğul birbirlerine kavuşsa kaç kutu mendil gider?

 

Batı’da ise bir araya gelen baba-oğul hal hatırdan sonra bundan sonraki yaşamlarında birbirlerine başarılar diler ve oradan ayrılırlar.

 

En iyi çocuklar kimlerdir? Uslu çocuklardır. Yaramaz çocukları kimse sevmez. Çocuklar doğdukları günden itibaren, kendileri için yeni ve ilginç uyarıcılarla dolu bir dünyayı keşfe çıkarlar. Bu dönem de gördükleri her şeyi ağızlarına almaya çalışırlar; adeta dünyanın tadına bakarlar yürümeye başladıktan sonra ise her gördüklerine el uzatırlar. (aslında bu davranışları bir yaramazlık değil zihinsel gelişimleri için bir etkinliktir) İşte bu noktada ana-babalar, ana-babalık etmeye başlarlar. Çocuğun, araştırma ruhunu, spontanlığını bastırmaya başlarlar ana-babasının kafasında upuzun bir ellenmemesi gerekenler listesi vardır. Bağırılarak, cezalandırılarak çocukların bunlara ellememeleri sağlanır. Artık uslu olan çocuk, iğneleri, makasları, hamurları vs. ellemez, şimdilik iyi fakat yarın okula gittiğinde bu sefer kitaplara da ellemez. Bu durumda ana-baba üzülerek şu soruyu sorar: Harçlığı var rahatı yerinde, odası sıcak bu çocuk neden çalışmıyor?

 

Bizler ana-baba çocuk modeliyle yetişkin çocuklar yetiştiriyoruz. İki arkadaş yemeğe gider ne yiyeceğini arkadaşına sorar, elbise almaya gider arkadaşımız beğenir vs.

 

Çocukları aktif dinlediğimizi iddia ederiz. Onları gazete okurken veya televizyon seyrederken dinleriz. İngilizler ise çocuk bir şey söylerken onunla göz kontağı kurarlar. Siz 25–30 yıl önceki İstanbul haritasıyla İstanbul’da gezebilir misiniz? Gideceğiniz yere gidebilir misiniz? Hayır. Bu nedenle 25–30 yıl önceki yöntemlerle çocuk yetiştiremezsiniz.

 

Evde en büyük oda hangisidir? Misafir odası.

 

Evde çocuğun giremeyeceği oda hangisidir? Misafir odası. Evde yenilmeyen yemekler ne zaman yapılır? Misafir geldiği zaman. Hiç kullanılmayan çatal- kaşık vs. ne zaman çıkarılır? Misafir geldiğinde. Bizler sadece ana-baba çocuk modelini çocuklarımıza uygulamayız, gelen misafire de aynı uygulama devam eder. Bizler çocukların gelişim evreleri özelliklerini bilmezsek iletişim bozukluğu olur. Üç yaşındaki çocuk meraklı olur. Altı yaşındaki çocuk çok soru sorar vs. Bu dönemdeki çocukların en önemli silahı ağlamaktır. Ağlayarak her işi yaptırırlar. Batıda 3–4 saat çocuklu bir araçta seyahat edersiniz de bir tek ağlayan çocuk bulamazsınız.

 

 

Üç tür fare öldürme yöntemi vardır:

 

 

Fizyolojik: Fareye terlik fırlatırsın ölür.

 

Biyolojik: Fareyi suda boğarak öldürürsün.

 

Psikolojik: Fare yanından gelip geçer, onu yok sayarsın.

 

Değersizlik hissine kapılan fare, beyninden salgılanan bir madde midesini deler ve ölür.

 

Örnekte olduğu gibi çocuklara yapabileceğimiz en kötü şey onu yok saymaktır. Değersizlik hissine kapılan çocuklar kendi özgüvenlerini sağlayamazlar.

 

 

                                                        Word Dosyası Olarak Hazırlayan: Sertan ÇOBANOĞLU sertancobanoglu@hotmail.com

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s